FRANSA’DAN… Psikolojik savaş…

FRANSA’DAN… Psikolojik savaş…

0
PAYLAŞ

PSİKOLOJİK SAVAŞTA  YENİ HAMLE: DEVRİMCİ  MEDYA’YA VE DEVRİMCİ-DEMOKRATİK KURUMLARA SALDIRI

Türkiye son günlerde ciddi siyasal gelişmelerle karşı karşıya bulunuyor. Sistem içerisindeki ic politik çelişkiler yeniden su yüzüne çıkmaya başladı. AB süreci ile ‘sivil güçlerin’ devlet içerisindeki biçimsel etkinliği artarken, devletin temel iç ve dış stratejik politikalarında yine askerlerin çok belirleyici bir politik ağırlığı olduğu ve hükümetin askerlerin talimatına uygun hareket ettiği bir kez daha kanıtlandı. AB’ne girme sevdası ile toplum uzun bir süre avutuldu. Bu balonda da ciddi bir şey çıkmadı.Terörü bitirdik rüyası/yalanı da bitti. Türk ordusunun hemen hemen yarısını, terör bahanesiyle Irak sınırına yığıp bölgesel operasyon için hazır tutarken, çatışmalar yeniden şiddetlendi. İMF, Dünya Bankası gibi küresel kapitalist güçlerin desteğiyle ekonomiyi ayakta tutmaya çalışan sistem, ciddi bir kırılma noktasıyla karşı karşıyadır. Dış müdahalerle ayakta duran ülke ekonomisinde gösterilen yüzde7-9 arası büyümenin toplumun yaşamında hemen hemen hiç bir etki yaratmadığı, toplumun fakirleşme oranında ciddi bir artış yaşandığı istatistiki verilerle ortaya konuldu.

Sistemin yumuşak karnı olan Kürt sorunu, dayatılan teslimiyet ve çözümsüzlük  ekseninde yeni çok yönlü saldırılarla karşı karşıya bulunuyor. Çözümlenmesi istenmeyen bu sorun, aynı zamanda sistemin iç politik krizini çok ciddi oranda etkiliyor. Son bir kaç aydır çatışmaların yoğunlaştırılması ile yeniden ve daha kapsamlı güncelleştirilen ‘psikolojik savaş’ yöntemleri uygulanmaya konuldu. Sistem iç politik çelişkilerini ve zayıflıklarını gizlemek için, elinde bulundurduğu medyatik aygıtlarla ideolojik ve politik saldırılara ağırlık verdi.   Ancak eskisi gibi etkili olmadığını gördü. Yıllardır Türk halkının afyonu haline getirilen şovenizm, artık toplumun üzerinde ciddi bir etki yaratmıyor.  Çatışmalarda yaşamını yetiren asker annelerinin söylemleri bu gerçeğin bir yansıması. Çatışmada ölen bir askerin annesi, ‘hangi politikacının ve generalin çocuğu öldü’ sorusuna kimse yanıt veremedi.  Doğal olarak soruyor; ‘Peki neden benim çoçuğum’ diyor.  ‘Benim oğlum hangi ülkenin düşman askeri ile savaştı ki şehit oldu’ gibi sorular, ‘Türk halkının afyonu haline getirilen ‘şehitlik’ demogojisi artık tutmuyor. Askerlerin cenaze törenlerinde tepkiler yavaş yavaş sisteme yöneliyor. Çocukları ölenler bağırıyor; ‘artık kan akmasın çözüm bulun.’ Bu açıklamalar sistemin şovenist prapagandasının artık etkisini yetirmeye başladığının ilk işaretleridir.  

Sistem her şeye rağmen psikolojik savaş yönetmelerini uygulamaktan kararlı. Son yıllarda ön plana çıkan psikolojik savaş yöntemlerinden birisi de, ‘linç’ girişimleridir.  Özellikle Karadeniz/Trabzonda bölgesinde TAYAT’lılara  yönelik başlayan, Adapazarı vb illerde TDP şahsında kürtlere yönelik gelişen ulusal harekete ve devrimcilere  karşı yoğunlaşan insani manevi değerlerin bir anda unutluduğu, devletin ve sistem medyasının körüklediği ‘LİNÇ’ politikası toplumun genel bir alışkanlığı haline getirildi. İstanbulda bir tarikatın camisinde imami öldüren kişinin cemaat tarafından ‘linç’ edilerek öldürülmesi, mahkeme koridorlarında adli davalarda görülmeye başlanan ‘linç’ girişimleri, devletin uyguladığı psikolojik savaş yöntemlerinden birisidir.

