Finans kesimi bir adım önde…

Finans kesimi bir adım önde…

0
PAYLAŞ

Kalkınmakta olan ekonomilerde oluşturulan politikalar organik gelişim sonucu değil, ileri ekonomilerden aktarma olarak gerçekleşmektedir. Örneğin, gelişmiş kapitalist ekonomilerde şirketlerin büyüyüp kurumlaşması ve anonimleşmesi sonucunda hissedarları korumak amacıyla oluşturulan kurumlar vergisi, Türkiye’de aile şirketlerini korur durumdadır. Türkiye’deki şirketlere baktığımızda, bunların ne Batı ekonomileri anlamında kurumlaşmış olduğunu ne de hissedarların birbirine karşı korunma gereksinimi içinde bulunduğunu görmekteyiz. Büyük holdinglerin çoğunda tüm hissedarların aynı soyadını taşıdığı görülür. Hal böyle olunca, şirketin anonim olduğu düşünülemeyeceği gibi, kurumlar vergisine de ihtiyaç yoktur. Ancak, aile şirketlerinin üçüncü şahıslara karşı kendilerini koruma endişesi yanında, gelir vergisi alanından sıyrılma amacı da, 1950 Vergi Reformu ile kurumlar vergisine geçişi sağlamıştır.

Bir sistemde organik gelişme sonucu oluşmayan yapay politikalar asıl amacından saparak farklı amaçlara yönelir ve sistemi deforme eder. Bunun tipik örneğini de son yılların trajedisi olarak kabul edilen kredi kartları uygulamasıdır. Gelir düzeyi düşük, gelir dağılımı da adaletsiz olan bir toplumda hiçbir yasal taban oluşturulmadan uygulamaya sokulan kredi kartı uygulamasının sonucunun bugünkünden farklı olmasını beklemek zaten olası değildir.

Oluşumu açıklayabilmek için, önce kredi kartı ya da “plâstik para” olarak nitelenen uygulamanın ne olduğuna ve oyuncuların kimler olduğuna bakalım. Kredi kartı uygulaması, istisnalar dışında, adı üstünde, kredi yaratma aracıdır. Kredi sistemi, ürün ve finans piyasasında genişleme yaratırken, tüketicilere de ileriki dönem gelirlerine mahsuben harcama yapma olanağı sağlar. Bu yönü ile ve taraflarca alınan rasyonel kararlar çerçevesinde, plâstik para önemli ve yararlı bir piyasa aracı olarak görülebilir. Böylesi rasyonel ortamda piyasa oyuncuları kendi bilgi ve karar süreçleri ile piyasa koşullarını da belirleyebilir. Plâstik paranın sağladığı kredi olanağını yaşam-boyu potansiyel geliri ile karşılaştıran tüketici, uzun dönem yararını yükseltecek şekilde bu olanağa başvurur. Diğer yandan, genişleyen kredi piyasasından yararlanmaya çalışan ürün sunucuları ve  kredi kurumları da piyasada geçerli uygun faiz haddi göstergesinde kendi politikalarını belirlerler. 
Gelir düzeyi yüksek ve gelir dağılımı çok bozuk olmayan ileri ülkeler için geçerli olan bu ölçütler, gelir düzeyi düşük ve gelir dağılımı fevkalâde bozuk olan ülkeler için aynı derecede geçerli değildir. Gelişmekte olan ekonomilerde bireysel gereksinmelerin şiddeti yanında, kredi kullanma bilincinin gelişmemiş olması da sistemde ciddî bozukluklar yaratır. Buna ilâveten, politik amaçlı  afların sıklığı da bu olumsuzluklara davetiye çıkartırcasına sistemi tam bir açmaza sürüklemektedir.

Türkiye’deki uygulamaya göre, plâstik paralardan ürün piyasası genişleme sağladığından avantajlıdır. Zira, anti-enflâsyonist politikalar çerçevesinde kemer sıkma uygulaması gündeme geldiğinden, iç piyasaya yönelik ürün piyasasında sıkışıklık yaşanmakta idi. Yaşanan sıkışıklığı kredi piyasasının genişletilmesi ile aşılması ürün piyasasında satıcıları rahatlatmış, hatta milli gelir de artış yaratarak siyasîlere de olumlu politik atmosfer yaratmıştır denebilir. Nitekim, bizzat firmalar da, finans kurumlarının kredi olanaklarına ilâveten, etiket fiyatının altında satış yapma ve kendi taksitlendirme olanaklarını da çalıştırmışlardır.

