FRANSA’DAN… Sarkozy ve politik yönelimleri

6 Mayıs günü Fransa’da yapılan 2.tur cumhurbaşkanlığı seçimini, yüzde 53’lük bir oranla kazanan Sarkozy, bir çok ezberi bozdu. Macar kökenli yahudi bir aileden gelme. Yani ‘göçmen’ kökenli.  Kimilerine göre ‘yabancı’ kökenli biri olduğu için Fransa’nın cumhurbaşkanlığına getirilmez. Ancak ‘korkulan’ oldu ve küresel sermaye, Fransa’nın geleceğini  aşırı sağcı görüşleriyle tanınan ‘göçmen’ kökenli birine teslim etti.
 Sarkozy’nin cumhurbaşkanı seçilmesi Fransa bakımından ‘yeni’ bir politik sürecin başlaması anlamına geliyor. İkinci dünya savaşından sonra izlenen geleneksel dış politika’nın yerini, 21. yüzyıl stratejisine  denk düşen yeni bir süreç alacaktır.

Cumhurbaşkanı seçilmesinden hemen sonra yaptığı konuşmada bunun ip uçlarını çok açık olarak verdi. Özellikle Fransa’nın dünyadaki yerini yeniden belirleyecek bir güce dönüşeceğini vurguladı. Bir kaç noktayı çok bilinçli olarak ön plana çıkardı. Biri, yakın‘dostu’ olararak gördüğü ABD ile ilişkilerin yeniden düzenleneceğini ve dünyayı birlikte yönetmeye aday olduğunu belirtti. Böylece Fransa’nın geleneksel ABD politikasına fiilen son veriliyor. Bunun diğer bir anlamı, Fransa,  ABD’nin dünya küresel kapitalist liderliğini kabul edecek. Diğeri ise, AB’nin uluslararası ilişkilerde daha aktif bir güç olması için gerekli adımların hızla atılacağını belirtti. 

ABD-AB ittifakı içerisinde uluslararası güç ilişkilerini yeniden düzenlemek için, askerileştirilmiş bir Avrupa’ya ihtiyaç duyulacak. Bu nedenle hem AB’nin hem de Fransa’nın askeri harcamalarında ciddi artışlar gündeme gelecek.

Almanya Başbakanı Merkel ile yaptığı telefon görüşmesinde AB’nin motor gücü olan Almanya-Fransa ilişkilerinin çok daha üst boyutta gelişeceğine özel bir vurgu yaptı. Özellikle AB’nin izleyeceği stratejide bu iki  ülkenin rolüne dikkat çekti. Böylece güçlü ve merkezileşmiş bir AB için, iki ülkenin stratejik işbirliği devam edecek.

Ayrıca Türkiye’nin AB üyeliğine karşı çıkan Sarkozy, bu politikasında çok ısrarcı olacağı beklenmemelidir. Bunun bir çok nedeni var. Birincisi, ABD’ye yakın bir dış politika izlemekten yana olan Sarkozy, Türkiye gibi önemli bir konuda  ABD ile  ters düşmeyi tercih etmez. İkincisi, AB’nin belirlediği Avrasya ve  Ortadoğu politikasında Türkiye stratejik bir öneme sahip.Türkiyesiz bir AB, enerji yataklarının bulunduğu bir bölgede etkin olması beklenemez. Üçüncüsü, her hangi aday bir ülke ile müzekerelerin durdurulması  oy birliğini gerektirir. Türkiye’nin AB politikasını çok açık olarak destekleyen bir çok ülkenin olduğu biliniyor. Dördüncüsü, AB ülkeleri içerisinde Türkiye’ye en çok yatırım yapan ülke Fransa’dır. Bu avantajını kaybetmek istemez. İleri sürülen ‘Akdeniz Diyaloğu İşbirliği’ tezi yeni olmayıp NATO tarafından uygulanmaya konulan bir projedir. Bu proje ile Türkiye’nin AB sürecinin durdurulması olanaksızdır.

Sarkozy, özellikle Kuzey ve Orta Afrika’daki etkinliğini yeniden kazanmak için dönemsel politikalar geliştireceğinin ilk mesajini verdi. Böylece, son yıllarda kara kıtaya çok önemli yatırımlar yapan Çin, askeri gücünü arttıramaya çalışan ABD ve önemli ekonomik ve politik ağlara sahip AB üçlüsü arasındaki küresel rekabet yeni bir boyut kazanacak. Fransa’nın bölgedeki gücü özellikle AB’nin kıtıdakı politik ve ekonomik etkinliği için önemli bir avantaj oluşturacak.

Dış politikadaki önemli değişikliklerden biri de, Ortadoğu’da yaşanabilir. Fransa’nın 2.dünya savaşından günümüze kadar geçen süreçte, İsrail ile Arap devletleri arasında hep bir denge oluşturdu, hatta Arap dünyasına daha yakın bir politika izledi. Sarkozy’nin Ortadoğu politikası, ABD ve İsrail ikilisine daha yakın olabilir. Böylesi bir durum Fransa’nın bölgesel ilişkilerini çok önemli oranda etkileyecektir.  Bu nedenle, Sarkozy’nin cumhurbaşkanlığını kazanması, İsrail’de büyük bir sevinçle karşılandı.

Sermayenin  Sarkozy gibi birine ihtiyaç duymasının nedeni, küresel kapitalist sisteme tam bir adaptasyonu savunmasındandır. Ancak söz konusu politikaların bir anda yaşama geçirilmesini beklememek gerekiyor. Fransa’nın iç politik dengeleri  buna pek hazır değil. Belirlenen ‘yeni’ dış politikanın başarılı olabilmesi için, iç politikada bir kısım değişiklikler kaçınılmazdır. Öncelikli olarak devlet yapısının yeniden organize edilmesini zorunlu kılıyor. Daha merkezileşmiş, siyasal gericiliği artmış, küresel ekonomik-politikaları bütünlüklü uygulayan askerileştirilmiş bir devlet tipine ihtiyaçları var. Bunun uygulanması içinde, sosyal ve ekonomik haklara yönelik çok kapsamlı saldırılar gündeme gelecektir. Böylesi bir yönelim, Fransa’nın ciddi bir iç ‘sosyal patlama’ ile karşı karşıya gelmesi demektir.
Bu nedenle dış politikada daha saldırgan, iç politikada daha esnek, yani geçiş sürecine denk düşün bir denge politikası uygulayabilirler. Peki bu nasıl sağlanacak ?

Cumhurbaşkanlığına aşırı sağ politikalara yakın biri getirilirken, bir ay sonra yapılacak parlemento seçimlerinde Sosyalist partinin çoğunluğu sağlaması ile bu denge sağlanabilir. Böylece Sağcı Sarkozy’nin dış politikası ‘Sosyalist’lerin iç politikası karşılıklı olarak  dengelenmiş olur.

Parlemento seçimlerinin yine sağ merkez UMP tarafından kazanılması, Fransa’da iç politik kaosun derinleşmesi demektir. Küresel sermayenin böyle bir riski göz alması demek, iç ‘çatışma’nın fiilen ateşlenmesidir.  Böylesi bir durumda ‘sağ’ı destekleyen zengin bölgelerle,  ‘sol’u destekleyen yoksul bölgeler arasındaki ekonomik, sosyal ve politik farklılıklar ve çatışma  daha belirginleşeçek. Bu da toplumsal mücadele için yeni koşulları gündeme getirir.

_________

* Gokyuzu9@aol.com

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.