DTP ve Kıbrıs müzakereleri

DTP ve Kıbrıs müzakereleri

0
PAYLAŞ

T.C. Anayasa Mahkemesi’nin DTP’yi kapatma kararı, Türkiye’de bir iç karmaşaya ve gerginliğe zemin oluşturacakken, yansıması da önce AB-Türkiye müzakerelerini olumsuz etkileyebilir, sonra da Kıbrıs’ta liderler arasında sürdürülen müzakereleri çıkmaza sokarak Türk tarafının “uzlaşmaz” olarak suçlanmasına kapı açabilir.

Türkiye, dengeli ve iyice düşünülerek uygulamaya konmuş Dış politikası ile Rum tarafını köşeye sıkıştırmış ve adada çözümü istemeyen taraf konumuna sokmuşken, DTP’nin kapatılması kararı orta vadede bu başarıyı ters yüz edecek gibi gözüküyor.

Öncelikle AB-Türkiye ilişkileri bir sarsıntı geçirecek. Her ne kadar daha birkaç gün evvel toplanmış olan AB Devlet Başkanları Konseyi Türkiye için yaptırım kararı almamış ve Rum tarafını da yalnız bırakarak tek yanlı bir deklarasyon vermek zorunda bırakmış olsa da, daha Aralık ayı bile çıkmadan AB içinde havanın Türkiye aleyhine döneceği kesin. Bunun başlangıcı AB Konseyi’nin, 21 Aralık’taki hükümetler arası konferansında olabilir. Dolayısı ile Kıbrıs müzakereleri de bundan etkilenecek.

Rum Yönetimi’nin Avrupa Parlamentosu içinde Türkiye karşıtı olan aşırı sağ ırkçı AB milletvekilleriyle, hedefler farklı olsa da Türkiye konusunda hemen hemen aynı çizgide olduğu kesin.
Zaten Rum Yönetiminin AB’ye üye yapılmasının ana nedenlerinden bir tanesi de Türkiye ile sorun yaşaması ve maşa gibi kullanılmaya uygun olmasıydı. Nitekim her dönemde de Rumlar Türkiye’ye karşı tepe tepe kullanılıyor. Bazen etraflarında kimseyi görmeyince Don Kişot gibi kendileri çıkıyorlar ortaya, bazen aniden birileri arkalarından itekleyerek kendilerini sürüyorlar arenaya, bazen de ağababaları kendileri üstleniyorlar Türkiye karşıtlığı görevini.

DTP’nin kapatılması kararı bu grubun ekmeğine şimdi bal sürdü. Türkiye karşıtı seslerini artık daha gür çıkarmaya başlayacaklar AB içinde. Sloganları da “DTP’nin kapatılması Türkiye’nin demokratikleşmesinin önünde bir engeldir” olacak.
Rumlar bu havayı koklayınca gaza gelecekler ve KKTC’nin egemen olduğu toprakları, 10. Protokolda yaptıkları gibi ele geçirebilmek için Türkiye karşıtı çalışmalarına hız verecekler.
Baryaları ile birlikte Türkiye’ye karşı politik saldırılarının dozunu arttırırken, Kıbrıs’ta da Kıbrıs Türk halkı üzerinde baskı kurabilmenin her yolunu deneyecekler.

Kıbrıs’ta liderler arasında süren müzakerelerin bu aşamadan sonra artık çıkmaza gireceği kesin. Hem de kesin kes kesin.
Talat ve Hristofyas’ın Nisan 2010’a kadar çözüme ulaşmak hedefiyle Ocak ayı içinde iki seans halinde 3’er tam günlük görüşmeler planlamaları da bir işe yaramayacak artık. Zaten Hristofyas bu görüşmelerin işe yaramaması için elden geleni yapacak.

Zaten Rum tarafı, geçmişten ders almayı bilmediği için, 1974’de Türkiye’yi yok sayıp adayı Yunanistan’a bağlamak için bir darbe yapmıştı, şimdi de AB içindeki yandaşlarının verdiği gazla Türkiye’nin üyelik müzakerelerine tek başına koşullar koyma girişimlerine başlayacak ve adada sürdürülmekte olan barış görüşmelerini dinamitleyecek.
Hiç kimse artık müzakerelerden olumlu bir sonuç beklemesin.

Avrupa Birliği Ortadoğu’da, Kafkaslarda ve de Orta Asya’da Türkiye’siz etkin bir politika yürütemeyeceğini çok iyi biliyor. Türkiye, bu politikayı kendi başına sürdürebileceğinin farkına vardığı anda, dünya dengesini oluşturan taşlar yerinden oynayacak. Kıbrıs’ta sürdürülen barışa yönelik müzakereler de belli bir kopma döneminden sonra Türkiye’nin dikte ettireceği bir şekilde son bulacak.

Her ne kadar DTP’nin, siyasi bir oluşumu ve faaliyeti olmayan Anayasa Mahkemesi tarafından kapatılması şimdilik Türkiye’nin demokratik açıdan aleyhine gözüküyorsa da, uzun vadede Türkiye’nin hakkettiği kendi kişiliğini bulmasına ve indirekt olarak da Kıbrıs’ta kalıcı bir çözüme zemin oluşturacağı kesin.

Prof. Dr. Ata ATUN
http://www.ataatun.com

BİR CEVAP BIRAK