Emre Arolat’a teşekkür ziyareti…

Emre Arolat’a teşekkür ziyareti…

0
PAYLAŞ

5 kasım 2009 da Fener-Balat-Ayvansaray Mülk Sahiplerinin ve Kiracılarının Haklarını Koruma ve Sosyal Yardımlaşma Derneği olarak Fener-Balat-Ayvansaray Yenileme Projesi konusunda fikirlerini cesurca söyleyen, projenin insani olmadığını, bölgede yaşayan insanları hiçe saydığını, bu konuda halkın ne fikrine ne bilgisine baş vurulduğunu, en kötüsü yıllarını orada geçirmiş, oradaki sosyo-kültürel yapıyı benimsemiş insanların bu proje sonunda bölgeden sürüleceğini açık yüreklilikle yazıp, Fener-Balat-Ayvansaray Projesinin bir rehabilitasyon projesi değil Belediye yetkililerinin kendi deyimi ile bir ‘değer artırımı projesi’ olduğu konusundaki eleştirilerini yetkililere ileterek kendisine teklif edilen görevi reddederek onurlu bir tavır gösteren Arolat’a Etiler’deki iş yerinde Fener-Balat-Ayvansaray adına bir teşekkür ziyaretinde bulunduk. AROLAT Proje ile ilgili görüşlerini ve bu projenin hayatını nasıl değiştirdiğini anlattı bize:

Fener-Balat-Ayvansaray Projesi benim hayatımda çok önemli değişiklikler yarattı; belki bilmiyorsunuzdur görev yaptığım Üniversiteden bu yüzden ayrıldım. Ayrıca birlikte Atölye yürüttüğüm arkadaşlarım bu projenin içinde yer almaya devam ettikleri için, ben ilkesel olarak orada bulunmamam gerektiğine karar verdiğim için Atölye’den de istifa ettim.

Bu proje bize ilk sunulduğu zaman, belediye yetkilileri herkes vardı, 18-20 kişilik bir gruptu. Ben şu soruyu sordum, dedim ki ben bu işin yöntemini anlamadım. Bu bir rehabilitasyon projesi ise ki ben kentsel dönüşüme, İstanbul’un belli bir bölgesinin rehabilite edilmesine karşı duracak birisi değilim, sizin buradaki yönteminizi anlayamadım. Çünkü rehabilitasyon ne demektir, her şeyin daha iyi hale getirilmesi demektir; eğer bana bu projede daha iyi hale getirmek konusunu yöntem olarak anlatamazsanız, bu projeyi de anlatamazsınız…

Bunun üzerine bana dediler ki “bu bir değer arttırımı yöntemidir.’
-Ne demektir bu; dedim.
-işte biz orayı alıyoruz, şöyleyken böyle yapıyoruz,
-Peki siz bunu yaparken herhangi bir mutabakatla mı yapıyorsunuz, orada şu anda yaşayan binlerce insanın bu projelerden haberi var mı,
-yok;
-peki ne zaman haberleri olacak,
-bakacağız…
-Peki nasıl projelendireceksiniz burayı bunlar olmadan, proje dediğimiz şey ölçütlerden oluşur; proje geleceğe yönelik bir şeydir ama bütün tertibini geçmişten alır, mevcut durumdan alır. Bunlar olmadan nasıl yapacaksınız;
Cevap yok…

Gördüm ki tüm bu konularda hiçbir tespitleri yok.

