Dostluk

PAYLAŞ

Dünyanın en güzel yakınlıklarının başında dostluk gelir. Dostluk derken gerçek dostluktan sözediyorum dostluk olmayan dostluktan değil. Sevgili olmanın öncelikle dost olmayı gerektirdiğine inanmışımdır. Biz dost değiliz ama sevgiliyiz diyene gülerim. O yüzden değil mi kafan kızdığında bıçağı “sevgili”nin boğazına saplayıveriyorsun. Sevişerek evlendiler sözünü hep duyarız. Sevişmek kolaydır evlenmek de. Bu iki kolay şeyi yan yana getirdiğinizde kapınızı felakete ve rezalete açmış olursunuz. “Dost olmaya ne gerek var canım, ben şimdi bu kadınla oturup dünya sorunlarını mı konuşacağım?” Aklınız yetiyorsa dünya sorunlarını konuşun. Edebiyat da konuşabilirsiniz. Ne bileyim, sağlık sorunlarını da konuşabilirsiniz. İlle konuşmak mı gerekir? Susarak da dostluk edebilir insan. Dostunuzla güzel bir günde Boğaz gezisine çıktıysanız durmadan çeneyi çalıştırmak zorunda mısınız? Konuşmanın gerekli olduğu yerler o kadar da çok değildir. Evinize gelen az tanıdığınız bir kişi karşısında susarsanız olmaz ama dostunuzun yanında susmak hakkınızı da rahatça kullanabilirsiniz.

Dostluğun bir güzelliği de kişiye yükümlülükler getirmemesinde değil midir? Dostun varlığı yeter. Ne siz ondan bir şey bekliyorsunuz ne o sizden bir şey bekliyor. O sizin için iyi ki vardır. Siz de onun için iyi ki varsınız. Kapınızı çaldığı zaman bilirsiniz ki bir hesapla gelmemiştir. Bilirsiniz ki en güç zamanınızda yanınızda olacaktır. “Gerçek dostlar birbirlerini mutsuzluk deneyinde anlarlar” der Aisopos. Gerçekte bence onlar birbirlerini çok sıradan koşullarda da pek güzel anlarlar. İlle her zaman bir şeyi paylaşmak gerekmez, ille bir acıyı bir sevinci bir kaygıyı bir öfkeyi paylaşmak gerekmez. Dost paylaşmaya hazırdır ama her an bir şeyi paylaşmak durumunda değildir. Dostlar arasında paylaşılması gerekmeyen şeyler de olabilir: bir şeyleri gizlemek gerektiği için değil her şeyi ortaya dökmek gerekmediği için. Almanlar “Gerçek dostluk kışın donmaz” derler. Çok şey değişip duygular ve düşünceler dönüştüğü zaman dostluk artık dostluk olmaktan çıkabilir. Dostluğun bittiği yerde arkadaşlığı yürürlüğe koymak doğru olur. Gerçek dostluktan düşmanlık türemez. Rüzgar sizi burada bıraktı dostunuzu uzaklara attı diyelim. O durumda dostluğunuzun nitelik ve anlam değiştirmeye başladığını görürsünüz. Bu hiç de kötü bir şey değildir. İnsanlar değişik ortamlarda değişik bilinçlenme koşullarını yaşarlar: başka iklimlerde başka özellikler oluşur. Bir gün eski dostunuzla yan yana geldiğinizde ondaki dönüşümü bir yaşam deneyi olarak yaşarsınız. Onda yepyeni özellikler bulursunuz. O da sizdeki dönüşümleri gözlemlerken bazı şeylerin bilincine varır. Artık yan yana gelemeyen iki iyi arkadaşsınızdır.

Küçük insanda dost olma yeteneği gelişmez. Küçük insan her zaman başkaları karşısında tedirgindir: kendine güvenmediği için başkalarına da güvenmez. Güvensizlik dostluğun kökünü kurutur. O sizi kendi dar çerçeveli koşullarına uydurmaya çalışacaktır. Onun götürdüğü yere giderseniz sorun yok, ona karşı durduğunuz anda öfkeye kapılır. Sizi yakınlarıyla arkadaşlarıyla tanıdıklarıyla tanıştırmak istiyorsa hayır demeyeceksiniz. Sizinle evlenmek istiyorsa hayır demeyeceksiniz. Size görüşlerini benimsetmek istiyorsa karşı durmayacaksınız. Küçük insan kendini yönetmeyi beceremez ama başkalarını yönetme konusunda son derece isteklidir. Olmayan gücünü göstermek için elinden geleni yapar. Onu eleştirmeyeceksiniz. Kötü şiirlerini beğeneceksiniz. Ondaki bazı yatkınlıkların hiç kimsede olamayacağını söyleyeceksiniz. Kötü durumlara düşmüşse bunu iyilerin kaçınılmaz yazgısına bağlayacaksınız. Ona hiçbir zaman gevşekliklerini tembelliklerini sorumsuzluklarını yetersizliklerini anımsatmayacaksınız. Ona varsa unvanıyla sesleneceksiniz: hocam diyeceksiniz, doktor bey diyeceksiniz, vekilim diyeceksiniz, başkanım diyeceksiniz.

Küçük insanların dünyasında dostluk yoktur, çıkar dayanışmaları vardır. Onlar dostluk gibi görünen ve dostlukla ilgisi olmayan yapay yakınlıkları kurmakta ustadırlar. Onların en iyi becerdikleri şeylerden biri söz rüşveti vermektir: yalancılığı en verimli biçimde kullanma alışkanlığını edinmişlerdir. Kavga etmeyi hesap sormayı karşı çıkmayı bilmezler, zaman zaman surat asarak tepki verirler ve kendilerini gülünç ederler. Amaçları tüm yetersizlikleriyle kendilerini size benimsetmektir. Küçük insan dost olmayı bilmez ama birilerinin güdümüne girmeyi ve o koşulda dost oyunu oynamayı çok iyi bilir. Sanırsınız gerektiğinde sizin için canını bile verebilecektir. İnanmayın. Sıradan bir yararcıdır o. Size en sıcak davrandığı gün sizden bir şeyler beklediği gündür. Yemek için teşekkür ederim der, siz arkanızı döndüğünüzde birilerine anlatır: herif yağcılık olsun diye bana yemek yedirdi.

CEVAP VER