Devletin geliştirdiği yeni psikolojik argümanlara rağmen, özelilkle Türk işçilerinin ve emekçilerinin toplumsal tepkisinin yükselmeye başladığı bir döneme giriliyor. Devletin şovenizmi özel olarak körüklediği Karadenizde Fındık üreticilerinin eylemi çok açık bir mesaj oldu. Toplumsal tepki ve muhalefet yeniden mayalanmaya başladığının ilk verileri görülmektedir.  Kapitalist sistem egemen yöneticileri, dipten gelen dalganın oldukça farkındadır. Bu gelişmenin devrimci dinamiklerle birleşmesi onların en büyük korkusudur. Bu engellemek için yeni saldırıları planlarını devreye koymaya başladılar. 12 Eylül askari darbesinin saldırı politikaları, Kara Kuvvetleri Komutanı BAŞBUĞ’un, ulusal ve devrimci giüçleri kast ederek ‘bütün teröristler yok olanak kadar savaşacağız’ sözleriyle uygulanmaya konuldu. Bu saldırının bir yönünü fiziki saldırılar oluştururken diğer yanını ise psikokolojik savaş oluşturmaktadır. Psikolojik savaş için Yaşar BÜYÜKANIT’ın ‘iyi çoçukları hemen göreve başladılar. İki örnek ön plana çıktı. Birincisi, Diyarbakır’da, çocuklara yönelik yapılan insanlık dışı saldırı ve yaklaşık olarak 10 çocuğun  yaşamını yetirmesi ve böylece Kürt-Türk çatışmasını çok bilinçli olarak kışkırtması. İkincisi Türkiye genelinde eş zamanlı olarak   Atılım Gazetesine yönelik olarak başlatılan ve Ezilenler Sosyalist Platformu, BEKSAV, Emekçi Kadınlar Birliği, Sosyal Gençlik Dernekleri ve bir kısım sendikaları da kapsayan bir saldırı operasyonu. Bu saldırılar, sistemin ‘yeni’ bir süreci başlattığını gösteriyor. Korkutma, tehdit, tedirginlik, izolasyon, aktif güçleri içine kapanmaya zorlama ve ideolojik olarak tasfiyeciliği dayatma gibi temel faktörlere piskolojik savaş saldırısı eş zamanla olarak uygulanmaya konuldu.

Peki psikolojik savaş, kapitalist sistem güçleri bakımından neyi ifade ediyor. Sistemin çok yönlü ve bütün kurumlarıyla uygulamaya koyduğu bu savaş politikasının arka planı nasıl işliyor. Bu sorulara verilecek yanıt aynı zamanda karşı-psikolojik savaşı örgütlenmek  bakımından oldukça önemlidir.

Psikolojik savaş günümüzde silahlı savaş kadar önemli ve tehlikelidir. Hemen her askeri stratejisyen, politikacı, sosyolog ve psikolog toplumsal mücadelede psikolojik savaşımın önemine dikkat çeker. Tüm mücadele biçimlerinin ana halkalarından biri, halkın beyinsel olarak kazanılmasıdır. Bu da savaşın ana belirleyici noktasıdır. Bu bakımdan psikolojik mücadelenin kazanılmasına, “psikolojik savaş” teriminin kullanılarak yanıt verilmesi tesadüfi değildir. aynı zamanda psikolojik savaşın çok kapsamlı ve çok yönlü yürütüldüğü (askeri, ekonomik, siyasal, toplumsal, kültürel vb.) dikkate alındığında sorunun cidiyeti çok daha iyi kavranılacaktır. Burjuvazinin dünya genelinde yürüttüğü savaş biçimleri ve özel olarak ‘kirli savaşın’ psikolojik savaşla desteklenerek güçlendirilmesi tehlikeli boyutlara varmış durumdadır.
Psikolojik savaş, burjuvazinin stratejik hedeflerine varabilmesi için, uluslararası alanda ve Türkiye’de gladyo/kontrgerilla tarafından özel olarak örgütlenen bir alandır ve bütün toplumsal kesimleri kapsayacak düzeydedir. “CIA merkezlerinin programlarında yer alan psikolojik ve ordu-dışı dolaylı savaş çalışmalarında uygulanacak çeşitli yöntemler, yerel koşullara göre değişir. Psikolojik savaş kapsamında, propaganda, gençlik ve öğrenci örgütleri, iş ve işçi örgütleri (sendikalar vb.) meslek ve kültür dernekleriyle siyasal partiler içinde yapılacak çalışmalar girer…” 

