Eski seslerde güzellikleri yaşamak

Kış, soğuk bir Ankara gecesi. Salonun büyük çoğunluğu dolu. Kıyılarda ve arkada az boş yerler var. İzleyenlerin, 40 yaşın altında olanların sayıları, parmakla gösterilecek kadar az. 50 yaş üzerinden, 90’lara uzanan bir izleyici profili. Saat 21.oo de başlayan konser, gece yeni bir güne devredildiğinde hala yerlerindeler. 01.00 den sonra konser sona eriyor. Konser sürecinde, yerinden ayrılanların sayısı da 15-20 yi geçmiyor. Salonda 21.00 den 01.00’e kadar kalan ve koro halinde sanatçılara eşlik eden izleyicileri, sanırım gençler diye tanımlamak daha uygun olur. Programda hangi şarkıların yer alacağı bilinmiyorken, izleyicilerin her şarkıya, koro olarak eşlik etmeleri, gecenin bir başka ilginç yönü oluyor. Çünkü o şarkılar, bir şekilde yaşamlarında yer almış. Şarkılarla gençleşen bir izleyici kitlesi.

Sanatçıların çoğu, Ankara kökenli. O gece için, İstanbul ve İzmir’den gelmişler, okudukları şarkılara, doğal olarak eşlik eden bu koroyu görünce sanırım onlar da, bu gece br nostalji gecesi yaşıyorlar.

Salonun yerleşim konumu iyi değil. Ancak Ankara’da bulunabilen salon bu. Ses düzeni iyi değil, zaman zaman yüksek ses, rahatsız bile ediyor. Işıklandırma da iyi değil. Sanatçılar sahnede yer değiştirdiklerinde ışık düzeni değişmediği için karanlıkta söyler gibi de oluyorlar. Ancak, şarkıları seslendiren sanaçılar iyi, saz heyeti iyi ve seyirci korosu iyi. Herkes kendi nostaljisi içinde, adeta 4 saatlik bir gezintiye çıkmış, zaman tünelinde ilerliyor.

Samime Sanay’ı 60’lı yılların ikinci yarısından sonra, Ankara’ya geldiğimde tanımıştım. Benden bir sınıf öndeydi. Halk Sokak’da ders aralarında kantinde şarkı isteklerimiz bitmezdi. Kırmazdı ve söylerdi. En çok istediğimiz şarkı da, “Artık bu solan bahçede bübüllere yer yok” tu. Şarkı bittikden sonra, sorumuzu yinelerdik. Peki, bülbüller şimdi nereye gidecek diye. Bu süreçte ikinci bir eğitimi daha sürdürmeğe başlamıştı. Müzik çalışmaları da sürüyordu. Sonra, Ankara Radyosu’na grdi. Zaman zaman yine dinlerdik. Bazı şarkılar ona yazılmış gibi kendisiyle özdeşleşmişti. Bu şarkıyı, Samime Sanay söyler değerlendirmeleri yapılıyordu. Yıllar geçti o şarkılar hala Samime Sanay ile özdeşleştirilir ve birlikte anılır. O akşam da, bu şarkılardan küçük bir demet sundu. Aynı ses, aynı tad, tam bir nostalji.

Annem Ankara’ya geleceği zaman değişmeyen birinci isteği, Ayşe Taş’ı dinlemekti. Ankara Radyosu’ndaki arkadaşlardan davetiye isterdim. Ayşe Taş’ın olduğu konserler için. bu istek, giderek kendi isteğime de dönüştü. Sahnede ki canlılığı, şarkıları yorumlarken, anlamlandırması, onlara yaşam vemesi, hep takdirle dinlemiş ve izlemişimdir. O akşamda dinamizminden bir şey eksilmemişti, aynı çoşkuyla seslendirdi şarkıları. Canlılığı ve seyirci ile diyalog kurmada özenli davranışı, seyirciyi hemen sahnenin içine çekti.

Mustafa Sağyaşar o bir efsane. “Karam” ile özdeşleşmiş bi sanatçı. Öğrencilik günlerimizdi. Köşk Gazinosu, Maltepe de yeni açılmıştı. Mustafa Sağyaşar’da programda yer almıştı. Yemek paralarımızdan tasarrufa gidip, bir pazar matinesine izlemeğe gitmiştik. Programını bitirmek üzereydi. İzleyiciler ayağa kalkıp, “Karam olmadan olmaz” diye tezahüatı sürdürdüler. Ve tabi “Karam” şarkısı geldi. O akşam da yine değişen bir şey yok. Seyirciler koro halinde “Karam” diye isteklerini belirttiler. Ve “Karam” Mustafa Sağyaşar ile bir kez daha yaşanm buldu.

Güzide Kasacı. Sesi kadar, kahkahası ile de tanınır. Yaşı herhalde, 90’lara doğru ilerlemekte. Sahnede yürürken güçlük çekiyordu. Ancak şarkıları ve neşesi yine yerindeydi. Herhalde bir tarih günümüzde.

