“Diktatör bozuntusu”!

Muhalefette insanların demokrat söylemler içinde olması çok da önemli değil(!) önemli olan iktidar oldukları alanda o demokrasi söylemine uygun davranışlar içinde olmasıdır. Bu var mı? Yok.

Cumhuriyet Halk Partisinde Kurultay oldu. CHP Genel Başkanı Kılıçtaroğlu Kurultayda tek adaydı. Rakiplerinin aday olmasına dahi olanak sağlamayan bir insanın “diktatör bozuntusu” sözünü ne kadar ciddiye alır? Bence bu söz, ”diktatör bozuntusu” sözü, çok doğru olmasına rağmen söyleyenin pratiğine bakarak bu kavram ciddiye alınmaz. Hatta CHP için de bile aynaya bakın diyenlerin hiçte az olmadığını söyleyebiliriz.

Bir parti kendi tüzüğünü demokratikleştirmesi için hukuki bir engel yok. O zaman parti içindeki adaylarının ortaya çıkması için neden olanak yaratılmaz? Demokratça davranmak daha çok yumuşak davranmayı, herkesi anlamaya çalışmayı beraberinde getirir. Diktatörce davranmak ön kesici, söz hakkı tanımamayı çoğunluğun ya da belli delege sayısıyla belirlenmesini kurala bağlar. Muhalefet adaylarının o delege sayısına ulaşma şansının olmadığını da çok iyi bilirler. Çünkü o delegeleri belirleyen genelde parti merkezleridir. Onun için diktatörce davranmak hoşlarına gelir. Kolay yönetme anlayışı diktatörce davranmaktan geçtiğini herkes bildiği gibi parti başkanları herkesten daha fazla bilmekteler! Partilerde olan bu diktatörlük mantığı olduğu gibi ülke yönetiminde yansır.

Türkiye’nin yakın tarihini bilenler şöyle geçmişe kısaca baksınlar. Orada hep diktatörlük olduğunu görecekler. Devlet yönetmeye başlayan bütün figürlerde diktatöryal tutumu görmüş olacaklar. İnönü Atatürk’ten sonra o koltuğa oturdu. Tarihe adı İkinci Adam olarak geçti. İnönü’yü diktatör olarak suçlayan Bayar- Menderes ikilisi İnönü’yü Mumla aratır oldular! Muhalif kesimi, mengene arasına alıp, suyunu çıkarıp içecek kadar kendilerinden geçtiler. Yasa, hukuk tanımaz olmaktan da çıkıp Meclis tanımaz noktaya ulaştılar. Tahkikat komisyonlarıyla vasıtasıyla partileri işlevsiz hale getirerek halkı diktatörlüğe taptırdılar(!!!) Bu şatafat altında Kore’ye Asker göndermeler falan başladı. Siyasal gücün şatafatlı kullanımı olarak bu karşımıza çıktı. O günden bu yana diktatörlükle toplum yönetme bir sanatı haline geldi.

Menderes- Bayar ikilisini iktidarı gençlik hareketinin yükselmesine bağlı olarak askeri bir darbeyle yıkılıp, askeri mahkemede yargılanarak hükümet üyesi iki bakan ve Başbakan Menderes idam edilmesiyle noktalandı. Yeni bir Anayasa hazırlanarak, yasal düzenlemelerle özgürlükler genişletildi. Marks klasikler o dönemde basıldı. 1968 Gençlik hareketi Marksist değerler üzerinde hareket ederken bağımsı Türkiye şiarını yükselterek Dünyada esen sol devrimler dalgasın da yedeğine alarak yeni hayatın kapısını zorlamaya başladıkların da Süleyman Demirel İktidarında “bu Anayasa bize bol” geliyor çığırtkanlığı başladı! Arkasından Askeri darbe geldi. Anayasa daraltıldı. Gençler işkenceden geçirilerek, arkasından idamlar, hapishaneler iç içe geçti! toplum susturulmuş oldu…

Susturduklarına inandıkları bir noktada bir af yasasıyla hapishanedeki gençlerin bazıları tahliye edildi. Gençlik hapishaneleri okula çevirerek devrimci mücadeleyi içerden dışardan yeniden örgütleme çabasına girdiler. Bu çabaları toplum tarafından karşılık buldu. Gençliğin toplum içindeki hareketi işçi sınıfı tarafından da kabul gördü. Sendikalar işçi sınıfının talepleri üzerinden yeniden şekillenme eğilimi içine girdi. Sınıf hareketi ekonomik, politik taleplerle hareket etmeye başladı. Sermaye ve hükümet çevreleri gençliğin, halkın, işçi sınıfının mücadelesini bastırmak için çeşitli kıyımlara giriştiler. Giriştikleri kıyımla halk güçlerini birbirine kırdırmak istediler. Bunda, kısmen başarı gösterdiler. O gerekçeyle de sıkıyönetim uygulaması başlattılar. Sıkıyönetim de kâfi gelmediği için 1980 darbesini uygulamaya koydular.