Kontrgerilla psikolojik savaşı, halktan gizlenerek ama halkın bir bütün olarak kontrol altına alınması, devrimci hareketen yalıtılması, düşmanın güçlü ve yenilmez olduğu imajının yaratılması. siyasal bilinç bulanıklığının yaratılarak, örgütlü mücadeleden koparılması vb. amacını taşır.

Psikolojik savaşın hedeflerinı Özel Harp Dairesi kurucularından C. Akyol tarafından şöyle açıklanmaktadır:

“1- Ayaklanmanın nedenlerini ortadan kaldırmak,
2- Asiler (devrimciler vb. kastedilmekte, bn.) arasında anlaşmazlık yaratarak, bölünmeler meydana getirmek, bunu istismar etmek, liderleri bertaraf etmek,
3- Ayaklananların moralini bozmak, mukavemet azimlerini yıkmak,
4- Asileri tecrit etmek, mahalli halkın desteğinden mahrum etmek, bilakis mahalli halkın desteğini, karşı koyma kuvvetleri tarafında kazanmak,
5- Asilere yabancı ülkelerden gelen desteğe engel olmak, destekleyen ülkelere düşman devlet kavramı içinde propaganda vasıtasıyla yıkıcı faaliyetlerde bulunmak,
6- Asileri en zayıf zamanlarında ciddi ve kesin sonuçlu bir harekata teşvik ve tahrik etmek,
7- Ayaklanmaları bastırma kuvvetlerinin moralini yükseltmek, harekatını muvaffak kılacak şekilde desteklemek,
8- Hükümet otoritesinin tahribini önlemek, icrayı kolaylaştıracak bir tarzda hükümeti desteklemek.”
Kontrgerillanın stratejik olarak belirlediği bu kıstaslar, devrimci mücadelenin yoğun olduğu, gerilla mücadelesinin yürütüldüğü hemen hemen bütün ülkelerde uygulanmakadır. Bütün strateji, egemen sınıf devletlerin ayakta kalmasını ve devrimci hareketin de yok edilmesini sağlamaktır. Bu bakımdan. devrimci hareketin ve özel olarak da gerilla hareketlerinin bastırılması için bütün olanaklar kullanılacaktır. Böylece “Psikolojik savaş, bu hedeflere varmak için, planlanan ve sevki idare edilen her türlü politik, askeri, ekonomik ve ideolojik faaliyetleri kapsar”diyor.

Askeri otoritenin önderliğinde, Türk gladyosunun örgütlediği psikolojik savaşın ulaştığı boyut, toplumun bütün güncel yaşamını etkisi altına almış durumdadır. Egemen sınıflar psikolojik savaşın güncelleştirilmesine özel bir önem vermekte ve kurumlarını buna göre konumlandırmakta. “Psikolojik harekat, psikolojik savaş veya psikolojik savunma; daha önce, silahlı mücadeleden hemen evvel başlatılıp bu mücadele devamınca sürdürülen; düşmanın savaşa başlama ve savaşı sürdürme azmi ve iradesini kırmaya yönelik iken, İkinci Dünya Savaşı sonrasında uluslararası silahlı mücadelenin yerini alırcasına günlük yaşantının bir parçası haline gelmiştir.”  Egemenlerin bugün yaptığı budur. Burjuvazinin bütün sivil ve resmi kurumlarının hemen hepsi özel savaş aygıtının bir parçası olarak işlev görmektedir.

