Dün artık dün…

Denize sürüldü her bir çalı..
Su çekip götürdü ne varsa…
Bir bulutun üstünde sürüklendi gün,
yağmak için bir başka suya…
Artık mesele suyun meselesi…
Dün artık dün… dür defteri…

Tırmanmaktır artık niyet
tutunacak en büyük ağaca,
kavgadan uzak.
Şimdi bana; soğuk ve karanlık bir gecenin,
yorgan altı sıcağını özlemiş gibi bak…
Uykudan şimdi uyanmış gibi…
Boşvermiş de unutmuş gibi değil,
boşverdiklerini anlamış gibi bak…

Kabuk sertmiş yahut vakit dar…
Azıcık sersemlesen bulut olacak kadar saf…
Yürüyor muyum koşuyor muyum duruyor muyum demeden,
kendi kendinin etrafında dönmeden,
bir şiirden arta kalanları ezberlemeden…
Eh belki geçtir saat ne farkeder,
sen beklemeye değer diye bak…

Kollarını çekme sakın…
Gece kolları çok üşüyor insanın…
Çatılarda yağmur şarkısı…
İstanbul ağlamaklı…
Sen yine güneş açacak diye bak…

Belki bir martıdır bunları yazan da,
pencerene vurmuştur tık tık..
Bitmiştir dışarıdaki kavga,
durulmuştur sudaki dalga
ve yeniden doğmuştur bir denizde en güzel balık…
Ve sen düne bakma, sen kavgalı suya…
Sen karanlığa bakma, sen kalın kabuğa…
Sen şu manzaraya bak…
Sürü sürü martılar geçiyor,
ışıl ışıl bir İstanbul…
Bir kol üstünü örtüyor, pencerende ay…
Yeniden yarattı kendini zaman…
Bıraktığın dal, yakaladığın el…
Gözlerinden birşey anlamadım,
bana yine öyle bak…

sibelbengu@yahoo.com

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.