Orada hocalar, doçentler, profesörler, danışmanlar, adlarını çok iyi bildiğiniz insanlar vardı; Ben ikide bir söz alıp, belediye yetkilileriyle sürtüşme içine girince en sonunda şu soruyu sordum, dedim ki şunu mu demek istiyorsunuz? “ey insanlar siz öyle bir yerde oturuyorsunuz ki, burası bir dünya mirası, harika bir yer, siz burayı hak etmiyorsunuz, siz buraya oturmaya muktedir de değilsiniz, o yüzden biz buranın değerini bulması için bir proje yapacağız, siz gidip artık nerede oturursanız oturun, Halkalı çöplüğüne mi gider yer alırsınız, ne yaparsınız bu bizi ilgilendirmiyor ama yeni projeden sonra bizim çocuklar gelecek burada oturacaklar, bunu mu demek istiyorsunuz? Bu projeden anlaşılması gereken bu mudur deyince ortam birden bire gerildi, soğuk bir hava esti salonda. Tam bunun üzerine bir de bizim Atölye’den arkadaşlardan birisi “Ya Emre şimdi bütün bunları boş ver, burada trafik sorunları var, onlara bakalım” deyince öyle sinirlendim ki, şu anda ifade edemeyeceğim şekilde “başlatma şimdi sen de trafiğinden” gibi bir şey söyledim. Bu arada hala bazı arkadaşların benimle hareket edeceğinden yana umudum vardı. Çünkü bizler yazar çizerken, bir yerlerde affedersiniz fetvalar verirken, işte bu böyle olmalıdır, şöyle olmalıdır derken, gayet sosyal yönelimleri kudretli, hümanist duyguları öne alan şeyler söylüyorduk; şimdi top sahadaydı ve maç başlamak üzereydi, bu maça nasıl çıkacağımız, neler söyleyeceğimiz çok önemliydi; Daha önce bütün her şey hikayeydi; yazıp çizerken tutunduğumuz hümanist tavrı göstermenin şimdi tam sırasıydı. Bu açıdan arkadaşlarımın da benimle aynı tavrı göstermelerini bekledim, ama olmadı; şu anda o projede çalışıyor olan, o projeyi gerçekleştiren arkadaşlarla bu yüzden karşı karşıya geldik. En nihayetinde bizim üniversitenin koordinatörü olan profesörle konuştum ve üniversitenin ve arkadaşlarımın bu konuya olan yaklaşımları değişmezse benim bu projede yer almayacağımı söyledim.

Sonra sadece bu konuyla ilgili biz aramızda bir tartışma günü düzenledik. Ben orada da bu konuyu neden yanlış gördüğümü, neden problemli gördüğümü, sanki hiç bilmiyorlarmış gibi bir kere daha anlattım. Bana verdikleri yanıt şu oldu; “Emre sen bu konuda çok büyük bir hata ediyorsun, sen iyi bir projecisin, şimdi sen gittin, senin yerine, şu anda adını burada zikretmek istemeyeceğim x şahıs geldi; şimdi proje daha kötüye gidecek” Ya dedim siz aklınızı proje ile bozmuşsunuz arkadaşlar, burada dert mimarlık derdi değil, dert sosyal bir dert burada.” Dememe rağmen hiç oralı olmadılar, affedersiniz at duvara geri gelsin, öyle bir durum çıktı ortaya. En nihayetinde ben de koordinatöre, kendisiyle çok yakınızdır, bu yüzden beni çok iyi anladığını zannediyorum, “kusura bakma ben bundan sonra burada olamam, bu insanlarla birlikte bu Atölyeyi yürütemem dedim ve istifa ettim. Ve bugün maalesef mimarisini kendimin yaptığı, her şeyiyle uğraştığım, müzeleriyle uğraştığım, pek çok şeyini kendimin yaptığı Santral İstanbul Kampusünden içeri bile girmek istemeyecek durumdayım. Çok önemli bir iş için çağrıldığımda ya da zorunlu olarak orada bulunmam gerektiğinde ancak o da istemeyerek, ayaklarım geri geri giderek kampüse gidiyorum…

Bu arada bu konuyu daha sonra mimarlık camiası içinde birçok yerde tekrar gündeme getirdim. “Biz mimarların bir derdi var; hepimiz öyleyiz, ben de öyleyim, bunu itiraf etmek durumundayım, biz yapma-etme hastasıyız, böyle sürekli bir şeyler çizmek, yapmak istiyoruz; onu da yapalım, bunu da yapalım, bir açlık içindeyiz; Ama bunun bir sosyal çerçevesi olmalıdır; her mimarın kendi içinde bir vicdan çerçevesi olmalıdır; bu projede bu yok; Ne bir sosyal anlayış ne de vicdani çerçeve var bu projede… her yerde bunu anlatmaya çalıştım ve hala anlatıyorum…

BİR CEVAP BIRAK