Erdoğan’ın gündemi görünenden daha derin olabilir mi?

Perşembe günkü konuşma, her zaman olduğu gibi Saray’ın görkemli salonunda muhtarlara hitaben yapılanlardan farklıydı. Başkent Ankara’da ATO Congresium konferans salonunda özenle seçilmiş sivil toplum örgütü temsilcileri, Türkiye Anayasa Platformu adı altında biraraya getirildiler.

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın 550 sandalyeli Meclis’te 317 AKP milletvekili ve bir dediğini iki etmeyen güçlü bir medya ağıyla tatmin olmadığı açık. Davayı, doğrudan halka taşımayı hedefliyor. Kitlesel kampanyanın istenen türden bir anayasa değişikliği ile sonuçlanması görevi ise uygun sivil toplum örgütlerine veriliyor. Aralarında, adeta bir aile kuruluşu olarak işlev gören TÜRGEV, Mavi Marmara ile ünlenen IHH ve dindar işadamlarının örgütü MÜSİAD da var.

Cumhurbaşkanı, sivil toplum örgütlerinin yeni anayasa üzerindeki tartışmalara ve referanduma gidecek bir paket ortaya çıkmasına önayak olmalarını istiyor.

Cumhurbaşkanının parlamento aritmetiği karşısında sabrının taştığı sır değil. Zaten fiilen yürüttüğü işlevlerin resmiyet kazanması için de 13 milletvekiline daha ihtiyaç var. Anayasa değişikliğini zorlamasının altında yatan ana nedenin yetkilerini genişletmek ve bunu yasallaştırmak olduğu düşünülüyor ama Perşembe günkü konuşmasına bakılırsa, belki bu buzdağının görünen ucu.

Recep Tayyip Erdoğan’ın son sözleri, herkesi durup bir kez daha düşünmeye itmeli.

‘Bugüne kadar kurulan anayasaların hepsi ithaldir, yerli değildir ve ithal ürünlerle yönetildik. İthal mantıklar bize hakim oldu. Şimdi biz yerliye ve milliye döneceğiz” dedi cumhurbaşkanı.

Erdoğan’ın bu konuşmasını izlemeden birkaç saat önce, Washington Enstitüsü Türkiye Araştırmaları Programının başkanı Soner Çağaptay’ın bir yorumu üzerinde düşünüyordum.

Politico adlı sitede yayınlanan “Kemal Erdogan’ın ikinci Türk devrimi” başlıklı makalede Çağaptay, Erdoğan’ın Osmanlıcılıktan öte daha derin bir gündemi olduğunu savunuyor. “Türkiye’den söküp atmak istediği sadece Atatürk’ün mirası değil, aynı zamanda Osmanlı İmparatorluğunun Batılılaşma mirasını da yoketmeyi hedefliyor,” demekte.

Çağaptay’a göre, Erdoğan Osmanlı’nın batılı yanların dan da kurtulmaya ve İslam’a siyasette merkezi bir rol vermeye çalışıyor.

1683’te Viyana’da uğranılan yenilgi ardından Kadızade Mehmed’in önderliğinde, Taleban diye bilinen genç öğrencilerin desteğiyle ortaya çıkıp güçlenen hareket, uzun zaman Osmanlı siyasetine yön verdi. İmparatorluğun gerilemesinden gerçek İslam’ın terkedilmesini sorumlu tutan bu köktendincilik, 18. yüzyılın sonlarına doğru Üçüncü Selim’in saltanatında orduda, eğitimde ve bürokraside batı tarzı reformlar başlayıncaya kadar sürdü.

“Atatürk de aslında Osmanlının yüzünü batıya çevirmesinin bir ürünüydü,” Çağaptay’a göre. Türkiye’de eğitim sistemindeki değişiklikler ve Orta Doğu’da Sünni bir güç olarak Türkiye’yi öne çıkarmayı hedefleyen dış politika ayarları da bu siyasetin önde gelen yansımaları.

Soner Çağaptay’ın analizi üzerinde daha fazla düşünmek gerek.

Tarih tekerrürden ibaret olmayabilir ama tarihten ders çıkarmayanlar da kendi dönemlerinin benzer felaketlerine gözü kapalı yürümek tehlikesiyle karşı karşıya.

_______________________________

* Yazarın diğer yazıları için lütfen tıklayınız:
http://www.firdevstalkturkey.com/tr/

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.