Ekşi ‘giderayak’ CHP’yi eleştirdi

Ekşi ‘giderayak’ CHP’yi eleştirdi

0
PAYLAŞ

Oktay Ekşi 82 yaşında çok dallı, dik ve yemyeşil bir çınar. 58 yıllık gazetecilik hayatının 36 yılını Hürriyet Gazetesi’nin başyazarı olarak geçirdi. Basın Konseyi’ni kurdu ve yıllarca başkanlığını yaptı. Hem gazetecilerin haber yapma biçimini hem de okurların haber alma hakkını iyileştiren pek çok değişiklik onun öncülüğünde yapıldı. 2010’da kaleme aldığı bir yazı yüzünden istifa etmek zorunda kaldı. CHP’den siyasete atıldı.

– Emine Ülker Tarhan’ın istifasını nasıl karşıladınız?

– Beklenmedik diyemem ama biraz erken bir karar oldu. Ülker Hanım’ın çizgisi bu sonucu doğurdu. Çok inançlı bir Atatürkçü. Kişiliği biraz daha esnek olabilseydi bu tarihte istifa etmeyebilirdi.

– Sizce doğru bir karar mıydı?

– Ben de CHP’de ulusalcı, Atatürkçü ve sosyal demokrat parantezdeki üyelerden biriyim. Ülker Hanım’ın değerlendirmeleri temelde benimkilerle uyumlu. Fakat keşke istifa etmeseydi; çünkü istifa kavgayı terk etmek demektir. Keşke kalsaydı ve CHP’nin temel değerlerine hizmet etmeye çalışsaydı.

– Ayrılma gerekçelerine hak verdiniz mi? Örneğin, “CHP’nin iktidar olma niyeti yok” eleştirisi haklı değil miydi?

– “İktidar olmak için yeterince enerjisi yok” diyebilirsiniz, ama “niyeti yok” değerlendirmesi bana pek doğru gelmedi.

– İstifası ulusalcı kanattakilerin üstünde baskı yarattı mı? “Bizim de istifa etmemiz gerekir” diye düşündünüz mü?

– Yok, bizi niye zor durumda bıraksın ki? Bireysel kararı… Örgütlenerek alınmış bir karar yok.

‘CHP’DEN AYRILARAK KURULAN PARTİLERİN ÖMRÜ OLMAZ’

– Kılıçdaroğlu, Tarhan’ın gidişi için, “Ağaçlar budandıkça güçlenir” dedi…

– Bir partili olarak sadece o sözü yadırgadığımı söyleyeyim. Doğru olan partiyi bir arada tutmak. Kanatlardan rahatsız olsanız bile tolere edeceksiniz.

– Ama herkes kendine doğru çekiyor. Acaba parti bölünse daha mı iyi olur?

– Bugüne kadar CHP’den ayrılarak kurulan partilerin hali ortada. Bundan sonrakilerin de ömrü olmaz… Ana yapıyı hâlâ CHP taşıyor.

– CHP’ye de yenilikçi kanat hâkim olursa, Emine Ülker Tarhan yeni bir parti kurarsa, katılmayı düşünür müsünüz?

– Sizin sorunuzun yanıtından önce “Acaba siyasete devam etmek istiyor muyum?” sorusuna yanıt vermem lazım. Kendimi siyasetle çok da uyumlu hissetmedim. Bir daha aday olur muyum emin değilim.

– Süheyl Batum’a ihraç talebine ne diyorsunuz?

– Memnun olmadım. Hiçbir kanaat disiplin kurallarıyla yok edilemez.

‘ÇATI ADAY SÜRPRİZDİ, KIRILDIM’

– Son kurultayda Kılıçdaroğlu’nu desteklediniz ama “Bazı uygulamalarından şikâyetçiyim” dediniz. Neydi o şikâyetler?

– Sayın Genel Başkan’ın, Cumhurbaşkanı adayını belirleme sürecindeki tavrına karşı çıktım. Çatı aday olarak gösterdikleri zatı desteklemeyen isimlerden biriydim. Keşke parti içi istişarelerin sonucuna uygun bir isim ortaya atsaydı. Hepimiz için sürpriz bir aday açıklandı. İtiraf ediyorum, bu beni kırdı…

– Partinin sağa açılımından da rahatsızsınız…

– CHP’nin kurulduğu günden beri temel çizgisi ortanın solu çizgisidir. İfadeler değişse bile eksen korunmuştur. Temel mesele bu çizgiden ayrılmadan politikalar üreten, halkı ikna eden ve onunla iktidara gelen bir parti olmaktır.

