Edebiyat, yaşam ve sinema

PAYLAŞ

Bu yaz günlerinde, televizyondan kurtulup, büyük ekranda, serin bir sinema salonunda, keyifli bir izleme oluyor.”Bize Hergün Festival” sloganıyla, Ankara, İstanbul, İzmir, Eskişehir ve Mardin’de, bazı sinemalarda sınırlı seanslarda, “Başka Sinema” programı çerçevesinde gösteriliyor.

Bilerek bir seçim değil, seansı uygun düştüğünden, pazar günü tesadüfen, bahtımıza ne çıkacak diye izlediğimiz bir film. “Gemma Bovery”, ya da Türkiye’de ki gösterim adıyla, “Aşkın Dili”.

Edebiyat ile iç içe yaşayan, roman kahramanları ile yaşamı özdeşleştirmeğe çalışan bir insan Martin. Büyük şehirden emeklilik sonrası ayrılmış, küçük bir Normandiya kasabasına gelerek yerleşmiş, fırıncılık yaparak sade tek düze bir yaşam sürdürüyor. Fabrice Luchini, içe dönük ve okuduğu romanlarla dünyasını zenginleştiren Martin rolünde, başarılı bir karakter çiziyor. Fransız yazarı Flaubert’in hayranı. Madame Bovary romanında ki karakter, “Gemma” ise, onun için bir başka önemli karakter. Tutkulu bir hayranı.

İlk kez beyaz perdede bir filmini izliyorum. Gemma Arterton. Güzel, genç bir kadın. Bir başka ilginç nokta, bu filmde ki adı da Gemma. Gemma, bir ingiliz çift olarak eşi Charlie Bovery ile birlikte, bu küçük kasabaya yerleşiyorlar. Ve bir Madame Bovary göndermeleri ile yoğun bir filmi izlemeğe başlıyoruz.

Posy Simmonds’ın aynı adlı resimli romanından uyarlanan bir film. Gemma, güzelliği ile birlikte, sakin bu küçük kasabada fırtınlar estirmeğe başlıyor diyebiliriz. Ve esiyor da.

Flaubert ve Madam Bovary tutkunu Martin için günler birden farklılaşıyor. Yaşamda ki karşısında gördüğü Gemma ile romanda ki “Gemma” arasında bağlantılar kurarak, her gün yeni bir senaryo oluşturarak, içten içe izliyor ve tutkusu Gemma ile daha da büyüyor. Gemma’nın güzelliği, roman kahramanı olarak Gemma’nın yaşamını da adeta ezbere bilen Martin, bu isim benzerliğinin tutması ile birlikte, baş döndürücü bir yaşam akışına kapılıyor. Sessiz, kendi içinde, dışa vuramadan, hayranlıkla, bir tutkuyu yaşıyor. “Gemma” karşısındadır. Günler onun için çok farklı gelişmektedir. Tek düze bir yaşam, kendini bir heyacanın rüzgarina kaptırmıştır.

“Gemma” kendisi zaten bir rüzgar gibidir. Yaşam onu bu küçük kasaba da, yeni rüzgarlara da kaptırmıştır. Kasabaya dönen genç yakışıklı bir genç, onun da başını döndürmüştür. Gizli, tutkulu bir aşk başlamış, baş döndürücü bir ilişki hızla yaşamın bir başka penceresinden girmiştir.Gemma’nın bu yeni aşkı, giyiminden, yürüyüşüne kadar yeni bir coşku ile gelişmiştir. Martin bu gelişmeyi, sessiz, geriden endişe ile izlemektedir.

Kocası Charlie, çevresinde dolaşan tutkusunu hissettiği, emekli, fırıncı Martin ve genç bir sevgili. “Gemma” nın yaşamı bununla da kalmaz. Bu üçgen, bir dörtgen olarak gelişir. Evlenmeden önceki eski sevgilisi, başka birisiyle gördüğü için terkettiği, evlendiği bu genç ve yakışıklı unutulan ilişki, eski sevgilinini de tesadüfen kasabaya gelmesi ile tam bir denklem oluşur.

Nefis doğa manzaraları, güzel bir kasaba görüntüsü, sakin bir yaşam ve “Gemma”. Gemma, eş, eski sevgili, yeni sevgili, rüzgarlar arasında dönmektedir. Önce eş, evi terkeder gider.

