Çetin Emeç’e mektuplar (I)

Sevgili Emeç,

Aradan 19 yıl geçmiş…
Seni tuzağa düşürüp kurşunlayanlar, bu dünyada seni hazmedemeyenler ve sana kıyanlar, eli kanlı katil veya katiller hala bulunamadı.
Bulunamadı ve bu ayıbın altında ezilenler var, bıyık altından gülenle var.
Ama seni ananlar da var.
Aslında seni 19 yıldır “şeklen” ananlar var.
Mezarının başına “kerhen” giden meslekdaşlarının sayısı her yıl azalıyor bunu bil.
Gerçek sevenlerin, birlikte çalışanların, senin “adam gibi adam” , “gazeteci gibi gazeteci” olarak benimseyenlerin sayısında düşme yok, bundan emin ol.
Yeni gazeteci adayları, senin gazetecilik yaşamını ve ilkelerini öğrendikçe seni anacakların sayısı katlanarak büyüyecek. Bundan da emin ol.

Bizler, seni her zaman sevenler, senin önce “insan” yanını keşfedenler bu yıl bir araya geldik. Seni beyaz güllerle anmaya karar verdik.
Protokollü anma değil bu.
Mezarının başında “üzüntü” maskesini takıp senin gazeteciliğini üç beş kelime ile geçiştirecek olanlar gib anmayacağız seni.

Biz, yürekten senin yanında olanlarla birlikte anmayı daha uygun bulduk.
Sayımız devamlı artıyor.
Artacak da..

Ben sen öldürüldükten sonra neler olduğunu anlatmakla söz başlamak istiyorum.
Önce bugünün fotoğrafını merak edeceğini biliyorum.
Bugünden başlayıp, geriye dönüş yapmanın daha uygun olacağını hayatta olsaydın sen de tercih ederdin.
Klasik gazetecilik ve röportaj yapanları pek içine sindiremezdin.
Her haberin, her yazının içinde insan ve duyguların olmasını ısterdin ama gerçeklerin saptırılması noktasına gidilmesine de izin vermezdin.

Ben de öyle yapmaya çalışacağım.
Hem genel olarak medyannın durumuna değineceğim, hem de çalıştığın son iki gazetedeki (Hürriyet ve Milliyet) durum-vaziyete göz atıp sana bilgiler sunacağım.

Önce gazete trajlarına bakmam lazım.
Senin zamanında, yani 20 yıl kadar önce Türkiye’de toplam gazete satışı beş milyonu aşıyordu.
Nüfus yüzde 25 oranında arttı.
73 milyona geldik.
Toplan satışlar 4.5 milyon cıvarında.
Gazetelerin promosyon olarak vermedikleri bir tek “şişme kadın” kaldı ama satışlar ine de geriye gidiyor.

Gelelim günlük satışlara..

1982 sonrası başına geçtiğin Hürriyet’in günlük satışı 800 bin cıvarındaydı.
1983 Anavatan iktidarı sırasında devrin başbakanı Özal ABD’de by-pass ameliyatı olmuştu.
Sen gazetenin patronu Erol Simavi’ye, Özal’a hitaben bir mektup kaleme aldırmıştın.
Ağır bir yazıydı ama haklı çok yönleri vardı.
Bu mekup büyük “ayıp ve hata” olarak algılandı, Anadolu’daki okuyucuların 150 bini bir gecede karar verdiler ve gazeteyi bıraktılar.
Sonra patron-başbakan görüşmesi sağlandı, özür dilendi ama iş işten geçmişti.

Sonra bu traj kayıbını zor kapadın. Trajı yine 600 binlere taşıdın ama eski haline getiremedin. Bu hatanın senin içinde “ukte” olduğunu herkes biliyordu.

Senin ölümünden sonra Hürriyet’in trajı hemen düştü. Nüfus arttı ama traj günlük 400 binlere kadar indi.

Senin zamanında gazetedeki yazar sayısı bir elin parmakları kadar dahi değildi.
Ama şimdi haftalık dönüşümlü yazar sayısı 60-70’lerde. Traj 450 binlerde. Bu kadar nüfus artışına rağmen.
Bayağı terakki (!) var yani…
(Devam edecek…)

 

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here