Ekranlardan evlere sıçrayan kan

Ekranlardan evlere sıçrayan kan

0
PAYLAŞ

Deli Yürek ile başlayan tv lerde dizi yoluyla şiddet aşılama “göreneği” Kurtlar Vadisi ile zirve yaptı fenomen oldu ve Eşkıya Dünyaya Hükümdar olmaz ile de üçüncü kerteye ulaştı. Bu üçüncü kerte ötekilerden az farklı. Bu dizide şimdiye kadar -çiğ köfte salonlarında, tekmil televizyonlu lokantalarda” rastladığım kadarıyla sözümona kansız şiddet daha ön planda. Mümkün olduğunca silahlar çekilse de kan gösterilmiyor ama yaratıcı infazların bini bir para. Mesela bu akşamki bölümünde -gene çiğ köfte zıkkımlanırken (gerçekten de zıkkım oldu boğazıma durdu!)- adamcağızın birini şarküteri tipi yumurta poşetiyle boğuyorlar. Poşeti kafasına “hooop” geçiriveriyor Oktay Kaynarca’nın emir eri ve sıkıyor alttan, kurban da poşette soluduğu karbon-di-oksit’in karbonuyla bi güzel zehirlenip yere yığılı veriyor.

Son 13 yıldır dizilerde bu moda oldu. Bir tane adam vardır ve memleketini ,insanlarını çok sever, lanet olsun içimdeki insan sevgisine diye de slogan üretir ve memlekete kötülüğü olan herkesi vahşice öldürme hakkı ona sanki “doğru” birşey mişi gibi adeta verilir! Yani yanlış birşeyi ortadan kaldırmak için bir başka hem de çok daha yanlış bir şeyi, insan katletmeyi, işkenceyi doğruymuş gibi göstermek bu yapımların mantalitesi.

Hal böyle olunca işte bir kuşak yetişiyor. İşte bakın internette Işid videol ve fotoğraflarının “tık”lanma rekoru kırmaları sizlerce içler acısı bir durum değilş midir? Öte yandan bu tür videoları izlemenin etik olup olmadığı da ayrı bir yazının konusu olup, üzerinde söz edilmeye değerdir.

Kan dışında bir de “biiip” efektiyle sözümona “küfür yok, anlayın işte onu söyledi” diye sinkaflı küfürlerin bini bir para. Örneğin dudak okunmasıyla çok kolayca çözülebilecek küfürler kendini belli ediyor. Çocuklar bile “anne veya babacığım bunu dedi ben anladım hihihi” diyorlar. Yani çocukları bile kandıramıyorlar. Ve ne oluyor? Diziden eve sıçrayan kanla birlikte küfür de sokağa taşıyor. Artık sokaklarda çocukların dilinin ucu da sünnet edilmeye reva denilebilir.

Canlı yayınlarda ağızlardan “kaçan” küfürlerin de artık bini bir para. Bunlar bilinç altını aşıp çoktan dilin üzerinde paten yapan ve dil sürçmeleriyle izah edilemeyecek “ruh sürçmesi” olarak özetlenebilecek kanıksanmış kültürel erozyon örnekleri değil de nedir? Muhallebi çocuğu görünümlü bir Cem Garipoğlu’nu tek başına bir aile değil, kitle iletişim araçları ve onların her türlü kötülükleriyle özüne sirayet edip yoz bıraktığı toplum yetiştirir. Kadın cinayetlerini ve kadına şiddeti de gene körükleyen aynı mekanizmadır.

Rant uğruna oluşturulmuş bir medya ve kitle iletişim aygıtlarının toplumu sürükleyeceği yer, geldiğimiz noktadır işte. Şiddet artık makro boyutta, bombalı saldırılara kadar varabiliyor. Ve şu anda yetişmekte olan nesil, uçurumun eşiğinde boşluğa doğru esen bir toz fırtınası gibi savruluyor!

Biliyorum, böyle kaygı yüklü yazılar yazmayı da sevmiyorum, çünkü yaşamın içinde güzelliklerin de asfalt çiçeği gibi bazen ummadığımız noktalarda yeşerdiğini görebiliyoruz çünkü. Bir arkadaşımın bugün başından geçen olayla noktalayacağım. Demiş ki arkadaşım Emel:

Dün gözümüzün önünde araba geçti bu miniğin (kedinin) üstünden ve arkasına bakmadan kaçtı! Duyarlı oğlum ve ben hemen veterinere götürdük,kalça kemiğinde ufak bir problem olmuş sadece neyse ki,şimdilik ameliyat olmayacak,bulduğumuz bahçeye geri götürdük korkarak çünkü insanların istemeyeceklerini düşündük, yaşlı bir karı koca, durumları yok belli, öyle bir sevindiler ki kediyi görünce,meğer bahçelerinde bakıyorlarmış diğer kardeşleriyle ve göremeyince çok üzülmüşler,o anda o kadar sevindim ve rahatladım ki anlatamam,bazen öyle şeyler yaşıyor ki insan,insanlık ölmüş derken hala iyi insanların varlığını görüp küçük te olsa bi umut ışığı yakalıyor

Şiddet çözmez, erteler. Daha da büyüyerek geri gelir ertelenen şey. Ama diyalog ve dayanışma çözer. Şiddetsiz bir dünya dileğimle…

BİR CEVAP BIRAK