Martin, çok huzursuzdur. Gerçek hayatta gördüğü, tutku ile izlediği “Gemma” nın, Madam Bovary olarak yaşamını sonlandırmasından korkmaktadır. Yaşam ve romandaki yaşam, bunlar arasında gelip gitmekten yorgun düşmektedir. Bazen tepkilerini dahi kontrol edemez ve Gemma’yı şaşırtır.

Gemma’nın yaşamı ve Madam Bovary’deki roman kahramanıı olarak yaşamı, tutkulu aşık Martin müdahale etmek ister.

Gemma, genç sevgiliyi de yitirmiştir. Bu kare içinde iyice yalnızlığa düşmüştür. Genç aşkı ile ilişkiyi sürdürememenin sıkıntısı. Terkeden kocayı yeniden arayış ve ona sığınma isteği, eski sevgilinin hayatına yeniden girme girişimi, istenmeyen yeni başlangıç ve Madame Bovary romnında ki roman kahramanı ile yaşamda ki Gemma arasında gidip gelen Martin.

Gemma’nın sonu da, Madame Bovary’de ki gibi mi olacak. Küçük bir sürpriz, beklenmeyen evdeki bir iş kazası diyelim, birden sonu hazırlar ve Gemma intihar etmez ama, traji-komik, beklenmeyen bir şekilde yaşamı sona erer.

Bu cinayet mi, intihar mı, yoksa basit bir kaza mı. Üç suç ortağı, bu sonucu farklı değerlendirirken, gerçekle yüz yüze gelirler. Koca, eski sevgili ve Martin, bu kadere ortakdır. Adeta bu sonu hazırlamışlardır. Kimi suçlayacaklardır. Ortak üç suçlu gibi eziktirler.

Bütün bunların dışında, döndüğü kasabasında, Gemma ile karşılaşıp, onun rüzgarı ile kendi rüzgarını birştiren genç aşık, bu üçlünün durumundan habersiz, yitirdiği ilişkisi aşkı, elinde bir demet çiçek, bu sona üzülmektedir.

Gemma’nın rüzgarı, küçük bir kasaba da, fırtınalara yol açmıştır.

Anne Fontaine, bu filmin yönetmeni. Duyarlılığını, Gemma’nın karakterinde, Gemma Arterton’un güzelliği ile de birleştirerek, yeni bir Madame Bovary’e, beyaz perdede imza atmıştır.

Martin’in komşu evi boşalmıştır. O yeniden, Madame Bovary kahramanı ve yaşadığı Gemma ile yine düşlerin de başbaşadır. Ailesi içinde onun bu edebiyat tutkusu, roman kahramanlarıyla özdeşleşmesi de bilindiğinden, yeni bir sürpriz ile film sona erer.

Oğlu, babasının bu tutkusunu yenidan canlandırmıştır. Yeni komşularının taşındığını ve bir Rus olduğunu iletir. Martin yeniden heyecanlanmıştır. Oğlu, bu heyecanı göreceğinden, tam bir körüklemeye yönelir ve adının Anna olduğunu söyler.

Martin’in heyecanı doruktatır. “Gemma”dan sonra, “Anna”. Hemen komşusuna hoşgeldin’e gider. O “Anna Karenina” romanında ki yaşamı, yenidan yaşamında mı görecektir.

Edebiyat, yaşam ve sinema. Bu üçgeni, senaryoya dayanak olan çizgi roman, sinema diline aktaran yönetmen ve oyuncular, 100 dakika beyaz perdede sizi bu heyecana ortak ediyorlar.

Tam bir Fransız filmi diyebiliriz. Sıcak Ankara günlerinde, serinletici bir içecek gibi.

Diğer kentlerde film devam ediyor mu bilemiyorum. Ama bu hafta da, Ankara’da gösterimde.

Sıcaklardan bunalıp, evden çıkmayıp, “Tembellik Hakkı”nı kulandığımız bu günlerde, cumartesi akşam üzeri seyrettiğimiz film, Pazartesi Yazıları’na da konu oldu.

Deniz kıyısında, tatilde sıcakdan bunalıp bu yazı sizin biraz zamanınızı aldıysa, serinlemek için kendinizi denize atmanın da zamanı.

Filmi göremeseniz de paylaşalım istedik.

________________________

Ankara. 27 Temmuz 2015. Pazartesi. ismail.bayer1@yahoo.com
© 2015 Microsoft Terms Privacy & cookies Developers English (United States)

CEVAP VER