Psikolojik savaşın başarılı bir tarzda yürütülmesi ve istenilen hedeflere varabilmesi için, psikolojik savaşın yürütüldüğü bölgenin coğrafik, ekonomik, siyasal, kültürel, ulusal, etnik, dini vb. özellikler dikkate alınarak yürütülmesi gerektiğini belirten ÖHD’nin-bugünkü Özel Kuvvetler Komutanlığı- eski başkanlarından Sabri Yirmibeşoğlu, bu olguyu şöyle ifade ediyor. “Bölge etüdünü en kısa zamanda hazırla, bölgenin coğrafik yapısı ile meteorolojik koşullarını, politik, ekonomik, kültürel durum ve sorunlarını, iş güvenlik, gerilla.ve karşı gerilla harekatı yönünden olumlu ve olumsuz yönleriyle değerlendir”mesi psikolojik savaşın hangi boyutlarda başarılı olması gerektiğini ortaya koyarken, Jandarma Genel Komutanlığı da psikolojik savaşta olumlu sonuçlar elde edilmesi için bölgenin; “sosyal ve kültürel durumu, gelenek ve görenekleri, dini özellikleri iyi kullanıldığı taktirde, psikolojik savaşta olumlu sonuçlar alınabilir” diyor.  Bütün bunların altında yatan gerçeklerin kendisi; halkların arasındaki çelişki ve çatışmaların körüklenkesi, dini ve ulusal farklılıkların kışkırtılması, ‘kültür’ çatışmasının yaygınlaştırılması, bölgeler arasındaki sosyal, ekonomik farklılıkların kullanılmaya çalışılması biçiminde kendisini göstermektedir.

Ancak psikolojik savaşın kazanılmasının ana unsurunu ‘beyinler kazanılması’ olarak vurgulayan kontrgerilla, bütün yönelimlerini halkın beyinsel (yani ideolojik ve politik olarak) kazanılması ve karşı güçlerin morallerinin bozulması üzerine şekillenmişir. Sistemle açık olarak çatışmaya girişen, faşizmin he türlü barbarlığına karşı toplumsal mücadeleyi yükselten, direnen, korkuyu yenerek siper olan, sisteme karşı olan politik güçlere her türlü lojistik desteği sunan, onunla birlikte mücadele bir kitlenin varlığı hemen her zaman egemenlere korku salmıştır. Siyasal ve ekonomik istikrarsızlığın olduğu bütün ülkelerde, burjuvazi, kitleleri beyinsel olarak teslim alıp, onları yaşayan ölüler haline getirmeye çalışır. Halkın ideolojik olarak teslim alınması, onun bütün kişiliğinin, yaşam tarzının, ideallerinin ve hatta ailesinin teslim allnmasıdır. Böyle bir halk, her türlü barbarlığı, katliamı, işkenceyi, tecavüzü doğal kırşılar. Açlığa, sefalete, fuhuşa, hırsızlığa, soyguna karşı tepki hareketini geliştirmez ve aynı zamanda bütün insani değerlerini, duyguyu, sevgiyi öldürür. Bunların başarılması burjuvazinin sömürü ve zorbalık dünyasının devamının garanti altına alınmasıdır. Emekli general S. Yirmibeşoğlu, kontrgerillanın “beyin yıkama” stratejisini şöyle açıklıyor. “Muharebe, düşmanın askeri gücüne karşı koymak olduğu kadar, düşmanın beynini ele geçirmek demektir. Düşman ister bir muhasım ülke, ister bir ayaklanmanın veya iç bünyede bir direnişin elemanları olsun, durum daima aynıdır. Tesir altına alınacak diğmalar, sıkı gözetim altında bulunan disiplinli silahlı kuvvetler personeline; veya omuzlarına kadar dökülmüş saçlarıyla üniversite talebelerine; veya muharebe meydanındaki düşman askerlerine; hatta radyo ve televizyonun valığından habersiz ilkel insanlara ait olabilir.”   Düşmana askeri olarak karşı koymak kadar ‘düşman beyninin ele geçirilmesi’ de önemsenmektedir. Kendi silahlı kuvvetler personeli dahil olmak üzere, toplumun bütün kesimlerinin ‘kontrol’ altına alınması gerektiği belirtilmekte ve “düşman” potansiyeli olarak görülmektedir. Beyinlerin teslim alınması ‘askeri güç’ kadar önemsenmekte ve hatta daha ciddi boyutlarda ele alınmaktadır.