Darbeyle birlikte toplumu terörizme ettiler. Milyonlarca insan işkenceden geçirildi. Gözaltında ölümler sıradanlaştı. Arkasından idamlar geldi. Sendikalar, dernekler, partiler kapatıldı. Toplum suspus edildi. Diktatör bozuntuları her yerde ellerinde Kuranla miting yapıp, korku salmaya devam ettiler. Grevler yasaklandı. Boykotlar terör sayıldı. İşçi ve emekçiler hapishanelerde yılarını geçirdiler. Hastalıklar ölümler iç içe geçti. Kim intihar etti kim işkenceyle öldürüldü seçilmez oldu. Sapasağlam insanların ya kalp hastalığı çıktı ya da intihar etti dendi. O gerçeği sadece yaşayanlar bildi. Gerçekler belgelendi…
Askeri hükümet, sivil hükümet seçilmez oldu. Darbe çığırtkanları, 24 Ocak Ekonomik kararlarının uygulayıcıları nur topu gibi sivil hükümet kurucuları oldular. Kurdukları hükümetle asker öcüsünü göstererek diktatörlüğün en vahşisini topluma demokrasi olarak sundular. O günden bu tarafa demokrasi laklakası altında faşizmin en rezil halde uyguladılar. Hitlere rahmet okutacak uygulamaları demokrasi elden gidiyor soytarılığına dönüştürerek kılıç sallamayı sürdürdüler! Bitmeyen düşmanlarla, bitmeyen hainlerle savaşıp durdular(!!! ) Aynı söylemler eşliğinde biri bitip diğeri başlıyor. Bu ülkenin gençleri ölüyor. Muhalefet baştakilere diktatör derken, başa geldiklerinde ayın teraneyi yenileyip, aynı uygulamayı kendileri yapmaktalar! Tipik bir durum sergilemekteler.
Recep Tayyip Erdoğan öncülüğünde kurulan parti de ne demokrasi nutukları çekmişti. O nutuklara librelerle birlikte bazı solcuları da yedeklemiştelerdi! Pembe bir dünya kurarak ilerlerken bir de Kürtlere naneli şekerler dağıtarak Kürt meselesinin kendi meselesi olduğunu söyleyerek her seçim döneminde ateşkes sağlayarak seçimlere gitmeyi başarmıştı. Ne zaman ki barışı kendisi için seçim kaybettirecek bir noktaya geldi! O zaman aslına döndü. Milliyetçilik nasıl yapılırmış onu göstermeye başladı! Evet bu diktatör bozuntuları uzaydan gelmediler. Bu topraklardan çıktılar. Halk kendi sınıf çıkarlarını görmediğinde bu diktatörler gider başkası gelir. Uygulamalar aynı kalır. Kenan Evren, Turgut Özal, Demirel, Tansu çiller, Doğan Güneş gitti. Devlet terörü ve ölümler durdu mu? Durmadı. Mesut Yılmaz Ecevit tarih sahnesinden silindi! Devlet terörü durdu mu? Hayır. Burada asıl halkın ne istediği önemli! Halk diktatörlere karşı çıkabiliyor mu çıkamıyor mu? Çıkamamakta. Üstelik diktatörleri alkışlamaktalar. Diktatörlerin ağzının içine bakmaktalar. Evet, tam da kitlelerin büyük çoğunluğu diktatörlerin ağzının içine bakmaktalar. Onun için Komünizm öcüsünden sonra Kürt öcüsü ırkçı politikayı birleştiren olarak karşımıza çıkmakta. Dünden bugüne değişen tek şey diktatörlerin isimleridir. Onun dışında her şey yerli yerinde duruyor. Çark dönüyor. Diktatör bozuntuları da yerlilerinde kalarak kan akıtmaya devam etmekteler.

Aydınların tepkisini sindirmek için olmayan hukuku devreye sokarak hukuk sopasıyla aydınları susturmak istemekteler. Bu kadar saldırı ve vahşet karşısında halk da kuzu gibi ana sürünün yedeğinde kaçıkça sürüklenmekteler! Dur bakalım sonu ne olacak…

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.