FRANSA’DAN… Anayasa sivil mi, demokratik mi? (I)

‘SİVİL’  ANAYASA MI ‘DEMOKRATİK’ ANAYASA MI?-1

AKP hükümeti tarafından bir kısım akademisyene hazırlatılan ve kamuoyuna sunulan ‘yeni’ anayasa taslağı üzerine tartışmalar yoğunlaşmış durumda. Toplumun çok farklı kesimlerinin üzerinde tartıştığı   ‘taslak’ çok ciddi değişikliklere uğrayacaktır. 

Bugünkü taslağın içeriğinin daha iyi anlaşılabilmesi için esasen darbeci generaller tarafından hazırlatılıp ve topluma zorla dikte ettirilen ’12 Eylül Anayasası’ üzerinde durmak gerekir. İşlevsizleşen devlet yapısının uluslar arası sermayenin ihtiyaçlarına göre bölgesel alanda yeniden dizayn edilmesi için ABD’nin ‘çocukları ‘tarafından bilinen darbe gerçekleştirildi.  Askeri darbenin politik gerekçesini birkaç alt başlık altında özetleyebiliriz. Birincisi, uluslar arası sermayenin ülke ekonomisine egemen olma politikasıyla bağlantılıydı. IMF’nin dayatmış olduğu, ‘24 Ocak 1979 kararlarının’ yaşama geçirilmesi için askeri bir darbeye ihtiyaçları vardı. İkincisi ‘Komünizm tehlikesine’ karşı ‘yeşil kuşak projesi ’ ekseninde aktifleştirilmesi planlanan Türkiye’nin devlet yapısının yeniden biçimlendirilmesiydi.  Bu çerçevede benimsenen stratejik örgütlenme modeli Türk-İslam sentezciliği oldu. Böylece komünizme karşı panzehir olarak görülen  ‘dinci olmayan dindar devlet’ politikası, 12 Eylül darbecileri tarafından fiilen yaşama geçirildi. Bu politikaların ideolojik gıdası ise ırkçılığın ve asimilasyonculuğun derinleştirilmesi olarak somutlaştı. Üçüncüsü Türkiye’de gelişen devrimci-sol dalganın bütünlüklü olarak tasfiyesiydi. Dördüncüsü, Kürtlerin ulusal bilinç düzeylerinde meydana gelen politik sıçramanın ve örgütlenmenin yok edilmesiydi. 

ABD’nin ‘bizim çocuklar’ dediği generallerin gerçekleştirdiği darbenin süreklileştirilmesi için sistemin temel yapısını belirleyen bir anayasaya ihtiyaçları vardı. Generaller tarafından ‘bol ‘ olanın daraltılarak topluma zorla giydirilen, insan hak ve özgürlüklerini bütünlüklü yok sayan,  ırkçılığın, şovenizmin, asimilasyonu ve inkârcılığın bütün varyantlarının yer aldığı bir askeri anayasaya ihtiyaç duyuldu. Bilinen anayasanın hazırlanmasında 12 Eylül darbecilerinin yönetim merkezi Milli Güvenlik Konseyi’nin (MGK) danışma kurulu olan ‘Aydınlar Ocağı’nın çok önemli bir etkisi oldu. ‘Aydınlar Ocağı’nın yönetim kurulu üyesi Şener Akyol ve Yılmaz Altuğ aynı zamanda 12 Eylül Anayasa Hazırlık Komisyonunda yer aldılar.  Bu kurumun ideologlarından Muharrem Ergin, 12 Eylül anayasası için “Türkiye’nin belki en az yüz yıllık ihtiyacını karşılayacak bin anayasadır” diyordu.  Generaller Anayasa’nın politik gerekçelerini  “Türk milli kültürünün geliştirilmesi ve etkin kılınması” olarak açıklayan  ‘Aydınlar Ocağı,”milli kültürümüz, Türk milletinin her şeyden önce milli güvenlik meselesidir” biçiminde tanımladı. Generaller anayasasının ‘Türkiye’nin milli güvenliğini garanti aldığına aldığını’ belirtirken aynı zamanda ırkçı ve asimilasyoncu politikaları ‘resmileştirmiş‘ oluyordu.

