Din, kapitalizm ve Ortadoğu’da Türkiye’nin rolü

Din, kapitalizm ve Ortadoğu’da Türkiye’nin rolü

0
PAYLAŞ

Giderek hırçınlaşan kapitalizm reel sosyalizmi çökerttikten sonra, tüm yerküreyi hakimiyeti altına alırken, yeni düşmanlar edinebileceğini düşünmeden edemezdi. Bu yeni düşmanın, yerkürenin yoksul alanlarında serpilmiş İslâm toplumlarının olabileceği düşünülmüş olmalıdır. Diyalektik olarak gerçekleşebilecek böyle bir yükseliş, bir yandan sömürü düzenine tepki, diğer yandan da ideolojik başkaldırı olarak tarih sahnesine çıkabilir ve önü alınamaz şekilde hızla yayılabilir. Sonuçta, hem kapitalizmin huzuru kaçar, hem de dünya piyasaları ciddî olarak daralabilir. Küreselleşme akımı ile tüm ulusların tektipleştirilmeye, böylece piyasaların olabildiğince genişletilmeye çalışıldığı bir dönemde İslâmi yükseliş hiç de hoş olmaz!

Böyle bir yükselişi denetlemenin ve önlemenin yolu, bir yandan İslâm’ı yeniden tanımlamak, diğer yandan da geniş İslâm toplulukları önüne bir model koymak olabilir. İslâm’ı cepheden reddetmeden, yeniden tanımlama “ılımlı İslâm” kavramını ortaya atmakla gerçekleştirilmiştir. Bunun karşısına “radikal İslâm”ı koyarak, makul seçenek olarak ılımlı İslâm kafalara yerleştirilmek istenmektedir. Böylece, hem kapitalizmin düşmanının önü alınmaya, hem de sömürü düzenine meşrulaştırıcı kutsal araç yaratılmaya çalışılmıştır. Bu politikanın bir amacı da, açıktır ki, İslâm dünyasını kendi içinde bölmektir.

İslâm dünyasında çoğunlukla kapitalist üretim ilşikisi henüz gelişmemiş olduğundan, kapitalist ideoloji tam olarak gerçekleşmemiştir. Ekonomik ilerleme sağlanarak üretim ilişkileri geliştikçe oluşması olası ideolojinin denetlenebilmesi açısından yeni gelişen uluslara bir örnek model sunmak gerekmektedir. İşte o örnek de Türkiye’dir. Türkiye, maalesef, tam da emperyalistlerin arzuladığı biçimde, gelişmemiş sanayii, geri burjuvazisi ve tam bir şekle dönüştürdüğü İslâm uygulaması ile yeni gelişen İslâm ülkelerine fevkalade güçlü bir örnek oluşturabilir. Üstelik de, bu örneğin, örnek olacağı ülkelerle hem tarihsel, hem de dinsel bağları bulunduğundan, hedeflenen etkileşimin kolay olabileceği düşünülmektedir.
Tarihsel geleneği derin olan, nükleer enerjiyi geliştiren ve emperyalizme kafa tutan bir devlet olarak İran’ın da dahil olduğu Ortadoğu’da açılım ve liderlik rolü üstlenmiş (ya da bu rol verilmiş) olan Türkiye’nin, aslında emperyalizmin emellerine alet olduğunu düşünmek fazla abes olmasa gerek! Türkiye’nin, Ortadoğu’da arabuluculuğa soyunurken üstlendiği (ya da sipariş edilen) bu misyonu emperyalizme hizmet olarak görmemesi ülkenin siyasal tarihi açısından elem verici bir durumdur. Gelecekte emperyalizme baş kaldıracak ülkelerin Türkiye’nin bugünkü konumunu nasıl değerlendireceği ürküntü vericidir.

Başbakan’ın ABD gezisinden basına yansıyanlar arasında, AKP’nin din esaslı bir parti olmadığı (!) görüşü de yer almaktadır. AKP’nin İslâm esaslı bir parti olmadığı açıktır, ama bu ifade iki açıdan yanlıştır. Birincisi, laik bir devlette dinsel esaslı bir siyasal örgüt zaten olamaz. İkinci yanlış ise, “geleneksellik aldatmacası” ve “dincilik kalkanı” ile sömürü üzerinde yükselen yeni sermaye yapısına ve emperyalistlerin kucağında sömürü ekonomisiyle beslenen tarikat yapılarına sırtını dayayan bir siyasal örgüt tabii ki İslâm tabanına oturmamaktadır, oturamaz da, zira onun dini başkadır!

BİR CEVAP BIRAK