– Ama Mansur Yavaş örneği de gösterdi ki sağa açılım CHP’nin oyunu artırabiliyor. Kılıçdaroğlu bu noktada doğru karar vermiş olamaz mı?

– Mahalli seçimler kişiye fazla bağlıdır. Belli bir bölgede bir şahsın aldığı oy makro düzeyde bir şey ifade etmez. Bence tam da bu küçük resimlere bel bağlayarak yanlış yapıyoruz. Temel çizgiyi bozmadan eksikleri gidermemiz lazım.

‘SIKINTININ KAYNAĞI YANINIZDAKİLER’

– Sağa açılım dışında CHP’yi eleştirdiğiniz başka noktalar var mı?

– Yeterince esnek ve dinamik bir örgüt yapısı yok. Yerleşik ve hatta bürokratik bir yapısı var. İşin tuhafı, dinamizm getirmek isteyenleri de reddediyorlar. Huzurları bozulsun istemiyorlar. Gençlik ve kadın kolları yeterince güçlü değil. Parti içi demokrasi de yeterli değil. Churchill’in dediği gibi, sıkıntının kaynağı karşınızdakiler değil, yanınızdakiler…

– Başka?

– Bir şansı iyi kullanmadığımızı düşünüyorum. Sayın Kılıçaroğlu İstanbul Büyükşehir Belediyesi için aday olduğunda, halkla arasında camdan duvarlar olan CHP’lilerden farklı, son derece sakin, 77 milyonun “Benden biri” diyebileceği sıcaklıkta, tevazu içinde bir figür olarak çıktı karşımıza. “Sağdan oy toplayalım, taviz verelim” demeden de CHP’nin oylarını artırabileceğini gösterdi. Genel Başkan olmasına sevindik. Fakat o sakin, sevecen, yolsuzluk iddiası ortaya attığı zaman kanıtlarını da karşımıza koyup sonuç alabilecek kadar tutarlı, dersini iyi çalışmış adam gitti, yerine salı günleri kürsüde karşı tarafa “vur Allah vur” yanıt veren, polemik yapan, miting hatibi bir Kemal Kılıçdaroğlu geldi. Bundan hazzetmiyorum. Kişisel olarak bunun yanlış olduğunu düşünüyorum. Partiye bir şey getirdiğini de görmüyorum.

– Erdoğan karşısında yeterince karizmatik olmadığı eleştirisi yüzünden böyle davranıyor olabilir mi?

– Zaten yanlış orada. Rahmetli Erdal İnönü’nün hitabet yeteneği yoktu. Heyecansız konuşurdu ama bugün herkes onu sevgi ve saygıyla hatırlıyor. Bağırmaya çağırmaya gerek duymadan, yeri geldiğinde espriyle karşılık vererek siyaset yapması Erdal Bey’e çok şey kazandırdı.

– Karizmatik liderler daha çok ilgi görmüyor mu?

– Olsa itiraz edecek değilim ki! “Elindeki malzemeyi iyi kullan” diyorum ben…

‘BEKAROĞLU’NUN CHP’DE NE İŞİ VAR?’

– Yenilikçiler, ulusalcılar, solcular… CHP’de kaç grup var?

– “Yeni CHP” diye bir türkü tutturanlar var. Partinin temel değerleriyle tanışık olmadıkları izlenimi veriyorlar. Kafalarındaki CHP, benim bildiğim CHP değil. CHP, günün gerekliliklerini dikkate alarak ama kendi ana eksenini koruyarak, kimliğini tartışılır hale getirmeden yenileşmeli.

– Belki onların kafalarındaki CHP daha doğrudur…

– O zaman başka parti kursunlar!

– Mehmet Bekaroğlu gibi isimlerin partiye katılımına karşı mısınız?

– Elbette karşıyım. CHP’de ne işleri var? Onların aslı Adalet ve Kalkınma Partisi’nde, Saadet Partisi’nde var. CHP’nin 95 senedir süregelen temel değerleri var.

– Halkın farklı kesimlerine dokunmanın ne mahzuru var?

– Siyasal parti belli bir anlayışa göre politikalar üreten insanlar manzumesi demektir. O kulübün hiçbir meselesine ortak olmamışlar, sadece kendilerini sosyal demokrat telakki ettikleri için eklemlemeye çalışmışlar… Diğer değerlerle tanışık değiller, böyle bir iddiaları da yok. Buna rağmen CHP’deler. Yok böyle bir particilik anlayışı! “Ne kadar iyi oldu, baş tacı edelim” diyemem. Mehmet Bekaroğlu kafası iyi çalışan, kendini iyi ifade eden bir zat, akademik bir geçmişi de var. Siyasette önemli yerlere gelebilir ama bu adreste ne işi var? Elbette renkler olacak, aksi halde fabrikadan çıkan sosisler gibi oluruz. Ama temel değerlerde buluşmamız lazım.

