Firar ettim bugün çocukluğuma

Büyüklerin dünyasında, büyük olmaktan sıkılmıştım.Kısacık saçlarıma taktığım metal, ortasında parlak bir taş olan kalpli tokaya sığındım önce. Sonra da bir köşede yalnız başıma, çocukluğuma.

İnsan bazen çocukluğunun, üstünde ıslak toprak kalmış, dizleri çimen yeşili olmuş jean pantolonlarını özlüyor. Eve girerken annelerin görmemesi sağlanan, olabildiğince geç görmesi için dua edilen jean pantolonlarını… Uzun -o zamanlar için – hiç bitmeyen yaz tatillerinin ders çalışmasız, ödevsiz günleri. Nevriye’nin hazırladığı
kızarmış ekmekli, çilek reçelli Burgaz’a bakan balkon kahvaltıları.

Tembel tatil sabahları, seksek oynanan öğleden sonraları, kömürlüklerin gölgeliklerinde konuşulan ilk aşklar. Dizlerdeki yaraların hemen üstünde
biten, yanlardan bağcıklı kırmızı bermudalar. Yeni tomurcuklanmış memeler, Elvan gazoz, hula-hup, rengarenk bilezikler, tokalar. Babaların, abilerin
radyodan dinlediği Galatasaray – Fenerbahçe maçları.

Siyah- beyaz çizgi filmler, şirinler, Heidi, şeker Kız Candy, Vikingler. Damla Pastanesi’nin büyük üzümlü ay çöreği, idealtepe’deki Selin Pastanesi’nin üstü parlak sıcacık akşam pidesi, yonca çiçeklerinin lila rengi, Reyhan’ın beyaz fırfırlı pembe eteği, Gönül’ün yeşil gözleri. Elim, sıkı sıkıya biricik babamın elinin içinde koştuğum gelincik ve
papatya tarlaları. ıdealtepe’nin yemyeşil tren istasyonu.

Depozitolu, beyaz üstüne lacivert yazılı, kaymaklı yoğurt kovaları. Alt kattaki Kıbrıs’lı şehnaz Hanım’ın guguk kuşlu duvar saati. İri siyah çekirdekli Diyarbakır karpuzları, sokaktan geçen Migros arabaları. Nayloncular, eskiciler. Mahallenin babaannesi Saadet Hanım’la, büyükbabası Zeki Bey’in armut ağaçları.

Bayram temizlikleri, Bayram şekerleri, mendil içindeki harçlıklar, misafirler için açılan baklavalar. Sobanın üzerinde kaynayan mercimek çorbası, kestane çıtırtıları, küllükteki közlenmiş patatesler. Kırmızı, rugan bantlı ayakkabılarım.

Tek ortalı hayat bilgisi defterim. Yeni Cami’nin güvercinleri, yılda iki kez üstünden geçilen Galata Köprüsü, yakası dantelli pembe geceliğim, büyüklerin köpüklü Türk kahveleri.

Yaz akşamlarının hanımeli kokusu, rengarenk akşam sefaları, tuzlu ay çekirdekleri, kaymak bağlamaya başlamış sıcak sütlaçlar. Süreyya Plajı’ndaki Bakireler Tapınağı. Tayyar’ın Mısır Çarşısı’ndan getirdiği, içine toz şeker karıştırılarak yenen leblebi unları.

Üstüne mutlaka bir bardak su içilen isimsiz külah dondurmalar.Yaz yağmurları, tozlu ve tembel temmuz öğleden sonralarının boş sokakları. Banliyö trenleri, şemsiyeli şekerler, tüp çikolatalar, kek tenceresinin dibindeki ıslak kek hamuru. Celal bey’in, şimdilerde onunla birlikte susmaya hazırlanan kemanı. ıçinden karikatür çıkan sakızlar. Çatapatları bayramların. Bir de fıstıklı lokumları.

Seksenler…

Çocukluk yıllarım…

Bittiler …

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.