Esad sonrası da Türkiye’nin işi zor

AK Parti kurucularından Dışişleri eski Bakanı Yaşar Yakış, Suriye’ye ilişkin sorularımızı yanıtladı…

– Batı basınında Suriye muhalefetine Türkiye üzerinden silah götürüldüğü haberleri çıktı. Türk Dışişleri bir süre yalanlamadı… Yurtdışında katıldığınız toplantılarda Türkiye bir anlamda Suriye’deki iç savaşı destekleyen bir ülke gibi mi görülüyor?
– Evet, tüm bunlar konuşuluyor. Onu zaten biz reddetsek de uluslararası camiadaki izlenim Türkiye’nin Suriye’deki muhalefete -silah da dahil olmak üzere- her türlü yardımı yaptığı şeklinde. Böyle bir izlenim çok yaygın.

– Bu ileride bizim başımıza dert olur mu?
– Dert olabilir. Birçok insandan farklı olarak, Esad rejimi düşse ve Müslüman Kardeşler iktidara gelse Türkiye’yi kucakları açık karşılayacaklarından emin değilim.

SEFARETİ TAŞLATIRLARDI

– Öyle mi? AK Parti iktidarında uyumlu bir çalışma olur algısı var oysa…
– Uluslararası ilişkilerin doğasında tarihin arka planını düşünmek lazım. Biz Türkiye’deki okullarda ‘Osmanlı Ortadoğu’ya, Balkanlar’a barış, istikrar, huzur getirmiştir’ diye okuyoruz. 12 yıllık tecrübem oradaki algının ‘Osmanlı’nın barış, istikrar getirdiği’ şeklinde olmadığını öğretti. Başta Suriye olmak üzere, bu ülkelerin ders kitaplarında, tarihlerindeki en karanlık dönemin Osmanlı dönemi olduğu yazılıdır. Fransa manda yönetimi olarak geldiğinde Osmanlı algısını değiştirmek için ders müfredatlarına 1920’lerden itibaren Osmanlı tarihini kötüleyen metinler koydu. Şam Büyükelçiliğimizdeki yerel katip 1951’de ilkokul okumuş. Suriye’deki 6 Mayıs Şehitler Günü’nde hep Türkiye aleyhine makaleler çıkardı. Yerel katibimiz 6 Mayıs’ta öğretmenlerin ilkokul çocuklarını Türk sefaretinin önüne getirip, taşlattıklarını anlatırdı.

– Ama Başbakan Erdoğan’a büyük sevgi gösterilerinde bulunan bir kitle de var…
– Davos’taki ‘one minute’ olayından sonra çok sayıda genç üzerinde ‘Erdoğan’ yazılı tişörtlerle dolaştı ama Türkiye’nin ayağı bir kayınca, sefaretin duvarından atlayıp, Türk bayrağını yakan delikanlı bulmakta Suriye hiçbir güçlük çekmedi. Eğer Türkiye’den temin edilmiş bir silahla birisinin 15 yaşındaki oğlu öldürülmüşse, adam ‘Bu silah Türkiye’den gelmeseydi benim çocuğum ölmezdi’ diye düşünür ve lanetler. Bu adam Müslüman Kardeşler mensubu da olsa, Sünni de olsa zihninin bir köşesinde ‘Türkiye bunu yapmamalıydı’ diye bir düşünce yatıyor olabilir. Onun için ‘Esad rejimi düştü. Öyleyse Türkiye ile Suriye can ciğer olacaktır’ diye bir beklenti içine girmemiz doğru değil. Tabii başka sebepleri de var.