– O temel değerler bugünkü tabloda işe yaramıyorsa değiştirilemez mi?

– Partinin zaman zaman önceden benimsediği değerleri gözden geçirmesi mümkündür. Eskiden partilerin bu tür temel çizgileri kurultaylarda belirlenirdi. Bugün CHP’nin kanatlarını bir araya getirecek mekanizmalar yok. Ancak dedikodu yapılıyor. Buna isyan ediyorum.

– CHP’de yenilikçi ve ulusalcı kanat dışında bir de Muharrem İnce’nin öncülük ettiği sol kanat mı var?

– Bilmiyorum. Muharrem Bey’in konuşmalarını izliyorum. Yenilikçilere yakın olmadığını söyleyebilirim ama tam bir tanım yapamam.

‘ÇÖZÜM SÜRECİ KONUSUNDA KAFAMIZ KARIŞIK’

– Ulusalcı kanat, partinin Kürt meselesi konusundaki tutumundan da rahatsız. Sizin tavrınız ne bu konuda?

– Bu sorunun yanıtı konusunda kafası net olan kimse yok. Buna CHP de ben de dahilim. Sadece Erdoğan ve Öcalan arasında alınıp verilen bir bilgi süreci yaşanıyor. İçeriği hepimiz için bir meçhul. Bilinmezlerin bu kadar çok olduğu bir ortamda CHP’nin net bir politika üretme şansı yok.

– Bu kararsız tutum CHP’yi seçmen gözünde zayıf göstermiyor mu?

– Teknoloji gelişmiş, şartlar değişmiş, buna rağmen hâlâ “Buharlı gemi iyiydi” diyemezsiniz. Karşı olmanın da geçerliliği yok. 29 ayaklanmanın rejim üzerinde bıraktığı etkiler var. Mağduriyetler yaşanmış. Bunların giderilmesi lazım. Fakat bu süreç Cizre’de muhtariyet ilanı gibi şeyler getirecekse durum vahim demektir. İmtiyazlı bir kesim olmaya çalışmaları yanlış.

– Kılıçdaroğlu’nun Kobani tezkeresi önerisini nasıl karşıladınız?

– Benimsediğimi söyleyemem ama partimin genel başkanıdır, saygı duyarım.

‘AK PARTİ’NİN BAŞARISI MEDYA MANİPÜLASYONU VE DİSİPLİN’

– AK Parti’nin takdir ettiğiniz tarafları var mı?

– Biat kültürüne, itaat ve disipline önem veriyorlar. Bu görücü usulüyle kız vermek gibi. Takdir edeceğim bir şey değil ama sonuç alıyorlar. Bir de kamuoyunu manipüle etme konusunda çok başarılılar. Medyayı çok yakından takip edip neyi nasıl istismar edeceklerini planlıyorlar. Ahlaki olarak doğru bulmasam da siyaseten başarılı. CHP’de de böyle bir mekanizma olsun isterdim. Pek çok iş kazası oldu. 12 yıllık iktidarda işçi güvenliği konusunda tedbir almadılar. İkinci kaza olduktan sonra CHP’nin tavır alması geç… Bizim kaçak saray dediğimiz Ak Saray 1 milyar 370 milyon liraya mal olmuş. İşte istismar etmeniz gereken şey budur. Çarpıtmanıza gerek yok ama bunu yapacak ekiplerinizin olması lazım.

‘ÇAPKINLIKTA GÖZÜM KALDI, ÇOK FIRSAT ÇIKTI AMA BECEREMEDİM’

– Eski bir mülakatınızda “Günah işlemeye özlemim var. Keşke birtakım çılgınlıklar devreye girse” demişsiniz. Hiç mi zıpırlık yapmadınız?

– Beceremedim ki! Kalıpların adamıyım. Hep kontrol içinde hissettim kendimi.

– Becerebilseniz ne yapmak isterdiniz?

