“ŞEHRİN CAZ HALİ” başladı

“ŞEHRİN CAZ HALİ” başladı

0
PAYLAŞ

Son yıllarda yaşadıklarımız ve de yaşatılanları gördükçe, daha da anlamlı gelmeğe başladı doğrusu. Slogan başlı başına güzel. “ŞEHRİN CAZ HALİ.” 25.akbank caz festivali, 21 Ekim çarşamba akşamı İstanbul’da başladı. Ay sonuna kadar ve kasım ayına da sarkarak, değişik illerde ki üniversite kampüslerinde de sürecek.

Müzik dinlenecek, müzik konuşulacak. Müzik susturulmayacak, devam edecek. Susturulması gereken, gereksiz o kadar çok şey varken, bu denli gürültü kirliliğinin yaşandığı süreç de, müzik devam etsin ki, daha anlamlı br işlevi gerçekleştirsin.

Adeta yerleşmiş kafamda. Caz deyince, önce başkaldırı geliyor aklıma hemen. Sonra kimliğini, özünü, geçmişini koruma ve sonra da baskılara, acılara karşı da haykırma. Acı ve sevinç, hüzün ve coşku, içi içe büyüyerek çoğalıyorlar. Siyahların ya da sadece Afrikalıların, bir başka deyişle zencilerin müziği değil artık günümüz de. Ancak unutulmaması gereken bir diğer nokta da, Amerikalıların müziği de değil.

Neyse bu tartışmanın yeri ve zamanı değil şimdi. Dinlediğimiz izlediğimiz dinletilerde ki, coşkuyu ve duyumsattıklarını paylaşmak. Önemli olan bu. Notalarda ki güzelliğin kulaklara yansımasını, görsel olarak da izledikden sonra, kalan tadı paylaşarak sürdürmek.

Soğuk, yağmurlu ve trafiğin arap saçı olduğu cuma akşamı, Festivalin üçüncü günü. Eskişehir-İstanbul yolculuğu ve konsere yetişme. Zorlu Performans Sanatları Merkezi, Drama Sahnesi.

“BILL FRISELL MUSIC FOR STRINGS”

Öncelikle, mekanın aylık program kitapçığında ki, konserin iki gitar ve bir vurmalı grubu eşliğinde gerçekleşeceğini gördüğünüz resim, sizi yanıltmasın.

Gitara, sadece üç yaylı saz eşlik ediyor. Keman, viyola ve çello. Dışarısını o denli karmaşasından sonra, adeta bir huzurevine ulaşmış gibiyiz. Bir buçuk saatlik bir dinleti şöleninden sonra, hemen ilk düşünce ve tanımlamamız. “Oda Müziği” tadında, bir caz konseri. Hiç bir abartı yok. Yavaş yavaş gelişen, şarkılarla ulaşan bir müzik dili yayılıyor adeta. Ritmin zaman zaman giderek hızlanması, tempo da o denli bir yükselme ya da alçalmayı da sağlamıyor. Sanki bir renkden, diğer renge geçiyoruz. Ve renkler kendi parlaklılarını koruyorlar ya da ortak yeni bir renk yumağı oluşuyor.

Bıll FRISELL’in gitarının hiç ön plana çıkmak gibi bir düşüncesi de yok. Adeta bir orkestra şefi görevini de yükümlenmiş. Yaylı sazların ortak dillerine, o tellerden farklı yakşarak, şarkıya ayrı bir tad vemek peşinde. Keman ve viyolanın, zaman zaman öne çıkması da, gitarın kontrolünde hep. Ama o çello, o çello yok mu. Söz dinlediği yok. Alıp başını gidiyor adeta. Bazen bu çello mu, kontrbas mı dediğiniz bile oluyor. Gözlerinizi kapatıp dinlediğinizde, bu geçişler hep aynı enstrümandan mı çıkıyor diye, şaşkınlıkla dinlemeyi ve izlemeyi sürdürüyorsunuz.

Keman da Jenny SCEHEİNMAN, viyola da Eyvind KANG ve çello da Hank ROBERTS.

Konser sonrasında, bu müziği tekrer dinlemek isterseniz, mümkün değil. Çünkü Bıll FRISELL’in, 30 aşkın albümü içinde yer alan parçalar seslendirilmedi. Belki bu konser, yeni bir CD habercisi de olabilir.

