Eğitimli ve aydın olma sanatı

Hep yanlış anlaşılan kavramlardan sadece iki tanesi, eğitimli ve aydın olmak. Yıllarca mürekkep yalamış (bu deyimi de çok severim, ama tabii artık “parmaklarıyla bilgisayar tuşlarına çok vurmuş” mu demeli?) insanlar bakarsınız aydın olmayı becerememiş.

Bu tür kişilere zamanın Türkiye’sinde bolca rastlamaya başladık. Bazı üniversite profesörlerinin televizyon ekranlarında söyledikleri insanın nefesini kesen türden. Sadece Türkiye’de mi? Bizde de var bunlardan maalesef.

Okullardan sorumlu Bakan Nick Gibb, geçen yıl yaptığı bir konuşmada eğitimin ona göre 3 esas amacını vurguladı:

Gençlerin ekonomik başarı yakalamalarını, kültür ile haşır nesir olmalarını ve okul sonrası atılacakları yetişkinlik çağına hazır olmalarını sağlamak. Bence önemli ama çok yetersiz kalan amaçlar. Ben her zaman yazılarımda tekrarlamaktan bıkmadığım Bill Beattie’nin eğitimin amacı ile ilgili söylediği sözleri benimserim:
“Eğitimin amacι, ne düşünmemiz gerektiğini değil, nasιl düşünmemiz gerektiğini öğretmek, beynimizi başkalarιnιn düşünceleri ile doldurmak değil, beyin gücümüzü geliştirmek ve böylelikle kendi kararιmιza ulaşmamιzι sağlamak olmalιdιr”.

Eğitimle ilgili geçmişte epeyce yazılar yazdığımdan bu yazıda daha çok eğitimli olmak ile aydın olabilmek arasındaki bağlara değineceğim.

Eğitimli olan kişilerin aydın olduğu yanlış görüşünü taşıyan çok kişiler var. “Aydın” sözünün birçok sözlük karşılığı “okumuş”, “eğitimli”, “entellektüel”, “bilgili” gibi şeyler. Ancak yaşayarak görüyoruz ki çoğu zaman ikisi arasında bir bağ yoktur.

Eğitimli oldukları için aydın olduğunu tahmin ettiklerimiz bakarsınız vordovari tavırları ile bizi hayrete düşürebiliyorlar. Diğer tarftan hiç okul, eğitim görmemiş birisi aydın yaklaşımı ile bizi etkileyebiliyor.

Bu paradoksu Mevlana Celaleddin Rumi şu unutulmaz sözleri ile vurguladı: “Nice insanlar gördüm, üzerinde elbisesi yok. Nice elbiseler gördüm, içinde insan yok”. Mevlâna’nιn bu şahane sözünü şu şekilde değiştirebiliriz. “Nice eğitimli insanlar gördüm ama aydιn olamamιş”.

Uzun yıllar önce hala yazarının kim olduğunu bulamadığım şu sözleri kullanmıştım bu yazıya benzer yazımda:
“Aydιn olmanιn özeliği “bilmek” ile sιnιrlι değildir. Bildiğini ifade etme yetisi ve becerisiyle, bildiğinin korkusuz savunucusu olmasι onun olmazsa olmaz bir özelliğidir. Bildiğini kendine saklayan derin kuyularιn suyu acι olur. Aydιn gürül gürül akan akarsu olmayι bilendir”. Özellikle son cümle Mevlâna’nιn sözlerini andırıyor, degil mi?
Bağιmsιz bir kişiliğe sahip olma, herşeyi sorgulamadan kabullenmeme de aydιn olmanιn önemli özelliklerindendir bence. Aydιn insan hoşgörülü olur. Eleştirilere, sakince, uygun bir dille cevap verir aydın insan. Saldırıya geçerek, aşağılayarak, “ben yaptım, ben dedim oldu” moduna girmeden.

“Aydın, asıl olarak kendi kendini aşabilme, sürekli bir şekilde gelişebilme, yaratıcı yaşam kuralları edinebilme, sonsuz bir şekilde hoş görüye yönelebilme zorunluluğu taşır”. Milliyet Blog sayfasında yazan Nizamettin Biber isimli şahsın yazdığı çok yerinde sözler.

Gelelim bu yazıyı yazmama sebeb olan şeye. İyisi mi şimdi gelmeyelim. Zamanı gelince gelelim. Yaşamınızda aydın olmayı becerememiş eğitimli kişilerin az bulunması dileklerimle.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

two × one =