Zekai Tunca, şarkıları seslendirmesindeki özgünlüğü ve yeni güfteleri bestelemesiyle müziğimize katkısı büyük. Bestelediği şarkıları, kendisi söylemesinin dışında sanatçı arkadaşlarıyla da paylaşıyor. O akşam da,bestesinin birini, altın plak da kazanan Ayşe Tunalı seslendirdi.

Burayı daha fazla uzatmayayım. 9 sanatçımz o akşam izleyicilerle 4 saat birlikte bir nostalji yaşamış oldular. Bir daha böylesi tekraralanır mı, bilemiyorum.

Ayşe Taş’ın, değişik korolar çalıştırdığını biliyordum. Ancak izlememiştim. Geçen hafta hoş bir sürpriz oldu ve yürüttüğü bir koro çalışmasının, bir bölümünü izleme olanağı buldum. Eğiticiliği, öğretmenliği ve değişik yaş grubundaki koro çalışmalarına katılanlarla yürüttüğü, diyalog ve iletişimi görünce, bir kez daha takdir ettim. Bu çalışmalar sırasında onu dinlemek de ayrı bir zevk. Kendisinin, yıllardır bu kadar eksilmeyen şekilde sevilişinin sırrı var ve o sır da ortada. Emek vermek, çalışmak, zevk almak ve paylaşmak. Sesin güzelliği de buna eklenince sonuç ortada.

Bu sanatçıların çoğunluğu, Ankara Radyosu’ndan yetişme. Ankara Radyosu önemli bir okul. Ve bu gelenek sürüyor. Geçen haftanın bir başka sürprizi, Ankara Radyosu’nda bir konser kaydı sırasında, şarkılarla yoğun bir akşam daha geçirmem oldu.

Ankara Radyosu’nun akustiği son derece güzel olan stüdyosunda, Konser, Hasan Eylen yönetiminde gerçekleşti. Program Yapımcısı Emine Kıraç’ın hazırladığı bir programdı. İki saate yakın, Ankara Radyosu ses ve saz sanatçıları ile beraber olduk. Kayıt sırasında, izleyicilerden bir kaç kişinin çıkması ve kapı sesi, programda dikkati dağıtma konusunda bir olumsuzluktu. İzleyicilerin bu konuda uyarılması gerekir.

Sunum da, program metninde de varmıydı ya da sunum sırasında mı oldu bilemiyorum. Ama bir kaç aksamayı belirtmeden geçemeyeceğim. Bir kere program bir saatlik bir program değildi. Kemancı Demir Karabaş’ı anma ve onun eserlerine ağırlık verme, vefa ve incelik örneği. 1961 de doğan sanatçıyı, 43 de çalışmaya başlamasını gösterme ve Saadettin Kaynak’ın bestelediği, Vecdi Bingöl’ün güftesini yazdığı, “Leyla acep neden ses vermiyor..” şarkısı, “Hicazkar ” makamında düyek usülünde olmasına karşın, “Hicaz” Makamı olarak sunuldu.

Program yapımcısının ve sanatçıların hoşgörüsüne sığınarak bunları belirtiyorum. Yayımlanıyır ve daha sonra kaynak gösteriliyor. Ankara Radyosu bu konuda bir okul ve başvuru merkezi, Buna saygı duyduğumdan belirtiyorum.

Konser’in benim için favorisi, Elif Güreşçi Çiftçioğlu idi. Sahnede ilk kez izliyorum. Geçtiğimiz hafta İstanbul’da, Erol Erdinç ile konserini kaçırmıştım. Ama bunda böyle kaçırmamaya özen göstereceğim. Kemal Şakir Yakar’ın yazdığı, Osman Nihat Akın’ın Kürdi’li Hicazkar şarkısını “Yaşlı gözlerimi kuruttum bu gece” yi söyledi. Bir şarkı söyledi sadece. Ama bi şarkı yetti. Sahnedeki duruşu, seslendirmesindeki abartısız duruluğu, sesindeki renk, bu şarkı ancak böyle selendilir dedirtiyordu.

Ankara Radyosu’nun yetiştirdiği sanatçılara örnek ve günümüzde bayrağı taşıyan her halde Elif Güreşçi Çiftçioğlu. Ben bu şarkıyı dinledikden sonra, bu kanıya vardım. Müzik bilgisi sınırlı, iyi bir izleyici olmayan çalışan bir kişi olarak, eleştirilebilirim, ama benim değerlendirmem bu. Elif Güreşçi Çiftçioğlu’nu dinleyerek, bana hak veriyorsanız, teşekkürler bana değil, Elif Güreşçi Çiftçioğlu’na.

__________________

Bigadiç 4.Mart 2013. İsmail.bayer1@yahoo.com

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.