Dost yok dostlar

PAYLAŞ

Aristoteles “Dost yok, dostlar!” dermiş. Dostları olsaydı, gerçek dostları olsaydı Atina’dan tabanları kaldırıp ta Khalkis’e kadar kaçması gerekir miydi? Oralarda ölüp kaldı, öldü mü öldürüldü mü belli değil. Ben de zaman zaman dostlarıma “Dost yok, dostlar!” diyorum. Kimi üstüne alınıyor kimi alınmıyor. Dostluk adına beni aptal yerine koyanları ses çıkarmadan izliyorum. İşin tadını kaçırıp da yaşamımı yönetmeye kalkanları bir güzel kovalayıveriyorum. Eşekten düşmüşe dönüyorlar. Benim kadar sabırlı adam az bulunur dostlarım. Bazen bir yalana otuz yıl kafa salladığım olur. Karşımdaki kurnaz ya, otuz yıl beni uyuttuğunu sanır. Bırak sansın. Bazen bıyık altından gülerek bir şeyleri yutmadığımı azbuçuk sezdirmeye çalışırım. Karşımdaki kurnaz ya, benim aptal olduğuma inanmış ya, hiç tedirgin olmaz. Bu biraz da görev pişkinliğidir.

Gerçek dostluklarda dostluk hakkı diye bir şey vardır. Siz huysuz ve tedirgin bir kişi olabilirsiniz, ama bu özelliğinizi dostunuz karşısında bir kıyıya koymanız gerekir. Kimse sizi olumsuz özelliklerinizle bir dost olarak benimsemek zorunda değildir. Ben dost değilim ki, dost oyunu oynuyorum, diyebilirsiniz. O zaman da oyununuzu iyi oynamanız gerekir. Yaşamın çeşitli oyunları arasında en zoru dostu oynamaktır. Kadın avcısını oynayabilirsiniz, varsılı ya da yoksulu, bilgiliyi, akıllıyı, özveriliyi, tutkuluyu oynayabilirsiniz, ya da ne bileyim iyi insanı oynayabilirsiniz, sert adamı oynayabilirsiniz, duyguluyu oynayabilirsiniz, ama dostu kolay kolay oynayamazsınız. Öbürleri içtenliği gerektirmez, dostluk sanat gibidir içtenliği gerektirir. Bu işin ustalıkla ilgili yanıdır. İşin ahlakla ilgili yanı da dostluk hakkı dediğimiz şeyi düşündürür.

Dostların birbirleri üzerinde hakları oluşur. Pekiyi, arkadaşların birbirleri üzerinde hakları oluşmaz mı? Oluşmaz. Arkadaşlık sıradan bir tanışıklık ilişkisi olmaktan öte bir şey değildir. İş arkadaşınız sizin dostunuz mu? Değil. Okul arkadaşınız da dostunuz değil. Mahalle arkadaşınız da. Arkadaşınıza olan yükümlülüğünüz sıradan bir yurttaş yükümlülüğüdür: onu zedelemeyeceksiniz, onun varlığını kötüye kullanmayacaksınız, ona kendinizden yük yüklemeyecek, onu hoş tutacaksınız. Oysa dostluk düpedüz bir bağımlanmadır. Bu bağımlanma sizi içtenlikli olmak zorunda bırakır. Kimseye parasızlık yüzünden dün gece aç yattığınızı söylemek zorunda değilsiniz, ama böyle bir durumu dostunuzdan gizlerseniz insanlık suçu işlemiş olursunuz. Düpedüz onu küçültmektir bu. Size şöyle dese ne diyeceksiniz: “Ben varken utanmadın mı aç yatmaya?” Evet, ne diyeceksiniz o zaman? Savunun bakalım kendinizi. Savunun savunabiliyorsanız.

Görüyorum, açık açık yalan söylüyor. Yüz çizgileri onun yalan söylediğini apaçık gösteriyor. Özellikle gözleri ele veriyor onu. Siz yutmuş görünüyorsunuz. Yalan söylüyorsun deseniz kanıtla diyecek. Birinin yalanını anlarsınız ama işin doğrusunu bilemezsiniz. Dün gece hastaydım, o yüzden gelemedim, der. Bunun yalan olduğunu anlarsınız. Pekiyi, hasta değildim de neden gelmedim? Böyle dese ne diyeceksiniz? Bir şey diyemezsiniz. Bilemezsiniz neden gelmediğini. Yalanı görünce doğruyu da görebilsek ne hoş olurdu. O zaman şöyle deyiverirdik: dün gece gelmedin, çünkü Hasan’lara kağıt oynamaya gittin. Yalan olduğunu anlarız, işin doğrusunu bilemeyiz.

Yalancı dostluklardan oldum bittim tiksinirim. İnanmayacaksınız, dost dedikleri zaman midem bulanıyor çok zaman. Aman efendim, şöyle dursun dostluk dedikleri şey. Bunu söylemek dile kolay. İnsan sıcaklığını duymadan yaşamak zor şeydir. Öyle de yaşanıyor ama, kötü mü olur bir candan dostunuz olsa, bu bana hiç yalan söylemedi, hiç kazık atmadı diyebileceğiniz biri olsa. Uzak bir yerinde İstanbul’un. Boğulur gibi olduğunuz bir akşam vakti motora atlayıp karşıya geçseniz, kapısını çalsanız, ben geldim deseniz, gösteri yapmadan sizi içeri alsa… Ben bu düşü yıllardır görürüm. On yılda bir de olsa ben geldim diye olmadık bir zamanda kapısını çalabileceğim birileri yok dostlarım. Ne diyebilirim, “Ben belki de bilemedim sevmeyi”.

Gerçek anlamda dostunuz varsa değerini bilin. İncitmemeye bakım onu. Ona sonuna kadar güvenin. Dosta duyulan güvensizlik iğrenç bir şeydir. Onun için özveride bulunun. Sizin hiç sevmediğiniz ama onun çok sevdiği bir işi ilaç içer gibi de olsa onunla birlikte yapın. Sevindirin onu. Klasik müzikten nefret ediyor da olsanız o istedi diye konsere gidin. Maçtan hiçbir şey anlamıyor da olsanız maç kuyruklarına girin. Bana bir şarkı söyle dediği zaman bilir bilmez bir şeyler mırıldanın. O kasket giymenizi istemiyorsa giymeyin. Sevgilisiyle kavga edip size geldiğinde işinizi gücünüzü bırakıp onu dinleyin. Ama değerlerinizden vazgeçmeyin. Değerleri değerlerinize uymuyorsa onu dost bilmeyin. Bırakın arkadaşınız olsun. Ara sıra bir iki kadeh parlatırsınız, o kadar.

CEVAP VER