Dört parça aletle 100 tane ev yaptı!

YUSUF YAVUZ / AÇIK GAZETE – Dört parça alet, üç kalem malzemeyle 100 tane ev yapan yaşam ustaların birer birer yok olduğu bir ülkede mimariyle barışmadan ‘imar barışı’ sağlanabilir mi?
 
Dünyanın ilk kentsel yerleşimlerinden biri olan Konya’daki Çatalhöyük, Anadolu’nun dört bir yanına dağılan diğer neolitik yerleşimlerle insanlığın kültür tarihine ışık tutuyor. Çatalhöyük’ü de barındıran İç Anadolu Bölgesi’nin bir çok kırsal yerleşiminde halen 9 bin yıl öncesine tarihlenen neolitik konutların benzerlerini görmek mümkün. Kullanılan doğal malzemeden yapım tekniğine kadar bir çok alanda benzerlik gösteren sivil mimari örneği yapılar, ne yazık ki hızla beton, çelik ve camdan oluşan zamanın yapı modellerine yenik düşüyor.
 
Bugün hemen bütün tv kanallarının vazgeçilmezi haline gelen konut reklamları, insanları adeta diş macunu alır gibi konut almaya yönlendiriyor. İnşaat sektörünün siyaseti, siyasetin ise inşaat sektörünü beslediği kısır döngü içerisinde Türkiye coğrafyasının dört bir yanında büyük bir zenginlik gösteren konut mimarisini yok etti. Kırsaldan kentlere, yaylalardan bağlara uzanan yaşamın tüm alanlarında bulunduğu yörenin basit, kullanışlı ve kolay bulunabilen malzemeleriyle üretilen yapılar yerini adına ‘akıllı’ denen konutlar alıyor. Ülkenin hemen her bölgesi hiç bitmeyen ve uzunca bir süre daha bitmeyeceği öngörülen devasa bir şantiye görünümünde…
 
‘İMAR BARIŞI’, NEYİN SAVAŞI?
Hızlı ve plansız göçle birlikte boşalan kırsaldaki basit mimari geleneğin kentleri hızla gecekondu tarlalarına dönüştürmesini hem teşvik eden hem de seyirci kalarak çözüm üretmeyen iktidarların yarattığı sorun bugün Türkiye’nin kanayan yaralarından biri haline geldi. Başbakan Binali Yıldırım’ın açıklamasına göre tüm ülkede 13 milyon kayıt dışı konut var. Hükümet, 24 Haziran seçimleri öncesinde 13 milyon ‘ihtilaflı’ konut sahibine havuç uzatarak seçmenlerin hem gönlünü hem de parasını almak istiyor. Karşılığında ise daha en başından veri yapılması gerekeni yapmayı vaat ediyor: Ev ve iş yerlerine yasallaştırmak. Bir halka ilişkiler projesi olarak kulağa hoş gelen ancak yıllardır plansızlığın ve yasa tanımazlığın bizzat idare edenler eliyle özendirildiği bir ülkede yaşadığımızı unutturmuyor.
‘SIKIYSA GELİN YIKIN’ DİYENLER HANGİ YÜZLE İMAR BARIŞI YAPACAK
Dört yıl önce Atatürk Orman Çiftliği arazisindeki sit alanında Cumhurbaşkanlığı sarayının inşa edildiği günlerde gelişen ‘kaçak saray’ itirazları üzerine “Binayı yapar, açarız. Sıkıysa gelin yıkın!” sözleri hala hafızalardaki yerini koruyan muktedirlerin hangi suretle halkla imar barışı yapacağı sorusu halen yanıtsız.
BİR EVE SAHİP OLMAK BİR ÖMRE BEDEL HALE GETİRİLDİ
Plansız, imarsız ve denetimsiz yapılaşmanın boğduğu kentlerde daha 20 yıllık yapıların bile kentsel dönüşüm kapsamına alınması, mimari ve kentleşme konusunda ortada büyük yanlışlıkların olduğunu gösteriyor. Oysa yeryüzünün ilk planlı kentlerinin kurulduğu Anadolu coğrafyasında onlarca uygarlığın yarattığı zengin yapı kültürü mirası, konutun sorun üreten değil, çözüm yaratan bir gelenek olduğunu ortaya koyuyor. Bugün dört kişilik ortalama bir ailenin içinde yaşayabileceği konuta sahip olabilmesinin ekonomik bedeli, o aile bireylerinin yaşamlarının neredeyse üçte birini ipotek altına alınmasını gerekli kılıyor. Bir başka deyişle bir eve sahip olmanız için 15-20 yıl o ev için çalışmanız gerekiyor.
 
15-20 GÜNDE EV İNŞA EDEN YAPI USTALARINI NASIL UNUTTUK
Ancak yakın zaman öncesine kadar bunun tam tersi de mümkündü. Bir eve sahip olmanız için sadece 15-20 gün yeterliydi! Bugün yalnızca içinde yaşadığı zamanın dayatmaları arasında kaybolan kuşaklar için bunu anlamak kolay değil ancak çok değil 15-20 yıl öncesine kadar geleneksel konut mimarisinin ürettiği çözümlerle insanlar en çok bir ay içinde ev sahibi olabiliyorlardı. Üstelik az sayıda teçhizat ve malzeme ile insan eliyle inşa edilen evler hem ısı yalıtımı sağlıyor hem de depreme dayanıklı oluyordu. İçinde nefes alıp veren birileri olduğu sürece de kuşaktan kuşağa dayanıyordu…
 
DÖRT KALEM MALZEMEYLE 100’DEN FAZLA EV YAPTI
O evleri yapan ustalar birer birer göçüp gittikçe tüm sırlarını da birlikte götürüyor. Isparta’nın Sütçüler ilçesine bağlı Darıbükü köyünde yaşayan 86 yaşındaki Ramazan Uysal, yaşadığı bölgenin tanınan yapı ustalarından biri. ‘Ramazan Onbaşı’ olarak da anılan Uysal, sadece 4-5 kalem alet, 4-5 çeşit malzeme kullanarak 100’den fazla ev inşa etmiş. İki yıl önce su tutmaya başlayan Kasımlar Barajı ve HES projesinin büyük bölümünü su altında bıraktığı Darıbükü köyündeki evini terk etmeyen köylülerden biri olan Ramazan Usta ile yalnız yaşadığı evinin önünde konuştuk.
 
