Fazıl Say, Bodrum’dan sesleniyor

Fazıl Say, Bodrum’dan sesleniyor

0
PAYLAŞ

D-Marin Turgutreis 9. Uluslararası Klasik Müzik Festivali, Fazıl Say ile sona erdi. Üç yıldır tüm etkinliklerini izlediğim festivalin son günü, Fazıl Say ile dolu dolu geçen bir müzik ziyafeti oluyor.

Fazıl Say’ın, Birinci Senfonisi, İstanbul Senfonisi’ni ilk kez bu Festival’de dinlemiş ve izlemiştim. İkinci Senfonisi, “Mezopotamya Senfonisi”nin ilk seslendirilişini, kapalı bir mekanda, İstanbul Haliç Kongre Merkezi’n de dinledikten sonra, geçen yıl ikinci kez de, açık alanda bu Festival’de dinleyip, izlemiştim.

İlk yazımızda eser ile ilgili olarak, “…kısaca çağdaş bir ağıt, barışa özlem olarak niteleyebiliriz” diye aktarmışım.

Günümüzde de, ağıtlar hala bitmiyor, yenileri ekleniyor, barışa özlem ise gittikçe artıyor. Karşı olmak, bu karşı oluşunu ifade etmek, en sert bir şekilde yönetimce engellenmek isteniyor. Gezi ile başlayan süreç te, bu hakkın kullanımına ilişkin yapılan gösteriler de, “ölüm” le sonuçlanan, biber gazı, fişek, toma, ilaçlı su, adeta yaşamımızın bir parçası haline geldi.

Yine ilk yazımızda, “Bakalım gelecek yıl, Bodrum’da Fazıl Say’ın hangi eserini dinleyeceğiz” diye belirtmişim. Evet bu yıl da yine, Fazıl Say ile Festival sona erdi. İki yeni bestesini, ilk kez dinlemenin yanısıra, piyanosu ile de, müzik ziyafeti vermeyi sürdürdü.

Fazıl Say’ın, Üçüncü Senfonisi “Universe”. İlk kez dinliyorum. Her senfonisi farklı tınılarla, farklı bir dünyaya taşıyor. Bu kez yolculuk evrenin sırlarına. Çok değişik, farklı, ilk kez karşılaştığım enstrümanlar kullanılmış. İlk dinlemeden sonra, nasıl bir yorum yapmalı bilemiyorum. Duruyorum. Çünkü biraz şaşırtıcı. Anlattıkları ile müziğin büyüsü, farklılığı bu şaşkınlığın nedeni.

Yine bu alanda konser öncesin de, Gürer Aykal ile gerçekleştirdiği sohbette, bu senfoninin geliş haberini vermişti. İlk kez, galiba Avusturya’da seslendirildi. Burada, Borusan İstanbul Filarmoni Orkestrası ve Gürer Aykal ile seslendiriliyor. CD kaydı da yapılmış. Yazıyı tamamladıktan sonra, yeniden dinleyeceğim.

Üç senfoni’nin de, bende öncelikle bıraktığı izlenim, döneme tanıklık ediyor, değerlendiriyor ve yorumluyor. Bu sadece, dönemin sınırları içinde de kalmıyor. Geçmiş ile gelecek bağlantısını kuruyor. Adeta tarihsel bir yolculuğa çıkıyorsunuz, geniş bir coğrafya da yolculuk yapıyorsunuz. Bu geçmişe dönme yolculuğu, sizi değişik bir tını zenginliğine de taşıyor. Geçmişe taklılp kalma da yok. Geleceği araştırma, öngörme ya da hazırlama da var. Müzik bitince bitmiyor yolculuğunuz. Sorgulamalara başlama gereksinimi duyuyorsunuz.

Birinci Senfoni’de, anıların İstanbul’undan, İstanbul’un tarihi dokusuna ve geçmişine yönelirken, günümüze de geliyorsunuz hemen, doğa ile iç içesiniz. İstanbul’u yorumlarkan, İstanbul’da ki yaşama sevinciniz, geleceğe bakışınız da var.

