Doyduğunu bilmek

Dünyada pek çok insan doyduğunu bilmiyor. Midesi davul gibi gerildiği zaman ancak doyduğuna inanıyor. Birçok insan toplumsal yaşam görünümünde doğal yaşam boyutunda yaşıyor yani üremeyle ve beslenmeyle sınırlanıyor, ondan öteye geçmeyi düşünmüyor. Doğanın verdiği usu geliştirmeyi istemiyor ve bu yetisini yalnızca üreme ve beslenme işlevleri için kullanıyor. Toplumda sınırlı kafayla iş görmenin zaman zaman sıkıntısını çekse de durumunu değiştirmeyi düşünmüyor. Onu siz yazgısını başkalarının eline bırakmış olmakla eleştirirken o buna aldırmıyor. Bu koşullarda bazıları midelerini davul gibi şişirirken çokları bu olanağı bulamıyor. Onlar da olanla yetinmek durumunda kalıyorlar.

Doymazlık gelişmemiş insanda gözlemlediğimiz özelliklerden biridir. İnsan doymak bilmezliğiyle yaşamını zehir ediyor, bazen onurundan bazen esenliğinden bazen malından bazen canından oluyor. Çocuklarımıza tokgözlü olmayı öğretemiyoruz. Açgözlü bir adam çocuklarına tokgözlü olmayı öğretebilir mi? Yiyen adam daha çok yerken yetinmek zorunda olan adam sinirlere karıyor, bazen kıskançlık duygularıyla yaşamını zehir ediyor. Herkes bir kişilik yaşamına razı olsaydı dünyamız cennet olurdu, cennetten daha cennet olurdu. Okullar bitiriyoruz paralar kazanıyoruz ama bilge olmayı beceremediğimiz için yetinmek diye bir şey bilmiyoruz. Tam tersine çoğumuz çocuklarımıza hırslı olmayı öneriyoruz, onlar da şu ölümlü dünyada bazen değer diye bir şey bilmeyecek kadar hatta bazen yakınlarını tanımayacak kadar gözü dönmüş olabiliyorlar. Doymazlık kişiler düzeyinde kalmıyor ve kurumlaşıyor.

Adam bileti beş yüz altı yüz liraya satıyor. Parası olan gelsin, biz burada çulsuz istemiyoruz. Üst düzeyde kültür üretimi elbette pahalı olacaktır. Üst düzeyde kültürü kimsenin önemsediği yok ya neyse. Kapılara genç adamları koymuşlar. Bu genç adamlar da buyurulanı yerine getirmek konusunda son derece özenliler. Ben onurlu adamım her yap dedikleri şeyi yapamam demiyor kimse. Halkımızın kültür merakı tartışma götürmez, ama başı yumuşaktır onun, hayır diyemez ve karşı koyamaz. Eh demek ki burada usul böyleymiş der geçer. Baktım genç adamlar çantaları açtırıyorlar. Önce gaflete geldim, silah falan arıyor olmalılar dedim, sonra düşündüm ki bunlar sivil gençler, böyle bir şeye hakları yok. Ben kolay kolay pes etmem.

Genç adam elini çantamın dibine daldırdı. Suç aletini bulmuştu. Bununla buraya giremezsin, dedi, git onu orada ye ya da çöpe at gel, burada her çeşit yiyecek var. Onu orada yemem de çöpe de atmam dedim. Benim ne yapacağıma sen karar veremezsin. Ben şeker hastasıyım, her zaman çantamda yiyecek bir şeyler bulundururum. Olmaz dedi, bununla giremezsin. Girerim dedim. Bir başka genç adam baktı ki ihtiyar epeyce inatçıdır ve kolay kolay pes edecek cinsten değildir, gel amcacığım sen böyle dedi, sandviçlerini ye ama kimseye göstermeden ye. Ben hiçbir şey söylemedim ve sandviçlerimi herkese göstere göstere yedim. Dolgun fiyata sattıkları ve içinde peynir ya da benzeri bir şeyi bolca bulamayacağımız o sandviçlerden ya da tostlardan kendimi kurtarmış oldum.

Bu toplumun insanı ne versen pekiyi diyor. Sağa dön diyorsun dönüyor, otur diyorsun oturuyor, oy ver diyorsun veriyor, kapıda sandviç yoklamasından geçmeyi onuruna yedirebiliyor, telefonla gelen buyruğa uyup emekle kazandığı parayı soyguncuya gönül rahatlığıyla kaptırabiliyor. Kulpu kolayı bulunmaz bir toplumun üyeleriyiz. Garip insanlarız biz, gidip hapishanede yıllarca yatarız ama insanlık adına bir fikir kırıntısı üretebilmek için dizimizi kırıp bir masanın başında üç saat oturamayız. Herkes siyasete meraklıdır ama kimse gerçek anlamda felsefe sanat bilim üretebilme kaygısını taşımaz. Binlerce insan vardı, ortamı tıklım tıklım doldurmuşlardı, görünüşte okumuş etmiş insanlardı, hepsi paşa paşa çantalarını açtılar ve sandviç yoklamasından geçtiler. Büyüğümüz bir şey biliyordu da söyledi. Ne dedi? Tıpış tıpış giderler dedi.

Dostlarım beni tanırlar, cimrilikle ilgim yoktur. Orada satılan şeylerden kaçacak yapıda biri değilim. Eskiden her şeyi hesap ederdik, çocuklar büyüyene ve okullarını bitirene kadar neler çektiğimizi bir biz biliriz. Şimdi lüksümüz yok bir şeyimiz yok, emekli maaşımız yetiyor da artıyor bile. Hatta bazı bir eli yağda bir eli balda dostlarımız devletin bize verdiği paraya acıyorlar biliyorum.

İlgililerin bu konuda en az benim kadar duyarlı olduklarına inanıyorum. Bu bize yakışmayan uygulamadan vazgeçmelerini dilerim.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here