İNGİLTERE… Diyaspora, ilişkileri

İnsanın doğup büyüdüğü diyarları bırakıp hiç bilmediği yerlere göç etmesi çok zor verilen bir karardır. Çoğu kişiler savaşlardan, açlık ve sefaletten, işsizlikten kurtulmak icin iltica ederler

İnsanların yaşamlarını iyileştirme arayışı ile başka diyarlara göçü tarih boyunca süregelen doğal bir süreçtir. 

Doğdukları yerlerden hiç göç etmeyenler, dünyanın her tarafına çil yavruları gibi dağılanlara karşı gıpta, öfke, güvensizlik, kin gibi duygular beslerler.

Fidel Castro Küba’dan göç edenlere “gusanos” diyordu. Solucan anlamındadır.

Dünyanın hiçbir ülkesi yoktur ki halkının bir kısmı şu veya bu sebeple doğdukları ülkeyi terketmesin. 

El Salvador, Nikaragua ve Küba nüfuslarının %10dan fazlasının dış ülkelerde yaşayan ülkeler arasındadır.

Neden yazıyorum bunları? 

Çünkü yıllardan beri, özellikle 1974 yılından beri Kıbrıs’tan göçüp Birleşik Krallık, Avustralya, Kanada gibi ülkelere göç eden Kıbrıslılara karşı doğduğumuz ülkelerde yaşayanlardan çok kırıcı yaklaşımlarla karşılaşıyoruz.

Yukarıdaki örnekleri iki hafta önceki “Ada Mentalitesi” başlıklı yazımda bahsettiğim kişiler için verdim. 

Hani Saray Önünü dünyanın merkezi sanan kişiler için.

Özellikle sosyal medyanın çığ gibi büyümesiyle diyaspora Kıbrıslıtürklere karşı olan olumsuz görüşler su üstüne çıkmaya başladı.

Kıbrıs üzerine görüş belirttiğimiz zaman muhakkak sosyal medyada birileri çıkıp “ülkenizi bırakıp kaçtınız şimdi uzaktan gazel okuyorsunuz” türünden yorumlar yapar. 

Geçenlerde yapılan halk eylemini destekleyici yorumlarımıza karşı bile birileri çıkıp “size ne be KKTC’deki yollardan?” diye cevap verebiliyor.

Tabi bu yorumları yapan bilinçsiz, düşüncesiz kişilerin yanısıra diyaspora toplumlarının KKTC’ye yaptıkları ciddi katkıları takdir edenler de çok.

Ancak gelmiş geçmiş hükümetleri bu gruba katmamız imkansız. Çünkü diyaspora toplumlarını bu hükümetler her zaman yolunacak kaz olarak gördüler.

“Bu yolunacak kaz” meselesinin de ilginç bir hikayesi var. Ben merak edip buldum. Burada anlatması uzun alır. Bir İnternet araştırması yapıp öğrenmenizi öneririm.

Başbakanlar, Cumhurbaşkanları, Bakanlar (bakmayanlar) arasıra Londra’ya teşrif eder, 5 yıldızlı otellerde birkaç gün ahkam kesip, Harrods alışverişlerini de tamamladıktan sonra bir gece de halka açık toplantılara katılır, atar tutar ve geri dönerler.

“Bir elmanın iki yarısıyız”, falan gibi lafcıklar. Avustralyadakiler şanslı. Oralar uzak olduğundan onları pek ziyaret eden yok.

Bizler arasında Kıbrıstakilerin suçladığı gibi uzaktan gazel okuyanlar yok mu? Gırla (yani bolca var).

“Ya, 50li, 60lı yıllarda gittikleri gibi kaldılar” suçlamasına uygun kişiler? Onlardan da gırla. Ama sosyal medyada sözde eğitimli, eğitimci kişilerden bile hepimizi aynı kefeye koyan yorumlar okumak gerçekten bu yakıştırmalara uymayan birçoklarımız için büyük bir moral çöküntüsü yaratıyor.

Bazılarımıza “ne haliniz varsa görün. Zaten yaşadığımız ülkede çeşit güçlüklerle karşı karşıyayız, bir de sizinle uğraşamam” dedirtiyor bu tavırlar.

Bağımsız bir STÖ (Sivil Toplum Örgütü) olan Dünya Ekonomik Forumu (World Economic Forum) dünya çapında diyaspora halklarının ülkelerine 500 milyar finansal katkı yaptığını açıkladı.

Bu destekden en fazla yararlanan ülkeler Hindistan, Meksika ve Filipinlermiş. 

Ermenistan, El Salvador, Haiti, Honduras, Jamaica, Kırgızistan, Lesotho, Moldova, Nepal ve Tajikistan diyaspora halkları, ülkelerinin milli gelirinin yüzde altısına eşit finansal katkı sağlıyormuş. Müthiş rakamlar.

Gerçek olan, ülkelerin diyaspora halklarından sağladığı bu gelir kaynağı, durup dururken mümkün olmadı. Muhakkak ki bu ülkeler diyaspora halkları ile iyi ilişkiler geliştirip, onların güvenini sağladılar ki bu mümkün oldu.

KKTC ilgili makamları tarafından bu tür bilgilere ulaşılması mümkün mü? Bilmiyorum. Doğrusunu isterseniz, araştırmam gerekirdi ama yapamadım.

Nüfusunu tam sayısını bilmeyip Başbakanının “kalabalığız” deyip kesip attığı bir devletin bunu yapabileceğine inanmak ne kadar gerçekçidir? Ama muhakkak bunun yapılması gerekir.

Belki o zaman sosyal medyada o aptalca yorumları yapanlar sus pus olur. 

Kıbrıs’a barışın gelmesi için iki ada toplumunun aralarında güven oluşturması gerektiğini devamlı vurguluyoruz.

Görülüyor ki sadece iki ada toplumu değil, Kıbrıslıtürkler olarak Kıbrısta ve diyasporada yaşayanların da birbirlerini daha iyi anlayabilmesi için aynı işlevi başarması şarttır.  

 

    

 

 

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.