Bir çok CD’de, bir çok sanatçı ile tınılara eşlik eden, değişik müzikleri cazla kaynaştıran, cazın emektar gitarcılarından, Bıll FRISELL’in bu konseri, bir ağıt, bir iç sesleniş bütünlüğü içinde de değerlendirilebilir. Siz koltuğunuzda rahat, onunla bir anlamda kısa bir mistik yolculuk yapmış gibi de oluyorsunuz. Bir bütünlük seslendirilen eserlerde ve müthiş bir uyum, gitar ile yaylılarda ve tabii sahnede bu bütünlüğü sağlayan dört müzisyen arkadaş. Sanki evlerinde ortak bir müzik akşamı düzenlemişler. Siz de tesadüfen, bu odada onlarla berabersiniz. Huzur içinde, rahatlıkla, tınılarla bir yolculuk, bir serüven yaşıyorsunuz.

Pazar gecesi, Cemal Reşit Rey’de, LIZZ WRIGHT’in konserindeyiz önce.

Amerikalı şarkıcı, besteci, koro şarkıcısı, piyanist. Kontralto bir ses. Ama farklı, kendine özgü sesini kontrol etmesi, yorumlaması, hemen farkediliyor. Bazen neredeyse orkestra yok arkasında, o sahnede, evde yada deniz kıyısında, kendi şarkısını kendine söyler gibi.

Piyano ve tuşlu çalgıları kullanan sanatçının yanında, değişik gitarlari kullanan iki gitarist ve vurmalılada bir sanatçı. Dört kişilik bir orkestra. Siyah-beyaz bir oluşum. Ve sahnede, sakin, kendinden emin, hiç bir abartıya kaçmayan, şarkıları duyumsayıp, adeta yaşayarak aktaran güzel bir ses, Lızzy WRIGHT.

Sahnede hafif gülümsemesi, sevimliliği, ritmik bölümlerde ki yumuşak tavırlar ve sesinin renginin meltem rüzgarı, sizi alıp götürüyor.

Aynı sahnede, aynı gece bir konser daha var. 70 dakikada bitiriyor konseri. Oysa tam havasına iyice yeni girdik. Yolculuğumuz sürecek. Sanıyorum bu durumdan sanatçı da biraz rahatsız olmuyor değil. Alkışlar üzerine sahneye geldiğinde, eline mikrofonu aldığında, bizi yeni bir dünyaya taşıma hazırlığında olduğunu hemen hissettiriyor. Bis olarak, alkışlara teşekkür için, şarkısına başlıyor. Orkestra yok arkasında, o duygu denizine, tek başına atıyor kendini. Kimseyi umursamadan, adeta isteyen arkamda gelsin der gibi, yüzmesini sürdürüyor.

Ses, adeta anılardan süzülüp geliyor. Yaşanmışlıkları yeniden yaşanıyor. Acısını, direncini ve sevgisini aktarırken, gülümsemesini de eksik etmiyor. Sonra bu yolculuğa orkestrası da katılıyor. Acılar var, kırılganlıklar yaşanmış, ama yıkılmıyor, direnç ile sürdrüyor. Ses hafif tonlamalarla, yükselip alçalırken, acı ve direnç birik de yoğruluyor. Yılgınlık ve karamasarlık yok sonuçta. Ağlamak yok. Direnç var.

Şarkı bu çerçevede süzülüp geliyor size, onun gülümsemesiyle. Yaşamı, gülümseyerek karşılayın der gibi. Acıları geride bırakmış, dirençli ve heyacanlı. Bu son bir parçası, adeta salonda ki izleyicileri yeni bir dünyaya taşımış gibi. Bir süre etkinliğinden kurtulup, geri gelmek bile zaman alıyor.

Şimdi, iki CD’sini peş peşe dinlerken. Dünyası içinde dolaşıyoruz. Ve bu yazıya, burada artık nokta koymak gerekiyor.

Daha sonraki konser, bizden sanatçılar ve “Şehrin Caz Hali”, bu hafta da devam ediyor ve biz de devam edeceğiz.

Şimdilik hoşca kalın. Ben Lızzy WRIGHT’ı yeniden dinlemeğe dönüyorum.

İstanbul. 26 Ekim 2016. Pazartesi. ismail.bayer1@yahoo.com

BİR CEVAP BIRAK