Anayasalar sistemin temel yapısını belirleyen bir özelliğe sahiptir. Sistem kurumları arasındaki işleyişi düzenlediği gibi, devletin ideolojik ve politik yapısı ekseninde toplumsal şekillenmeyi de belirler.  İslamcılar/Tarikat-Ordu/Kemalist ittifakı çerçevesinde, topluma bir bakıma zorla dikte ettirilen generaller anayasasının Başlangıç Bölümü’ sistemin ideolojik politik çizgisinin net olarak ortaya koyuyor. Şunlar söyleniyor” Türk Vatanı ve Milletinin ebedî varlığını ve Yüce Türk Devletinin bölünmez bütünlüğünü belirleyen bu Anayasa, Türkiye Cumhuriyetinin kurucusu, ölümsüz önder ve eşsiz kahraman Atatürk’ün belirlediği milliyetçilik anlayışı ve O’nun inkılâp ve ilkeleri doğrultusunda” olarak devam eder. Anayasanın hiçbir maddesi doğrudan ve dolaylı olarak ‘devletin bölünmez bütünlüğüne’ aykırı olamayacağı gibi, söz konusu ‘demokratik ve insan hakları içerikli’ maddelerinin sınırı ‘bölünmez bütünlük’tür.  Anayasanın üçüncü maddesi “Türkiye Devleti, ülkesi ve milletiyle bölünmez bir bütündür. Beşinci madde: “Devletin temel amaç ve görevleri, Türk Milletinin bağımsızlığını ve bütünlüğünü, ülkenin bölünmezliğini, Cumhuriyeti ve demokrasiyi korumak, kişilerin ve toplumun refah, huzur ve mutluluğunu sağlamak…” biçiminde tanımlanmaktadır.

Bu maddelerin tamamı, Türkiye’nin bugünkü siyasal rejimin niteliği konusunda bize somut bir fikir vermektedir. Türk ulus dışındaki bütün uluslar ve ulusal azınlıklar yok sayılmaktadır. “Türk, bu memleketin yegâne efendisi, yegâne sahibidir. Saf Türk soyunda olmayanların bu memlekette bir tek hakları vardır; Hizmetçi olma. Köle olma hakkı…” diyen Kemalist rejimin/CHP’nin ünlü Adalet Bakanı M. Esat Bozkurt’un bu bakış açısı darbeciler anayasasının  ‘başlangıç ilk ve ilgili maddelerinde’ bulunmaktadır.   Hem nüfus ve ekonomik potansiyeli hem de toplumsal ve politik bakımından çok önemli bir potansiyel oluşturan Kürtlerin özellikle yok sayılması, Esat Bozkurt ile generallerin aynı ideolojik ve politik kaynaktan beslenmesinden ileri gelmektedir.

Bu nedenle sistem politikacılarının zaman zaman ‘Kürt realitesinden’ bahsetmeleri onların politik stratejisini temsil etmiyor. Kürt hareketinin politik gerçekliği karşısında bunu söylemek zorunda kalan sistem temsilcileri, inkârcı ve asimilasyoncu anayasanın başlangıç ilkelerini ve ilgili maddelerini değiştirmek gibi bir çabaları ve niyetleri hemen hemen hiç olmadı.

Bu bakımdan anayasanın ‘askerler’ tarafından mı ‘siviller’ tarafından mı hazırlandığının ciddi bir önemi yok. Belirleyici olan hazırlanan anayasanın ‘demokratik’ içeriğe sahip olup olmamasıdır.

Peki, ‘AKP Anayasası’ içerik olarak neyi ifade ediyor? Gelecek hafta bu konu üzerinde duracağım.

 

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here