İkinci Senfoni de ise, tarihsel bir yolculuk içinde, tarihi değil, bu günü sorguluyorsunuz. İki nehir arasına sıkışmış bir toplum ve geçmiş değil anlatılan. Yönetim ve insan arasında ki, farklılıkları sorgulama önemli olan. Neden neden diye, ağıtla aslında çığlık atıyorsunuz. Akan nehirlerle bir yolculuk ve güzellik var, ama neden bunlar yaşanıyor, sorguluyorsunuz. Yazıyı yazarken, hemen dün geliyor aklınıza, Kadıköy’de yaşananlar. Son aylarda yaşatılanlar ve yaşatılmak istenenler. Senin yaşamında ve gündeminde olmayan konularla, yabancılaştırma ve sevgisizlik. Neden soruları bitmiyor. Mezopotamya bunu için önemli. Akan iki nehir arasında sıkışma değil, geleceğin yaşamını düzenlemeye özlem var tınılarda.

Ve Üçüncü Senfoni. Yorumlamak ta ve değerlendirmek te, bu gün tıkanıyorum biraz. Belki günümüzden, geleceğe açılamamanın, sorgulama da yetersiz kalmanın ortaya çıkardığı bir durum olabilir. Ancak. Geniş bir boyut içinde, yüzme ile uçma arasında gidip geliyor yolculuğumuz.

Fazıl Say, çağının tanığı. İnsan ile yönetim arasında ki çelişkiyi yansıtıyor ve de yaşıyor. Daha açık anlatımla da yaşatılıyor.

2010 yılı İstanbul. Dünya Kültür Başkenti kutlamaları. İstanbul Senfonisi, bu kutlama içinde yer almıyor. Aldırtılmıyor. Bir kent için yazılmış bu senfoni, o kentin yönetimince reddediliyor. Bu kentin reddettiği senfoni, bir başka Avrupa kentinin isteği ile gün ışığına çıkabiliyor. Yaşam buluyor. Orada ilk seslendirilişi yapılıyor. İstanbul da değil. Söyleyecek söz bulamıyorum. Hoşgörünüze sığınarak, bu ayıbı yaşıyoruz, yaşatılıyoruz. Ve geçtiğimiz günlerde bir güzel gelişme daha, bu yöneticiler nasıl algılayacaklar acaba. Avrupa da bu eser ödül alıyor. Başarılı bulunuyor. Taçlandırılıyor. İstanbul Senfonisi, İstanbul dışında onurlandırılıyor. İlk kez geçtiğimiz yıllarda bu eser dinlediğim de açıkçası, İstanbul da 2010 programı içinde yer alamamasının ayıbını yaşamaktan, üzüntü duymuştum.

2010 İstanbul Dünya Kültür Başkenti kutlamalarından geriye ne kaldı. Bu senfoni ile Kültür Başkenti olma özdeşleştirilmiş olsaydı. İstanbul kazanmaz mıydı? Fazıl Say bir şey kaybetmiyor. Kazanıyor da. Ama burukluk tabii ki var, aynı burukluğu bizde duyuyoruz. Kaybeden bu yöneticiler nedeniyle, İstanbul oluyor.

Fazıl Say’ın, Klarnet Konçertosu’nu geçtiğimiz yıllar da, İstanbul’da yine Gürer Aykal yönetimin de, Borusan İstanbul Filarmoni Orkestrası’ndan dinlemiştim. O gün kayda da alınmıştı. Sanırım CD’si daha çıkmadı. Ömer Hayyam ve Fazıl Say. Ömer Hayyam’ın yaşama bakışı, onun Fazıl Say’ın gözünde değerlendirilerek sese bürünmesi, Ömer Hayyam’ın bu kez tınılarla yaşatılması. Sevgi ile bakışının günümüzde yorumlanarak aktarılması.

Oysa yaşananlar, komedi mi, dram mı, yoksa trajedi mi, gerçekten yorumlamak zor. Ömer Hayyam’ı değerlendiren, yorumlayan bu insan, Ömer Hayyam ismi ile birlikte anılarak cezalandırılmak isteniyor. Ne denli bir yönetim insan çelişkisi. Yaşanalar ve Fazıl Say’a yaşatılmak istenenler. Nasıl açıklayıp yorumlayabileceğiz. Şaşkınlık içinde kalıyorum.