‘YAPI USTALIĞINI BABAMDAN ÖĞRENDİM’
Babasının da yapı ustası olduğunu ve bu işi ondan öğrendiğini anlatan Ramazan Uysal bu işe nasıl başladığını, “Çocukken bahçemizdeki taşlarla, ağaç parçalarıyla kendi kendime oyun oynar, evler yapardım. Daha sonra babamdan yapı ustalığını öğrendim. Köyümüzde 3-4 tane yapı ustası vardı. Bir evin temelinden çatısına kadar her şeyini yapıp teslim ediyorduk” sözleriyle özetliyor.
 
‘DIŞARIDAN HİÇ MALZEME ALMIYORDUK, TAŞ, TOPRAK, SAMAN VE AĞAÇ’
Bir evi kaç günde tamamladığını sorduğumuz Ramazan Usta, sorumuza şu yanıtları verdi: “Ortalama bir köy evinin inşasını 20 ila 30 gün arasında bitiriyorduk. Daha küçük evler 15 günde tamamlanır. Bugüne kadar yüzden fazla köy evi yapmışımdır. Sadece Darıbükü köyü değil, İbişler, Güldallı, Kesme, Bucakdere, Kasımlar gibi civar köylerde de ev yapıyorduk. Bu civarda gitmediğim köy kalmadı benim. Eskiden götürü usulü yapıyorduk. Zamanla yövmiye hesabı çalışmaya başladık. Evleri yapmak için şakül, mala, bıçkı, keser gibi aletleri kullanıyorduk. Malzeme olarak da taş, toprak, saman ve ağaç kullanıyorduk. Bunlarla işimizi görüp gidiyorduk. Dışarıdan hiçbir malzeme almıyorduk. Tamamen bizim buralarda bulunan malzemeyi kullanıyorduk. Bu evlerde kullanılan hatıllar depreme karşı da dayanıklı oluyor. Yazın serin, kışın da sıcak oluyor. İçinde insan yaşadığı sürece yüzlerce yıl da kullanılabilir bu evler. Geçmişte evlerin üstünü ahşapla örtüyorduk. Çam ya da ardıç ağacından elle yaptığımız tahtaları kullanıyorduk. Daha sonra kiremit kullanılmaya başlandı.”
 
‘BURADA YALNIZ YAŞIYORUM, ŞEHİRDE DURASIM YOK’
Yaptığı evlerin bir çoğunun barajın sularına gömülmesine üzüldüğünü anlatan Ramazan Usta, bunun kendisini çok üzdüğünü söylüyor: “Köyümüz baştan birlik olamadı. Hepimiz bir arada olsaydık, olamadık. Köyümüz bölündü. Cami, köy konağı o tarafta biz burada kaldık. Buna üzülüyorum. Ben köyde yalnız başıma yaşıyorum. Şehirdeki çocuklarım beni çağırıyorlar ama benim şehirde durasım yok. Burada durasım var. Ya genç ölüm var ya da geç ölüm var. Bu yüzden şehri tercih etmiyorum.”
 
YOLA ASFALT, TARLAYA BETON DÖKÜLEREK KALKINMA OLUR MU?
Ramazan Uysal gibi binlerce yapı ustasının bugüne kadar taşıdığı binlerce yıllık kültür, ne yazık ki bugün ‘rant’ ile yan yana anılan ‘imar’ kavramının içinde kendisine yer bulamıyor. Kırsal yaşamı yeniden canlandırmak için milyonlar harcayan devletin kurumları, sadece yollara asfalt, tarım arazilerine beton dökmenin gelişmişlik olduğunu anlatıyor. Anadolu insanının hiç bir organizasyon desteği olmaksızın binlerce yılda yaşamın her türlü sorununa karşı ürettiği pratik ve yaşama saygılı çözümleri elinin tersiyle itip yok eden iktidarlar, bugün kentlerde yaratılan betonarme heyulasının altından kalkabilmek için ‘imar barışı’ gibi kasaba kurnazlıklarına girişiyor.
 
MİMARİSİYLE KAVGALI BİR TOPLUM İMAR BARIŞI SAĞLAYABİLİR Mİ?
Devletin en tepesindeki isimlerden taşranın belediye başkanlarına kadar hemen herkesin şikayet ettiği ‘dikey şehirleşme’nin durdurulması için idari sorumluluğu olanların hiç bir adım atmaması da cabası. Sadece kırsaldaki yapı geleneği değil, Anadolu’nun köklü kentlerindeki konut kültürü de hızla müteahhitlik kurumuna kurban edilerek yerine kimliksiz ve birbirini tekrar eden yapılan konduruluyor. Kendi mimarisiyle kavgalı ve göbek bağını koparmış bir toplum imar barışı sağlayabilir mi? 

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

fourteen + ten =