Güç oluşturmak

Güç oluşturmak

0
PAYLAŞ

İnsan olmakla ya da daha doğrusu tek kişi olmayı göze almakla güç oluşturmak arasındaki ayrım bilgelikle bayağılık arasındaki ayrımdır. İnsanlar hem güçlü olmak hem de güçlü görünmek isterler, güçlü olabildikleri yerde güçlü olacaklar, olamadıkları yerde ne yapıp yapıp güçlü görüneceklerdir. En çok güçlü olmak isteyenler hiç güçlü olmayanlar ya da güçlü olamayacak olanlardır. İnsan güçsüzleştikçe güçlü görünmek ister ya da güç elde etmek ister. Çünkü, güç insanın yakışığıdır. Olmayan şeyleriyle böbürlenirler. Onların her şeyleri bir başkadır canım. Aman, onların her şeyleri gibi torunları da eşsizdir, daha bir yaşına varmadan pıtır pıtır konuşmaya başlamıştır ve birinci sınıfa gittiğinde Allah sizi inandırsın çarpım tablosunu sular seller gibi ezbere bilip öğretmenlerini şaşırtmıştır. Onların otomobilleri de çok iyidir, biraz pahalı olmaktan başka kusuru yoktur ama o da doğaldır değil mi şekerim! Geçen yazı bizim kıyılarımızda geçirmeyi düşünmemişler, ta bilmem nerelere kadar gitmişlerdir ama değmiştir. Öyle bir otomobilleri olmasaydı gidebilirler miydi rica ederim!

Çırak komiye, profesör doçente ve doçent yardımcısına, mahalle muhtarı sıradan yurttaşa, manav sokak satıcısına, doktor hemşireye acayip pozlar atar. Komi bu yüzden geceleri yatağına yatıp düş görmeye başladığında kendini Boğaz’da lokanta açmış görür. Doçent ve doçent yardımcısı bekle o günler de gelecek elbet sabrıyla durumu idare eder. Yurttaş muhtara gıyabında basar kalayı. Sokak satıcısı manava içinden demediğini koymaz.

Hemşire doktorun hiçbir şey bilmediğini yerli yersiz anlatır… ve bu böylece sürer gider. Bu anlamsız saltanatın ürünü atılan pozlar eşliğinde gerçekleşen sorumsuzluklar değil midir? Biçim kaskatı öne geçtiği yerde öz cılızlaştıkça cılızlaşır. Garip bir dünyadır bu. Yalancı değerler dünyasıdır. Ödüller dağıtılır, alkışlar tutulur, övgüler yağdırılır…Birileri ölür, yerlerine birileri geçer, yeni çıraklar ve komiler, yeni profesörler ve doçentler ve doçent yardımcıları, yeni mahalle muhtarları ve öbürleri gelir ve giderler. Mezar taşlarına unvanlar yazılır. Eskişehir eşrafından, Selim Şakir paşa ahfadından Profesör Dr. Ziya Şakir Gözüpek ruhuna fatiha. Hüve-l-baki… Hüve-l-baki de daha ne diye bu Gözüpek büyüğümüz yaşarlığında Roma imparatorunun torunu gibi dolaşırdı, onun bunun geleceğiyle oynar, zayıf gördüğü herkesle alay eder, attığı pozları yemeyenden azarı işitir, birilerini zavallı varlığı karşısında susta durdurabilmek için bin türlü hile hurda denerdi… Neden doğru dürüst iki satır bir şey yazmadı da onunla bununla uğraşarak gününü gün etti…

Ortada sıradan toplumsal ayrımlaşmaların dışında erbabını şöyle gönül rahatlığıyla gönendirecek ölçülerde güç yoktur ama güç gösterisi istemediğiniz kadar vardır. Yapay ya da boş güçler elde eder insanoğlu, karşılığı olmayan değerlere sığınır, bu uydurma değerlerle ısınır ve gönenir. Başkan olmaya çalışır, müdürlüklere diker gözlerini, yönetici konumuna geçebilmek için kırk tane çanak yalar. Gerçek güç yüreğin ve kafanın gerçek bir özgürlükte kendini ortaya koyduğu bilgeliğin gücüdür ya da gerçekten güçlü olmanın yani toplumsal anlamda güçlü olmamanın verdiği güçtür. Gerçek güç yılışmaz, kokmaz, bozulmaz, buyurmaz, saldırmaz, bitmez, onun üzerinde son kullanım tarihi yoktur. Maroken koltuklara sığan, karanlık kuytulara sığınan, köşklerde konaklarda dalgalanan, yatlarda ona buna parmak ısırtan, ünlerle, unvanlarla, zenginliklerle onu bunu şaşırtan şeye güç demek boşuna değil midir? Birileriyle bir olmak, birilerinde yaşamak, birilerini yüceltmek, birileriyle yücelmek değil de birilerini ezmek anlamına gelen şeye güç diyebilmek için iyiden iyiye zavallılaşmış olmak gerekmez mi?

Güç oluşturmak bir yana, güçlü görünmek için elinizin altında sizden daha güçsüz birileri olmalıdır. Mahallenin serserisi mahallenin delisini kızdırarak güç oluşturmaya ya da güçlü görünmeye çalışır. Ev hanımı komşusunu yemek tarifinde ezer: “Olmaz kardeş, ne diyorsun sen, hiç zeytinyağlı dolma öyle yapılır mı, kavurmadan olmaz, pembeleşene kadar kavuracaksın, öyle fırında iki dakika tutmakla olmaz. Bak bir gün ben yaparken yanımda ol da gör nasıl yapıldığını…” Sözde bilim adamı bilmediği konuda ileri geri konuşur: “Gerçek anlamda Descartes düşüncesi sanıldığının tersine tümdengelim üzerine değil de tümevarım üzerine kurulmuştur. Efendim?” Birileri düşünecekler: dünya böyle döndüğü sürece ne savaşlar bitecek, ne yıkımların sonu gelecek, ne kirlilik ortadan kalkacak. Kirlene arına dönecek dünya. Dönsün bakalım.

BİR CEVAP BIRAK