– Ne gibi sebepler?
– Şu aşamada, Katar ve Suudi Arabistan’la birlikte hareket ediyoruz. Suudi Arabistan 100 milyonlarca dolar bu işe döktükten sonra Suriye’de iktidara gelecek olan rejimin pek tabii ki Vahabi anlayışında bir rejim olmasını isteyecektir. Silahları dağıtırken de muhtemelen bunu gözeterek dağıtıyordur. Laik Türkiye ile Vahabi bir rejim nasıl Balkanlar’da, Arnavutluk’ta, Orta Asya’da çatıştıysa Suriye’de de çatışacaktır. Müslüman Kardeşler yönetimindeki bir Suriye’de Vahabiliğin ağır basması ihtimali daha yüksektir. Nüfusunun çok büyük bir kısmının zaten Suudi Arabistan’da çalışmakta olduğu ve Arapça konuşulan bir ülkede, Suudi Arabistan ve Katar, Esad rejimi çöktükten sonra ortaya çıkacak rejimden Türkiye’nin nemalanmasına kolay kolay imkan vermez. Yani ‘Bu rejimi devirmekte en önemli faktör biz olduk. Suudi Arabistan ve Katar olarak bunun meyvelerini biz toplarız’ beklentisi içinde olacaklardır.

– Esad sonrası dönemin meyvelerini kim toplayacak sizce?
– Esad sonrası Suriye’nin nasıl şekilleneceğine bağlı. Libya’da nasıl ki herkese pastadan bir pay düşüyorsa, burada da benzer bir durum olacaktır. Eğer Esad-sonrası yönetim Müslüman Kardeşler ağırlıklı olursa, Suudi Arabistan Suriye üzerinde daha etkili bir ülke haline gelecektir. Yani bir taraf her şeyi alacak, öbür taraf hiç bir şey almayacak şeklinde olmayacaktır.

Rusya’nın Ortadoğu’ya dönmesi için 287 yılda bir olacak bir ortam var

– Rusya neden bu kadar Esad’ın arkasında? Tartus’taki askeri üs meselesi mi? Yoksa başka parametreleri de var mı?
– Hayır, onun da ötesinde. Yani Tartus’taki askeri üs olmasa ya da ileride ondan vazgeçse dahi, konu esas itibariyle Rusya’nın Ortadoğu’daki mevcudiyetiyle ilgilidir. Sovyetler’in dağılmasından sonra Rusya’nın Ortadoğu’daki mevcudiyeti azalmıştı. Arap Baharı ortaya çıkmadan çok önce 2007-2008 yıllarında Rusya Dışişleri Bakanlığı bünyesinde Stratejik Öngörü Grubu oluşturuldu. Bu grup ‘Rusya ve İslam Alemi’ başlığı altında bir dizi konferansla Ortadoğu’ya dönmek için bir strateji geliştiriyordu. Bu grubun ilk toplantısı Moskova’daydı, İran ve birçok Arap ülkesinden temsilcilerle birlikte beni de davet etmişlerdi. Rusya’nın orada İslam ülkelerine aktarmaya çalıştığı mesaj şuydu: ‘Batı ülkelerinden farklı olarak İslam, Rusya’da yerli bir dindir. Bizim halkımızın bir bölümü zaten Müslümandır. Tataristan’a, Başkurdistan’a, Çeçenistan’a bakın.’ Rusya, Irak’a müdahale ve özellikle Ebu Gureyb Hapishanesi’nde olanlardan sonra ABD’nin Ortadoğu ve İslam alemindeki itibarının en düşük olduğu dönemi fırsat bilerek Ortadoğu’ya dönmek istiyordu. Birdenbire Arap Baharı başladı ve sonunda Suriye’ye de bulaştı. Hani gökyüzünde yıldızların sıralanışı 287 yılda bir defa aynı hizaya gelirlermiş ya, Rusya için şimdi 287 yılda bir olacak ortam ortaya çıktı.

– Neden böyle diyorsunuz?
– Çünkü ABD’nin Irak’tan ötürü itibarı düştü. Suriye’de sıkışık durumda bir iktidar var. Suriye, Rusya’nın Ortadoğu’ya dönmek için en rahat basamak taşı olarak kullanabileceği ülke. Sovyetler döneminden beri Arap ülkeleri arasında varlığının en fazla hissedildiği Ortadoğu ülkesi Suriye idi. Görev yaptığım yıllarda Suriye toplumunda başta askerler olmak üzere, teknik öğretim için Rusya’ya gidip gelen çok insan vardı. Bu altyapı halen duruyor. Rusya bunu iyi değerlendiremezse, halkına ve tarihe karşı hesabını kolay veremez. Bizim şöyle bir beklenti içine girmemiz doğru değil: Artık dünyada ‘responsibility for protection’ (koruma sorumluluğu) diye bir kavram gelişmeye başladı, Rusya’nın da bu yeni kavrama uygun biçimde hareket etmesi gerekir.