– Önce çapkınlıkla başlardım. Gençken insanın zihninden sayısız delice düşünce geçiyor. Bizim kuşaktan sonra ortaya çıkan hippiler vardı. Her türlü kuraldan azade çocuklardı. “Helal olsun, aklımızdan geçenleri yapıyorlar” diyordum ama ben o zaman evli barklı bir adamdım. Karşıma çok fırsat çıktı ama değerlendiremedim. Babam ciddi bir çapkındı. İki kardeşim de babamı aratmadılar ama ben beceremedim. Gözüm kalmadı diyemem. Daha bir renkli olurdu yaşamım! (Gülüyor…)

– Karınız kızmaz mı bu söylediğinize?

– Adam öldürsen 20 senede zamanaşımına uğruyor. Evliliği 50. yılına girmiş bir adamın saklayacak bir şeyi yoktur!

‘O YAZIYI YAZMASAM DA AYRILMAK ZORUNDA KALACAKTIM’

– Hürriyet’ten istifanıza neden olan o malum yazıyı yazdığınıza pişman mısınız?

– İlk yazdığım gün hiçbir tepki almadım. Bir gün sonra kıyamet koptu. Aydın Doğan aradı, bir özür yazısı yazmamı istedi. “Kısa bir not yazayım ama tüm yazıyı ona ayırmak yanlış olur. Yine de isterseniz yazarım” dedim. Onca yıldan sonra ilk kez benden bir şey istemişti. “Peki” deyip yazdım. Kıyamet kopmaya devam etti. “Ya onun kellesi ya da senin” denmiş belli ki… Aydın Bey’i aradım “İsterseniz istifa edebilirim” dedim. “Beni rahatlatırsınız” dedi. O an ayrıldım…

– Geri dönüp bakınca ne düşünüyorsunuz?

– Sonradan yaşananlar gösteriyor ki o makaleyi yazmamış olsaydım da en fazla bir-bir buçuk ay içinde ayrılmak zorunda kalacaktım. Özdemir gitti, Tufan susturuldu. Baskı o kadar arttı ki arkadaşlara mecburen “Kusura bakma” dendi. Bu sadece Hürriyet’e mahsus değildi, tüm gazeteler benzer süreçler yaşadı.

– Dile kolay 58 sene… Gazeteyi bıraktıktan sonra depresyona girdiniz mi?

– İlk şoku atlattıktan sonra ne yapacağımı düşündüm. Birkaç teklif geldi ama kabul etmedim.

– Şimdi tekrar dönmek ister misiniz?

– Kimsenin kesesinden birbirimize bağışta bulunmaya hakkımız yok. Hürriyet’te 44 sene boyunca çalıştım, bir şikâyetim olmadı. Yazmayı özlüyorum, mümkün olursa gazeteciliğe tekrar başlayacağım.

– Enis Berberoğlu’nun ayrılmasını nasıl karşılıyorsunuz?

– Ne olduğunu tam olarak bilmiyorum. Ayaküstü karşılaştık. “Bir gün önce istifa etmek aklımda yoktu” dedi. Fazlasını sormadım. Süreç belli…

– Davutoğlu döneminde medya daha özgür olacak tezine katılıyor musunuz?

– Öyle olmasını bekliyorum. Davutoğlu’nda bir husumet hissetmiyorum.

‘AK PARTİLİLERLE ŞAKALAŞIYORUZ’

– AK Partili arkadaşlarınız var mı?

– Evet, çok sayıda arkadaşım var. Şakalaşırız. Cuma günleri namaza giderken benim önümden geçiyorlar. Beni namaza davet ediyorlar. Karşılıklı takılıyoruz!

OKTAY EKŞİ HAKKINDA BİLMENİZ GEREKEN 5 ŞEY

Oktay Ekşi’nin en unutamadığı köşe yazısı 1999’da Avustralya’daki “Galipoli Memorial”ı ziyaret ettikten sonra kaleme aldığı “Canberra’daki Atatürk” yazısı. “Beklemediğim kadar iyi tepki almıştım o yazıyla ilgili” diyor.

– Psikiyatr Prof. Aysel Ekşi ile evli. “Aysel ile iki liseli âşık gibiyiz. Her akşam 6’da bir rutinimiz var. Ben viskimi koyarım, o cin toniğini alır, boğaza karşı içki içer, sohbet ederiz” diyor.

– İki oğlu ve 12 yaşında ikiz torunları var. Büyük oğlu Mehmet Ekşi yayıncılıkla uğraşıyor. Küçük oğlu Özgür ise gazeteci.

– Atış merakı var. Torunlarıyla birlikte her pazar bahçede havalı tüfekle yumurtalara nişan alıyorlar.

– Anılarını kaleme alıyor. Yakında kitap olarak okuyacağız. KÜBRA PAR / HT GAZETE

BİR CEVAP BIRAK