“Psikolojik savaş; vurucu hava gücü, topçu ve han gibi önemli neticeler doğuracak bir silahtır. Her alanda asıl hedefin insanların beyni olduğu kabule dilmekte ve beyinler etki altına alındıktan sonra, mücadelenin kazanılmasının son derece kolay olacağı” belirtilmektedir. Bunun için kapitalist sistem, bütün ideolojik aygıtlarıyla halkın beyinsel olarak teslim alınmasına yönelmiştir. Özellikle de, yıllardır sürdürülen kirli savaşın psikolojik boyutları dikkate alındığında bu somut gerçeklik çok daha iyi kavranabilir. Egemen sınıfların stratejisi, halkın ideolojik ve politik olarak teslim alıp beyinlerine hükmetmektir. Sistemin bütün aygıtları, kurumları, örgütleri halkın devletin çizgisine çekilmesi üzerine şekillenmiş ya da kilitlenmiştir. Bunun başarılması için de devrimcilerin, ve bunları destekleyen kitlelerin morallerinin bozullması, yalana ve iftiraya dayanan haberlerle etki güçleri  nin zayıflatılması hedeflenir. “Asileri (devrimci güçler bn.) toplum içinde suçlu göstermek ve bunu halk kitlesine kabul ettirmek, umutlara kar yağdırmış olacağı için morallerin süratle bozulmasına hizmet eder… »  Yalan ve iftiralara dayanılarak devrimciler, kitle karşısında suçlu gösterilecek, kitlelerin devrimcilere karşı güvensizliği geliştirmeye çalışılacaktır. Yalan ve iftiralara dayanan saldırı içerikli haberlerin amacı, kitlelerin kafasında her şeye rağmen olumsuz yönde soru işaretleri bırakılmasını sağlamaktır. Atılım gazetesine yönelik saldırı operasyonu sanırım buna en güncel örneklerden biridir. Kontrgerilla, yalan ve iftira propagandasını birkaç bölüme ayırmaktadır: “Siyah propaganda; iddia ettiàinde başka bir kaynaktan gelen kapalı bir propaganda türüdür. Yalan ve rivayetlerden istifade eder. Gerçek kaynaàı bilinmez. “Gri propaganda; hiçbir kaynak bildirmeyen propaganda türüdür. Rivayetlerden yararlanır, hiç yoktan ortaya çıkar, çabuk yayılır, doğruluğu araştırılmaz…”   Bu politika, gemen sınıfların hemen her ülkede başvurduğu hileli bir kirli savaş yöntemidir. Yalan, iftira ve hayali haberlerin yayılması için özel olarak örgülenen kurumlar yaratarak halkın etkilenmesine çalışılır.

Psikolojik savaş, Özel Harp Dairesi’ne bağlı “Psikolojik Harp Dairesi (PHD)” tarafından yürütülmektedir. Bütün organizasyon bu kurum tarafından yapılmaktadır. Hangi kurumun nasıl bir rol oynayacaàı ve hangi görevleri yerine getireceği belirlenmekte ve pratik olarak uygulanmaya konulmaktadır. Karşı devrimin psikolojik savaşı örgütleme aygıtları olarak, MGK Sekreterliği’ne bağlı olarak oluşturulan “Toplumu İşler Başkanlığı” son derece önemli bir işleve sahiptir.  Aynı zamanda bütün toplumsal gelişmelere ilişkin bilgilerin merkezileştiği yerdir. “Siyasal ve Sosyal Araştırma Vakfı (SISAV)” ile “Aydınlar Ocağı”, psikolojik savaşın yürütülmesinin politik yönelimlerini ortaya koyan psikololjik savaş örgütlenmeleridir. 

