Fazıl Say ile hüzünlü bir akşam

Fazıl Say ile hüzünlü bir akşam

0
PAYLAŞ

Programa alınan eserler, aralarda Fazıl SAY’ın yaptığı kısa konuşmalar. Bir burukluk, biraz hüzün var. Ama, umutsuzluk yok.

Piyanonun tuşlarından çıkan tınılarla, Serenad BAĞCAN’ın buruk sesi, hüzün yüklenerek birleşiyor. “Memleketim, memleketim memleketim.” Nazım HİKMET, “Ne kasketim kaldı senin ora işi” dese de, “Alnımın çizgilerindesin memleketim” diye sürdürüyor şiirini. Serenad BAĞCAN’ın sesi, başlangıçta hüzün ağırlıktayken, karamsarlık yok, sonra umudu yeşertiyor.

Fazıl SAY ve Serenad BAĞCAN, Cemal SÜREYA ile sürdürüyorlar programı. Yeni Şarkılar’dan, “Bu Bizimki” diyorlar önce ve devam ediyorlar, bu kez İlk Şarkılar’dan “Dört Mevsim” e geçiyorlar. Bu aşk şiirlerinde ki serzenişler, dizelerden sonra müzikle birleştiğinde sahnede yeniden yeniden yaşanıyor.

Fazıl SAY, çocukluğunda tanıdığı şairlerin ve şiirlerin, daha sonra ki yıllarda nasıl dünyasına girdiğini de aktarıyor. Serenad BAĞCAN ile başlayan, “İlk Şarkılar” sonra “Yeni Şarkılar”, bakalım gelecekde hangi şairlerin dizeleri, Fazıl SAY’ın notaları ile şarkılara bürünüp bize ulaşacak.

Şimdi Fazıl SAY ve piyanosu, bir başka bestesi ile bizi yeni farklı bir dünyayaya taşıyor. “SES” ulaşıyor bize. Tınılarda ki ses, bu “SES”le, bizi biraz daha kendi içine çekiyor. Bu, “SES”i duyamayanlar, duymak istemeyenler ya da algılamıyanlar, olmamalı diyorsunuz. Biraz hüzün geliyor tabi arkasından.

Ve hüzün, bütün ağırlığı ile bu kez Serenad BAĞCAN’ın da katılımıyla, Metin ALTIOK dizeleriyle sesleniyor. “Gözünüze yaş düşerim.” Sivas’da yitirlen canlar, yakılanlar. Yakanları savunanlar. Bir burukluk ve acı yansıyor hemen gözlerinize. Metin ALTIOK devam ediyor, “Bu Kekre Dünyada” diye. “Bu kekre dünyada yazık geçit yok aşka; / Bir şey yok paylaşacak acıdan başka.”

Fazıl SAY, biraz buruk bir gülümseme ile arkadaşı, Ömer HAYYAM’ı getiriyor bu kez sahneye. İzleyiciler de acı bir gülümseme ve alkış birlikte geliyor tabi. Hukuk sistemi düşündürüyor. Ömer HAYYAM ve Fazıl SAY dostluğunu, asırlar öncesinden günümüzde yeniden filizlenen, bu notalarda ki ortak sevgiyi düşündürüyor insana. Sonra günümüz hukuk sisteminde bu dostluğu yagılama, nasıl oluyor, neden oluyor ve niçinler birbirini izliyor.

Ve “Surdunyaya Ağıt” ta, Can Yücel’in dizeleri, fidanları getiriyor, Sivas’dan sonra sahneye. Hüzün, anılar, yaşanmışlıklar ve anma. Hepsi iç içe giriyor. Sahne ile seyirciler aynı duygu seli içinde yoğruluyorlar. Ama umutsuzluk da yok, yaşama sevincini kaybetmek de yok.

Sait FAİK ile İstanbul’a dönüyoruz sonra. Edip CANSEVER ile devam ediyoruz. “Şey şey şey ve şeylerden.”