İstanbul Senfonisi içinde, neyin nefesinin yer alması, Klarnet Konçertosu, ufukta bir ney Konçertosu’nun geleceğinin işaretini veriyordu zaten. Bu işaretin sonucu da geldi. Neyin nefesi, Hezarfen’le İstanbul semalarında yankılandı önce ve semalarda yayılmağa devam ediyor bu nefes. Hezarfen Ney Konçertosu’nu da ilk kez, bu konserda izledim ve dinledim. Turgut Reis’de, festivalin son günü, yoğun bir programdı.

Fazıl Say’ın, İstanbul Senfonisi’nde de yer alan Burcu Karadağ, yine Gürer Aykal’ın yönetiminde, Borusan İstanbul Filarmoni Orkestrası eşliğinde, neyin nefesi ile konçertoyu, Ege denizi semalarında yolculuğa çıkardı. Bu eser, İstanbul Senfonisi ile birlikte aynı CD içinde yer alıyor. Ve bu yazıya şimdi eşlik ediyor. Sonra, Burcu Karadağ’ın neyi nefeslendirdiği CD’yi de dinleyeceğim.

Fazıl Say ve Burcu Karadağ. Ney ve bir kadın. Fazıl Say’ın Ney Konçertosu’nda Burcu Karadağ. Güzel, ilginç bir bütünlük. Neyin nefesi ile İstanbul Boğazından çıktık. Ege’deyiz. Akdenizi de aşıp, Cezayir’e kadar uzanacağız. Semalar da, dünyaya nefes veriyoruz. Burcu Karadağ ve ney, Fazıl Say’ın müziğinde ney, bunu başka bir yazı da yine ele almağa çalışalım.

Geçmiş ve gelecek. Mezopotamya’dan Cezayir’e… Gökyüzüne, yıldızlara… Varoluşdan, yaşanılana ve geleceğe uzanmaya… Geniş bir coğrafya da, uzun tarihsel bir yolculuktan günümüze geliş. Geleceğe uzanacağız.

Ama bakıyoruz, bu sevgi ve barış tınıları, hep yönetimlerce nedense tersinden okunuyor. Acılar yeniden yeniden değişik senaryolarla yaşatılmak isteniyor. Dün akşam Kadıköy’de yaşanan gerçeklik. Suriyeye uzanan barış dışı söylemler içinde, kendi kendimize yabancılaştırılmak istenmemiz.

Fazıl Say’ı bilmeden, tanımadan, değer biçmeğe, yorum yapmaya çalışanlar. Önce onu dinleyin. Yaşamı ve dünyayı yorumlayışının yolculuğuna çıkmağa çalışın. O, sizi hep sevgiye ve barışa odaklanarak yoculuğu sürdürmek istiyor. Geç kalmayın bu yolculuğa katılmak da. Kaybedeceğiniz bir şey yok. (Aslında sürekli kaybediyorsunuz.) Ancak kazanacağınız çok şey var.

Turgut Reis’de, bu yıl da denize yelken açmanın sonuna geldiğimiz de, Fazıl Say’ın yolculuğu, ertesi akşam Marmaris’de sürüyordu. Ankara dönüşü, bu yolculuğa katılamadık. Şairlerin dizelerinden şarkılar sürüyor. Önümüzdeki ay, bu CD’nin de yayımlanacağını haber almak, bu eksikliğimizi bir ölçüde giderecek. Ancak bu şarkıları, sahne de izlemek gerek. Bu yıl bitmeden bir olanak olur belki. Yeni çıkacak, CD’de ki şarkılar, zaten şairlerin dizeleri ile sizi bir yerlere götürüyor. Sesle ve piyanonun tuşları ile bu yolculuk nasıl olacak. Göreceğiz ve yine herhalde paylaşırız.

Ama şimdiden merak ediyor ve gelecek yılın yaz aylarında programı yaparken, Turgut Reis’de Festival’in 10’ncu yılın da, Fazıl Say bizleri nasıl şaşırtacak ve bu kez, yolculuğu nereye sürdürecek.

________________

Ankara. 16 Eylül 2013. Pazartesi
ismail.bayer1@yahoo.com

BİR CEVAP BIRAK

three × two =