“Psikolojik Harp Dairesi(PHD)” tarafından alınan kararların yaşama geçirilmesi, halkın yanlış ve yalan bilgilerle çok daha etkili bir tarzda yönlendirilmesi ve devletin siyasal etkisinin artırılması için toplumun hemen her kesiminde icra kurullarının işletilmesine özel bir önem verilmektedir. Özellikle, toplumsal iletişim araçlarına özel bir önem verilmektedir. Ajanslar, radyolar, günlük gazeteler, uluslararası dergiler, tv kanalları PHD’nin çalışmaları bakımından son derece önemli kurumlardır. Bu kurumların, psikolojik savaş adına yürütülen bütün kararların, programların ve faaliyetlerin en etkili tarzda verilmesi ve özel olarak örgütlenmesi için gerekli talimatlara uymaları kesin bir zorunluluktur. Psikolojik savaşın daha üst boyutta yürütülmesi için ilgili kurumların merkez yöneticilerinin ÖHD’nin elemanları olmaları ya da ÖHD’nin talimalarına harfiyen uymaları gerektiği özel olarak belirtilmiştir. İcra kurulları olarak, ilgili yürütme organları, Anadolu Ajansı, RTÜK, YÖK, OHAL Valiliği-bunun yerine askerlerin önerdiği Güney Doğru Müşteşarlığı projesi gündemde- gibi kurumlarda icra faaliyetlerini denetlemekle görevli olan kuruluşlardır.
Özal Harp Dairesi’nin yürüttüğü psikolojik savaş öncelikli olarak, Kürt ulusal hareketi ile Türkiye devrimci hareketi üzerinde yoàunlaşmıştır. Bu hem kontrgerillanın kararlarında, hem MGK kararlarında, hem de fiilen hale yürürlükte olan OHAL Yasası’nda çok net olarak görülmektedir. Psikolojik Savaş Dairesi  ülke genelinde sisteme karşı olan kurum, kişi veparti/örgütlere karşı, psikolojik savaşa son derece önem vermekteir. Örneğin, 1993 yılında çıkartılan “Psikolojik Savaş Genelgesi” bu gerçeğin somut bir ifadesidir. Genelgede belirlenen icra faaliyetlerinden bir kaç bölüm mevcut gerçekliài çok daha iyi yansıtma’ tadır: „
b) Terör örgütleri lider kadrosunun yaptıkları açıklamalarının kamuoyuna yansımasının engellenmesi. ICRA KURULUŞU; Devlet, İçişleri, Adalet Bakanlığı, Basın Yayın Enformasyonn Genel Müdürlüğü (BYEGM), Anadolu Ajansı Genel Müdürlüğü,
c) Muhalif gazetecilerin örgütlerin lider kadrosuyla yaptığı (Röportajların kamuoyuna yansımasının engellenmesi. İCRA KURULUŞU: Devlet, İçişleri, Adalet Bakanlığı, Basın Yayın Enformasyon Genel Müdürlüğü (BYEGM), Anadolu Ajansı Genel Müdürlüğü,
d) Örgütlerin içi toplantılarda lider kadronun birbiri aleyhinde yaptığı ve örgüt dökümanına yansıyan suçlamaların, devlet yanlısı basın-yayın organlarına sızdırılarak, kamuoyuna intikalinin sağlanması. İCRA KURULUŞU: İçişleri Bakanllğı, Genelkurmay Başkanlığı, MİT Müsteşarlığı, Jandarma Genel Komutanlığı, Emniyet Genel Müdürlüğü,
e) Örgütlerin lider kadrosu hakkında yapılacak özel araştırmalar sonucu elde edilecek bulguların, fıkra, karikatür, şaiya türünden aşağılayıcı tarzda yayın yapılması. İCRA KURULUŞU: İçişleri Bakanlığı, MİT Müsteşarlığı,
d) Psikolojik ve psikiyatristlerce örgüt lider kadrosunun ruh yapılarının tahlil edilmesi ve menfi yönlerinin kitle iletişim araçlarıyla kamuoyuna duyurulmasl, İCRA KURULUŞU: İçişleri Bakanlığı, YÖK Başkanlığı
