Dünyayı insansızlaştırma

İnsanlığın tarihi insanın daha da insanlaşma çabasının tarihidir. Tarih aynı zamanda insanın insanlaşma çabasını engellemelerin tarihidir. Gelişimin iki ileri bir geri görünümü bu karşıtlaşmanın sonucudur. Büyümeye çalışan bilinçle büyümek istemeyen bilinç toplumsal yaşamda sesli sessiz bir kavgayı sürdürürler. Gerçek anlamda insan olma isteminin karşısına bencillikleri bayağılıkları sefillikleri yaşamda egemen kılmaya çalışan küçük insanın istemi çıkar. Küçük insanın dünyası doğal olarak küçüktür, küçük şeyler küçük insana büyük görünürken büyük şeyler küçük görünür. Küçük insan beslenmede ve üremede sınırlanmışlığın insanıdır, buna koşut olarak da küçük gösterişlerin insanıdır. Küçük insan dünyayı kendi dünyasının kirli paslı renklerine boyamak ister. Küçük insan kendi küçüklükleriyle yetinmez, herkesin alabildiğine küçüldüğü bir dünya özlemiyle yanar tutuşur, bu yolda büyük tasarılar geliştirir. Yüce değerler yani ahlakın ve estetiğin değerleri ona göre dünyada kökü kazınması gereken değerlerdir, bu değerler insanın özgür yaşam istemini köreltmekte, aşağı hazların karşısına dikilmektedir.

Dünyayı insansızlaştırma tasarıları her dönemde çarpık toplumsal düzenlerin canına can katar. Aydınlanmış insanların öngörüleriyle gerçekleşen daha da insanlaşma çabaları önlenemezse kurulu düzenler tehlikeye düşecektir. Değişim kurulu düzenlerin korkulu düşüdür. Var olan biçimlerin dağılması, yaşamda birçok şeyin yıkılıp yerine yeni şeylerin gelmesi kurulu düzen yandaşları için ölümle birdir. Bir biçimden daha bir üst biçime geçişle belirgin insanlaşma dönüşümleri köhneleşmiş düzenlerin sürdürücülerini tedirgin eder. Ahlak değerlerini ve estetik değerleri yaşamdan silmek, bu yolda insanların bilinçlerini bozmak gelişim düşmanlarının başlıca amacıdır. Her türlü özgürlükten bu arada cinsel özgürlükten yana çıkar gibi yaparak tüm duygusallıkların dışında kabalıkları ve ölçüsüzlükleri, vurdumduymazlıkları ve sapıklıkları yaşamada etkin kılmaya çalışanlar her türlü sorumsuzluğun savunucuları ve izleyicileri olurlar. İnsanın daha da insan olma çabalarını tümüyle elden bıraktığı koşullarda yürürlüğe girecek olan kirli düzenlerin gerçekleşmesi için çalışan geri kalmış insanlar üretmeden tüketmenin seçkin savunucuları görünümündedirler. Onlar sefil ruhlarını bütün bir dünyada egemen kılmak için her türlü kirli ilişkiye girebilecek kimselerdir. Öngördükleri ve gerçekleştirmeye çalıştıkları sefil yaşam kendi çocuklarını tüketmeye başladığında bile onlar kötü uykularından uyanmazlar.

Toplumun değişik kesimlerinde basit ve çirkin yollardan çeşitli olanaklar elde etme kolaylıkları, kurulu düzenlerin boşluklarından yararlanarak mevki ve gelir sağlama rahatlıkları, değer düşmanlıklarını gerçek değerlerden yana çıkma gibi gösterme ustalıkları ve buna benzer durumlar toplumsal dönüşümleri tehlikeye atıyor. İnsanın daha da insanlaşması için ortaya konulan aydınlanmacı çabaları zora soktuğu gibi aydınlanmış olan ve aydınlatıcı çabalar içinde bulunan insanları da sanki kurulu düzenler karşısında suçlu düşürüyor. Kendilerini toplumun üst düzey insanları hatta soyluları gibi gören ve gösteren bu üretmeden tüketen kişiler toplumların umutsuzluk ve korku üreten derinliksiz filozofları olma hevesindedirler. Eğitim kurumlarının yetersizlikleri bu kişilerin niteliksel ve niceliksel çoğalmalarına kolaylıklar sağlıyor. Bunlardan bir bölümünün kültür insanı kimliğinde afra tafrayla dolaşması hatta o yönde sözde sorumluluklar almış olması kurulu düzenlerin acayip özelliklerini yakından tanıyanlara şaşırtıcı görünmüyor.

Özgürlükçü kılığında dolaşan uydurma yenilikçiliğin yandaşları tüm yüce değerleri yok sayarak sorumsuz bir dünya kurmanın düşlerini görüyorlar ve tasarılarını geliştiriyorlar. Bu işin uçları sermaye güçlerince beslenmekte olan köksüz felsefelere kadar uzanıyor. Bir takım bindirilmiş sözümona filozoflar sefil düşüncelerini tarihi yadsımaya kadar götürürlerken, buna göre evrim diye bir şeyin olmadığı fikrini insanlara benimsetmeye çalışırlarken yanlış bilinç oluşturmanın heyecanlarını yaşıyorlar. Büyük bir bölümü insanın genel bilgisi açısından yeterince donanımlı olmayan, gündelik akışa ayak uydurmayı bir yaşam felsefesi durumuna getirmekte bir sakınca görmeyen çoğu hem ailede hem okullarda iyi eğitilme olanakları bulamamış genç insanlar kendilerine bu çerçevede önerilen sözde bohem kültürünü büyük bir heyecanla benimsiyorlar. Bu sözde bohem kültürünü benimserken doğru dürüst hiçbir şey üretmeyen usta tüketiciler olmanın felsefesini de ayrıca geliştirmeye çalışıyorlar. İşin sevimsiz yanı hiçbir estetik kaygısı ve sanat kültürü olmayan bu insanların şairliğe ve romancılığa davranmalarıdır.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.