Fazıl SAY, ENKA Kültür Sanat Açık Hava Buluşmları’nda hep seslendirdiği bestesine geçiyor sonra. Aşık VEYSEL’i anıyoruz bu kez. “Kara Toprak”. Bu eseri ne zaman dinlesem farklı farklı yeni duygular keşfederim. Aşık VEYSELl’i anma, Anadolu’nun çorak sessizliğinde duygu yüklü bir ozanla sohbet. Yalnızlık duygusu değil sadece, tınılarla yaşama sevincini rüzgara kaptırıp yayma. “İşte bu biz” dedirten, piyanodan çıkan ses. Ağıt değil sadece bir yürüyüş de var. Sonra umuda koşma. Daha neler neler. Bu eserle izleyiciler farklı bir algılama ile adeta birlikte çoğalır gibiler.

Başka konserlerinde, CD’sinde bir çok kez dinledim bu eseri. Aşık VEYSEL keşke dinleyebilseydi diyeceğim ama, dinlemiştir. Piyanoyu Aşık VEYSEL’in mezarı başına kadar taşıyarak, orada seslendirmek ve ona seslenmek. Bu nasıl bir duygu yükü ve nasıl bir bütünleşme.

Ömer HAYYAM’dan Aşık VEYSEL’e uzanan Pir Sultan ABDAL ile de dolaşılan, zaman içinde bir dünya gezintisi. Geçmişden günümüze taşınan sevgi ve aydınlık. Bu kadar yükü taşımak da kolay değil doğrusu. O yüzden Fazıl SAY’ın yükü çok fazla.

Turgut UYAR’ın dizeleri geliyor sonra. “Göğe Bakma Durağı”. Serenad BAĞCAN, “İkimiz birden sevinebiliriz göğe bakalım” diye başlıyor. Ve hepimize yeniden yeniden “Göğe bakalım” diye sesleniyor. Piyanonun tuşlarından ışık süzmeleri gelip dağılıyor, karanlığın içinde süzülerek, yavaş yavaş ışık taşıyor. “Göğe bakalım”

Son şarkı, ama alkışlar bitmiyor ki. Bir buçuk saate ulaşan aralıksız devam eden bir konser. Alkışlara yanıt. Bir eser daha.

“İlk Şarkılar”ı geçen yıl Ankara’da sahnede dinledim. “Yeni Şarkılar” ı sahnede ilk kez dinliyorum. Serenad BAĞCAN’ı bir yıl önce Ankara’da izlediğimden farklı gördüm. Sahnedeki hakimiyeti, şiirleri şarkılarla yorumlarken sesini kullanması, acıdan neşeye, hüzünden coşkuya geçişleri ve de vücud dilini, özellikle de ellerini kullanmasını, adeta bir enstrüman çalar gibi hissettim. Bazen kuş olup uçtu, bazen küçük dalgalarla denizden gelip, denize döndü, fırtınalar da estirdi. Sait Faik ile İstanbul’u Burgaz’ı dolaştırdı. Nazım ile Karadeniz’den dalgalarla seslendi.

“İlk Şarkılar” ve “Yeni Şarkılar” CD”lerini dinledikden sonra, duyumsattıklarını burada sizlerle de paylaşmıştım.

Evte bu konserde hüzün baş köşedeydi. Ama aydınlık, umut eksik değildi. Acıları duyduk, ama umudumuzu da pekiştirdik.

Şimdi bu yazıyı, “Say Plays Say” CD’ini dinleyerek tamamlamağa çalışıyorum. “Kara toprak”. Aşık Veysel sevgisi ile Anadolu’da dolaşıyorum. Konser de dinlediğim “SES”e dönüyorum yeniden. Bu sahne eserinin tamamını izleme isteği duyuyorum.

Şimdi o “SES” e taklıdım gidiyorum. Bu “SES”i duyalım.

_____________________

* Ankara, 6 Temmuz 2015. Pazartesi. ismail.bayer1@yahoo.com

BİR CEVAP BIRAK