– Bu kavramı biraz açar mısınız?
– Bu kavram 1648’de Westphalia Anlaşması ile kurulan ‘hükümran (egemen) devlet’ kavramını aşındıran bir yenilik. Egemen olmak; bir devletin kendi ülkesinde nasıl hareket edeceğine başka bir devletin karışamaması anlamına gelir. 1648’den beri 350 yıldır uluslararası ilişkilere hakim olan temel felsefe budur. Şimdi onu aşındıran ‘koruma sorumluluğu’ yani bir ülkenin halkını, kendi liderinden koruma sorumluluğu gelişti. Libya’ya askeri müdahale için kullanıldı. Rusya gibi, bünyesinde çok sayıda farklı etnik gruplar barındıran bir ülke bu doktrinin fazla yaygın hale gelmesini istemez.

– Kendi egemenliği sarsılır diye mi?
– Gerek Çin’in gerek Rusya’nın işine gelmez. Mesela ileride Çeçenistan’da benzer bir gelişme olursa uluslararası camia diyecektir ki ‘Libya’da, o ülkenin lideri kendi halkına zulmediyordu, müdahale ettik. Suriye’de de yaptık. Çeçenistan’da da müdahale edebiliriz.’ Aynı şekilde Tibet ya da Doğu Türkistan açısından Çin için de geçerli. Rusya ile Çin’in Suriye’de rejimden yana olmalarının ortak sebebi. Ama Rusya’nın onun ötesinde stratejik sebepleri var.

– Son günlerde Rus savaş gemilerinin boğazlardan geçerek Suriye sahillerine indiğini biliyoruz. İçinde Rusya’nın da olacağı bir savaş ihtimali görüyor musunuz? Yoksa sadece gözdağı mı veriyor Putin?
– Ortadoğu’da bu gerginliğin sıcak çatışmaya dönüşmesi ihtimali her zaman vardır ve bunun Suriye gibi kendisinin stratejik çıkarları olduğu bir ülke etrafında cereyan etmesi, artı Tartus’ta bir üssünün bulunması, artı şimdiki rejimi koruyacağına dair uluslararası camiaya karşı da angaje olması. Hepsini üst üste koyduğunuz zaman her ihtimale karşı Rusya ‘Ben orada kuvvet bulundurayım, lazım olur ya da olmaz’ diye bir değerlendirme yapıyor olabilir. Gözdağı kelimesini ‘Eğer çatışma olursa işe karışmayacaklardır. Sadece orada dolaşacaklardır, boy göstereceklerdir’ anlamında kullanıyorsanız, hayır, onun ötesine geçebilirler.

– Bilgi kirliliği var
– Suriye’deki katliam haberlerini ihtiyatla mı karşılıyorsunuz ?
Evet. Uluslararası camiada bir bilgi kirliliği olduğunu görüyoruz. Herkes haberleri kendi işine geldiği şekilde alıyor. Türkiye de, Batı’nın kendi çıkarlarına göre seçtiği haberlerden kendine göre bir seçme yapıyor. Çünkü Dolayısıyla Suriye’de tam ne olduğunu iyi bilmiyoruz. Tablo o kadar berrak değil. Geçen yılın sonunda Katarlı bir kamuoyu yoklaması şirketi Suriye’de bir kamuoyu yoklaması yaptı. ‘Esad önümüzdeki hafta düşecek’ tahminleri yapıldığında Esad’a destek yüzde 56 çıktı. Batılı bir kurum yaptırmış olsaydı yine tereddütle karşılardım ama Katarlı bir kurum yaptırmış. Dolayısıyla halkın ne düşündüğünü tam olarak bilmiyoruz.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

1 × 4 =