Erdoğan’ın ‘Kürt Kökenli Vatandaşları’

Erdoğan’ın ‘Kürt Kökenli Vatandaşları’

0
PAYLAŞ

Başabakan Erdoğan, Demokratik Toplum Kongresinin demokratik özerklik açıklaması üzerine konuşurken ‘Bu ülkede benim Kürt kökenli vatandaşım cumhurbaşkanlığı bile yapmıştır. Bunların hepsi benim Kürt kökenli kardeşlerimi aldatmaktan başka bir şey değildir’ minvalinde uzunca konuştu. Ancak benim dikkatimi çeken ard arda ‘Kürt kökenli’ ifadesini kullanmasıydı: Kürt kökenli vatandaşlarım, Kürt kökenli kardeşlerim, vs.

Meramını anlatmak için kısaca Kürt vatandaşlarım, Kürt kardeşlerim diyemez miydi?

Neden kökenlerini belirtmek gerekiyordu ki? Herhalde kökenlerinin Kürt olmasına rağmen şimdi farklı bir yerde olduklarını ima etmek için olmalı?

İlginçtir, Silvan’daki çatışmanın ardından siyasi tansiyonun artmasıyla birlikte ‘Kürt kardeşlerimiz’ aceleden ‘Kürt kökenli kardeşlerimiz’ oluverdiler. İnce bir ayırım gibi görünse de bu farkın arkasında yüzyıllık bir baskı ve asimilasyon politikası yatmaktadır.

Cumhuriyet ideolojisinde ve resmi söylemde geçerli olan, ancak günümüzde kullanılması giderek trajikomik bir oxymoron niteliği kazanmış olan ‘Kürt kökenli Türk’ ifadesini artık rahatlıkla kullanamayacağını bilecek kadar siyası deneyimi olduğu için Erdoğan Türk yerine vatandaş’ olduklarını işaret etmekle yetindi konuşmasında.

Daha 1. Meclis’te Cumhuriyeti oluşturacak etnik toplumların hepsine Türk denilmesine muhalif sesler yükselmiş, ancak Osmanlı İmparatorluğundan miras kalan Müslüman halkların asimilasyonu, Müslüman olamayanların ise zaten etnik temizliği hedeflendiğinden, bu genel kullanım devlet politikası olarak benimsenmişti.

Ancak, Kürtçe konuşan, Kürtçe düşünen, Kürtçe türküler söyleyen insana Türk olduğunu kolay kolay kabul ettiremezsiniz. Kolay kolay ettiremezsiniz zira Türklüğün teritoryal ve bütünleştirici bir sıfat niteliği yoktur. Türklük Anadolu’dan daha geniş bir coğrafyada ve Osmanlının öncesine uzanan bir tarihsel süreçte tanımlanan bir toplumsal oluşumu ifade ediyorsa, ki sanırım öyledir, bu sürecin parçası olmayan toplum ya da halklara kola kolay benimsetemezsiniz.

Kolay kolay diyorum çünkü baskı ve zorla asimilasyonun gerçekleştirildiği pek çok örnek var tarihte. Zorunlu iskân yasalarının yanı sıra egemen ideolojinin Türk olması nedenliye Kürtlere ilişkin bu konuda epeyce yol alındığını biliyoruz. Ancak son yılların gelişmeleri asimilasyon ve inkâr politikasının sınırlarına dayandığını gösteriyordu.

Ne var ki bu geriye dönüşü olmayan dengeli bir durumu ifade etmemektedir.

Erdoğan, konuşmasında temel ilkelerinin, ‘tek millet, tek bayrak, tek vatan, tek devlet’ olduğunu vurgulayarak, mesele devletin bekasına gelince askeri ve sivil bürokratik elitlerle aynı zemini paylaştığı mesajını vermeyi ihmal etmedi.

Öyle görülüyor ki görece küçük çaplı bir kriz anında bile AKP hükümeti ‘statüko’ olarak tanımladıkları devletin resmi ideolojisine hızla çark ederken, açılım, demokrasi, mozaik söylemlerinin akıbetine bir soru işareti düşmüş oluyor.

Bu gelişmeler ışığında, ana hedeflerinden biri demokratik bir cumhuriyetin yolunu açacak bir anayasanın hazırlanması olarak ortaya koyan BDP’nin bu parlamento döneminde fazla bir başarısını beklememek gerekir diye düşünüyorum.

Dario Navaro
Londra
17/7/2011

BİR CEVAP BIRAK