Kredi piyasası açısından konuya baktığımızda, durumun kamuoyuna yansıtıldığı kadar sıkışık olmadığını görürüz. Finansal  kredi kurumları kredi geri dönüşleri ile ilgili olasılık hesaplarını yapıp, bir yandan kredi genişletme yoluna giderek, kredi havuzunda batık kredi oranının geriletmeye çalışırken, diğer yandan da geri dönmeyen kredi maliyetlerini bazı finansal oyunlarla titiz olarak kabul edilebilecek diğer müşteri grupları üzerine yıkmaya yeltenmişlerdir. Finansal kurumlar, uyguladıkları yüksek faiz yanında, sadece asgarî ödemeyi gerçekleştirenlere tüm borç için faiz yürütme gibi akıl almaz oyunlarla geri dönmeyen kredilerin yükünü topluma yaymaya yeltenmişlerdir. Böylece, finansal kurumların da bu gidişten oldukça mutlu oldukları söylenebilir. Bilinçsizce kredi kullananlara gelince, onların bir bölümü de daha düşük faizle borç vermeye razı olan farklı finansal kurumlardan sağladıkları ek kredilerle borçlarının bir bölümünden kurtulmaya çalışmışlardır. Örneğin, ev kredilerinin yüksekliğinin, alınan kredilerin tümünün mesken alımında değil, finans borcunun kapatılmasında kullanılmasından kaynaklandığı da bilinen bir gerçektir. Yan yollara başvuramadan borç batağına saplanan kredi kullanıcıları da, şimdilerde çıkartılmış olan yasal düzenleme çerçevesinde borçlarını kapatmaya çalışacaktır. Eğer, finansal kuruluşlar şüpheli geri dönüşlere karşı kendilerini korumuşlarsa, yeni yasal düzenlemelerle tahsil edilecek olan alacaklar kendilerine aşırı kâr olarak tahakkuk etmiş olur. Tabiatıyla, bilânçolarda bu detay görülmez, ama bankalarımızın dönemsonu kârı yüksek çıkar. Şu veya bu şekilde tahsil edilemeyen kredilerin tümü de finansal kuruluşların üzerine yük olarak oturmayacak, bu maliyetlerin bir bölümü sigorta fonlarından karşılanıyor olduğu gibi, önemli bölümü de kâr-zarar hesabına “batık kredi” olarak geçerek, vergi oranına bağlı olarak kamu kesimine, yâni topluma yansıtılacaktır. 
Finansal piyasalar çok hızlı hareket eden kaygan piyasalardır. Bu yönü ile finansal piyasalar, denetlenmesi de oldukça güç piyasalardır. Piyasaların düzenlenmesini temel kamusal işlev olarak görürsek, plâstik paraların ortaya çıktığı ve yaygın kullanıma başlandığı dönemde finans piyasaları ve kredi kullanım koşulları ile ilgili yasal düzenlemelerin yapılması gerekirdi. Söz konusu düzenlemelerin yapılmamış olmasından hem ürün piyasalarında arzcılar hem de kredi piyasasında finansal kurumlar kazançlı çıktılar. Düzensiz piyasa koşulu içinde işlem yapmış olan titiz müşteriler, yüksek faiz vb yollardan, aşırı yük çekerek, düzensizliğin maliyetinin bir bölümünü yüklenmiş oldular. Kredi kullanımında kötü niyet sahipleri ise, son yasal düzenleme ile bazı avantajlar sağlamış olsalar da, bazı istisnalar dışında, onlar da belirli bir yükün altına girmişlerdir. Diğer bir deyişle, piyasanın gereği biçimde düzenlenmemiş olması ürün ve kredi piyasasında arzcı konumunda bulunan güçlülere önemli avantajlar sağlarken, işleyişin maliyetinin, farklı şiddet ve derecelerde olmak üzere, kredi ve ürün talep eden görece güçsüz kesim üzerine yıkılmasına neden olmuştur.

Daralan piyasalarda en kârlı çıkan kesim, kuşkusuz, finans kesimidir. Böyle ortamlarda finans kesimi, çoğu kişinin canını yakma pahasına, kendi yolunu bulur. Türkiye’de sıkışan piyasalar ve derin finansal krize rağmen, finans piyasalarına yağdırılan övgüler, gerçeği yansıtmayıp, bu piyasanın kaymağını almaya yöneliktir. Kapitalist sistem sadece üretim sürecinde emekçiyi, tüketim sürecinde tüketiciyi, vergi sürecinde kamu kesimini ve o yolla tüm toplumu sömürmekle yetinmez, bunlara ilâveten ve en ince sömürü mekanizması olan finansal süreçlerle küçük tasarrufçuyu ve kendisini akıllı zannederek ileriyi tahminde yanılan hırslı oyuncuyu sömürür. Sömürülenin razı olduğu böyle bir sistemde başat oyuncuya hak verilmez mi!

_____________

* Prof. Dr.

BİR CEVAP BIRAK