Psikolojik savaşın daha ekin bir tarzda yaşama geçirilmesi için iletişim araçlarına özel bir önem verildiği gibi, birçok yazara görev verilmesi ve TV’lerde programların yaplıması kararlaştırılmıştır. “Yazılı basında röportaj, televizyon ve radyolarda açık oturum ve spot programların, Amerika’nın Sesi, Almanya’nın Sesi, BBC gibi Türkçe yayın yapan radyolarda yayınlanmasının sağlanması. İCRA KURULUŞU: Genelkurmay Başkanlığı. İçişleri ve Adalet Bakanlığı, MİT Müsteşarlığı, TRT Genel Müdürlüğü, BYEGM, AbA Genel Müdürlüğü.”
“Kamuoyunu oluşturan basın-yayın kuruluşlarının sahipleri ve personelinin PKK terör örgütüne destek sağlayan kisi kuruluşları hedef alan yayın yapmaları konusunda çalışma yaplıması. ICRA KURULUŞU: Devlet ve İçişleri Bakanlığı, BYEGM, A.A Genel Müdürlüğü.”
“Gazete yazarlarının ‘devletin kararlı olduğu ve teröristin devlete sığınmaktan başka çarelerinin olmadığı” temasınl işleyen yazıların çıkartılması. İCRA KURULUŞU: İçişleri Bakanlığı, BYEGM, AA Genel Müdürlüğü.”
“Siyasi parti ve lider kadrolarının, yıkıcı ve bölücü faaliyetlere karşı oldukları kamuoyuna, radyo, televizyon ve basın organları vasıtasıyla yansltmaları ve bu konuda ortak bir beyan ve bildirının yayınlanmasının sağlanması. İCRA KURULUŞU: Başbakanlık, İçişleri Bakanlığı.”
Bu kuruluşların ilerici, ulusalcı, devrimci ve sosyalist güçlere karşı  yürüttüğü, her türlü iftira ve yalana dayanan kirli savaşın psikolojik yönlendirme merkezleri ile daha etkin bir tarzda sürdürülmesinin boyutlarını ortaya koymaktadır. Sistem, bütün aygıtlarıyla halkı kazanmaya ve yanlış bilgilerle yönlendirmeye çalışmaktadır. Kapitalist sistem iç politik çelişkileri güncelleşmeye başladığı ve toplumun ezilen kesimlerinin sesini yükseltmeye başladığı bu dönemde, yukarıda sıralanan politikları hızla ve hemde çok yönlü olarak uygulamaya koymuş bulunuyor.
Stratejikt hedefinde ise, sistemle mücadele halinde olan politik kuvvetlerin toplumun ezilen kesimleriyle buluşmasını engellemektedir. Özellikle kitlelerle buluşmanın somut bir gelişme eğlimine tekabul ettiği anda uygulamalar hızla yaşama geçiriliyor. Toplumdan ve toplumsal mücadeleden  soyutlanmış, politik mücadeleden koparak kendi içine dönen her siyasal güç ölmeye mahkumdur. Yılların deneyimlerine sahip egemen sistem güçleri, anti kapitalist güçleri bu noktaya getirmeye çalışmaktadır.
Ayrıca, sistem içerisinde bulunan kuvvetlerin gelişen her toplumsal hareketi yeniden sistem içine kanalize edeceği için, devletin onlara yönelik özel bir uygulaması söz konusu olamaz. Ama anti-kapitalist güçler için böyle değildir. Sistem elinde bulundurduğu bütün ideolojik ve propaganda aygıtlarıyla, militant devrimcilikte ısrar edenlerin tasfiye edilmesini hedefleniyor. Devrimciler Bu gerçeğin bilincinden olan devrimci güçler, politik mücadeleyi esas alıp kitlelerle buluşma perpektifinden sapmadan, örgütlü olmayı her zaman esas almalıdırlar. Bugün sistemin bütün güçlerinin ortak iradesiyle organize edilen saldırılara karşı, devrimci ve sosyalist güçlerin   birleşik mücadelesi öncelikli olarak ön planda tutulması gereken bir noktadır.   

____________

Gokyuzu9@aol.com


 

BİR CEVAP BIRAK