Dönüşüm

Dönüşüm

0
PAYLAŞ

Bir sabah uyandığında, sen artık o eski sen değilsindir, dünyan, çevren, hayatın herşeyin değişmiştir, yabancı biri olmuş, başkalaşmışsındır sana zaten yabancı ve başka olan dünyaya. Yaşadığın, seni boğan dünya resminden kurtuluştur ve dönüşümdür, yaşadığın toplumun sana verdiklerini yerine getiren canlı bir makinaya dönüşmenin isyanıdır Samsa, çünkü yaşadığın dünya yaşamak istediğin değildir, ya senin yada onun sana yabancılaştığı zorunlu bir mekandır. Kurtulmak ondan ya kopmak yada ona adapte olmak, onun bir parçası olmaktır. Samsa değişir, dönüşür ve kurtulmayı dener ve varolur. Peki ya değişemeyenler o dünyada nasıl varolurlar?


O dünyada var olmak ancak bir varoluş mücadelesi biçiminde mümkündür, varolana adapte olma mücadelesi biçiminde bir varoluş… varolan içinde kalmanın ve ona en iyi biçimde uyum sağlamanın getirdiği bir varoluş biçimine dönüşmüş çaba; varolma hep bu çaba içinde kalır, ve daha sonra kaybolur, varolma önce varoluşa ve daha sonra varolamayışa dönüşür ve varolamayış yada yok oluş kendinde bir varolma algısına dönüşür… varolandan kurtulamamak, ona bağlanmak, onu tercih etmek ile varlığın doğrudan yokluğa sürüklendiği bir yıkımdır o dünya. insan o dünyada var olamadan bir yok oluş mücadelesi içinde yitip giderken, bu yok oluş ise varolmakmış gibi gelir. O dünya işte bu yıkımın dünyasıdır. Bu yıkıntı ve yok oluş içinde yalnız ve parçalanmıştır insan…parçalanmışlık varoluş içindeki varlığın en açık resmidir. Yani yalnızlık resimleriyle doludur yok oluş. İnsan varolmak isterken yalnızlığa ve yok oluşa sürüklenmiştir. Büyük bir ses topluluğuna dönüşür yalnızlık, kalabalık içinde olunmasına rağmen kocaman, tek bir ağızdan çıkan bir yalnızlık biçimi.


Herkesin, ancak varoluş mücadelesi içinde olması nedeniyle konuşmak zorunda olduğu ama aslında kimsenin konuşamadığı bir yalnızlık. Çünkü bu mücadele varolana uyum sağlamaya dönüşmüş bir varoluştur. Herkesin aynı şarkıyı söylemesi gibidir, herkes aynı şarkıyı söylemek zorundadır bu yüzden yanındakinin ne söylediğini duymana gerek olmayan bir yalnızlık, başka bir şarkı söyleyememenin, başka bir dünya resimi çizememenin yalnızlığıdır. Hep aynı şeyleri yapmanın ve söylemenin getirdiği yalnızlık. İşte bu yalnızlık varolamayışın gerçeğe dönüştüğü dünya resmidir. Yani herkesin yalnızlık içinde varoluşu. Varolma bu varoluşlarla yıkıntıya uğrar.


Yalnızlaşmış, parçalanmış bireyin davranışı kendine dönüktür, yani yalnızlıktan, yok oluştan kurtulmak istemenin bir gereği olarak kendine dönüklük, tek amaç yalnızlıktan kurtulmaktır; (yani uyum sağlamaktır) asıl amacın (varolmak) ortadan kalktığı örneğin sadece konuşmanın (varoluş) kendisinin bir amaca dönüştüğü bir durumdur; insanı bu sorunlu davranışa sürükleyen varolmayı, varolandan kurtulmak olarak değil, tersine buna uyum sağlamak biçimindeki bir varoluşa dönüştürdüğünden doğar, asıl amaca sahip olunsa ‘Samsa’ gibi varolandan kurtulmak istenirdi. Çünkü amaçtan uzaklaşmış, parçalanmış insanlar, aynı varolamama koşullarının yıkıntıları arasında kaldığından aynı şarkı yada aynı resmi icra etmekte olduğu gibi her şeyden önce kendini var etmenin telaşını taşırlar. Sevgilide, arkadaşlıkta, kardeşlikte, evde, okulda kısaca varolamayışın bir bulut gibi sardığı koşullar altında herşey kendinde bir amaca dönüşür, yalnızlaşır, yok olur ve asıl amaç unutulur. Bu varolamayış içerisinde her söz, her yazı, her mektup, her şiir, her telefon konuşması kısace herşeyde bir tamamlanmamışlık, bir eksiklik, bir beklenti bir umut göze çarpar. Her yaşantılanan anın sonunda yine kendini var edememenin, kabul ettirememenin acısı, bunalımı kalır geriye. Bir hayıflama, bir iç çekme bir hüzün sarar anı. Her şey kendine dönük olduğundan eksik kalır söz ve düşünce, herşey kendine yönelmiş olduğundan yarım kalır aşk, her şey eksik olduğundan yarım kalır hayat ve bu yüzden varolmayı başaramaz insan, varoluş içinde varmış gibi yapar, verili olana uyum sağlar, yalnızlık resimleri içinde yok oluşa doğru akar. Karşılıkli işte bu kendine dönüklüğün doğurduğu yalnızlık içinde var olmayı yok eder insan, bu varolma kavgası yok oluşun kendisine dönüşür.


Var olmak öyleyse yaratılan yalnızlıklardan kurtulmaktır, yani uy(u)mamakta, yani aynı resmi çizmemek ve aynı şarkıyı söylememektir. Sonuçta seninde ulaşacağın yer aynı, herkesin çoktan vardığı yer dahi olsa o yere kendi başınla ulaşmak, melodi aynı, herkesin daha önce bestelediği melodi bile olsa kendi şarkını bestelemek, resim aynı resim olsa bile kendi resmini çizmektir varolmak, yok oluştan ve dolayısıyla yalnızlıktan varolana adapte olmaktan kaçarak kurtulmaktır. Başka resim çizip, başka şarkı söyleyebilme yeteneğine ulaşmaktır var olmak, ‘kendi aklını kullanabilme cesaretini gösterebilmektir’, Gregor Samsa gibi başkalaşıp, dönüşüp, kurtulmaktır varolmak; varolmak yeni bir dünya kurmaktır.


Çetin Gürer
Hamburg, 17.04. 2007
cetinguerer@yahoo.de


 

BİR CEVAP BIRAK