Gerçek ve imal edilmiş kahramanlar

Gerçek ve imal edilmiş kahramanlar

0
PAYLAŞ

1960’lı ve 1970’li yıllarda sol mücadeleye katılanlar çok iyi hatırlarlar. Özellikle illegal mücadele sürdüren sol örgütlerin bize örnek olarak gösterdiği en büyük kahraman, 1930’ların ortalarından 1940’ların başlarına kadar Komintern’in sekreterliğini yapan, Bulgar kökenli komünist önder Georgi Dimitrov’du. Hitler iktidara geldikten sonra, Reichtag yangınının ardından komünistlere ve diğer muhaliflere karşı bir cadı avı başlatılmış ve bu arada Komintern’in Batı bölümünü yöneten Georgi Dimitrov da Gestapo’nun eline düşmüştü. O zamanlar bize anlatıldığına göre, Dimitrov, Gestapo’nun işkencecileri karşısında büyük bir direniş göstermiş ve bu sayede NAZi zindanlarından sağ olarak kurtulup Sovyetler Birliği’ne gidebilmişti. O zaman da biraz kafamı kurcalamıştı gerçi, onca komünist ve muhalif Gestapo tarafından anında katledilirken Dimitrov’un nasıl olup da zindandan sağ çıkarak Rusya’ya dönebildiği, ama bunu, o zamanki anti-faşist kamuoyunun baskısına yorup, kafamdaki soruları uzaklaştırmıştım. Örgütlerin bize empoze ettiği şuydu: polisin eline düştüğünüz zaman Dimitrov’u, onun Gestapo’ya kahramanca direnişini hatırlayın, onu örnek alın. Gerçekten de öyle yapmıştık ve bu manevi desteğin de, tamamen olmasa bile kısmen bir yararı olmuştu işkenceler sırasında.

Daha önceki iki yazımda kitabından (Out of the Night) bölümler aktardığım Jan Valtin (esas adı Richard Krebs), yakından tanıdığı ve Komintern içindeki çalışmaları sırasında sık sık doğrudan temas ettiği Dimitrov’un, Gestapo ve hapislik dönemi ile ilgili olarak, bildiklerimizin ve duyduklarımızın tersi şeyler anlatıyor. Bunlara inanıp inanmamak elbette herkesin kendi bilincine bağlı bir şey ama bu farklı anlatıma burada yer vermek istiyorum:
“Ünlü Berlin yargılaması başlamadan aylar önce, Moskova ile Berlin arasında, Dimitrov ve iki Bulgar yardımcısıyla, Sovyet topraklarında casusluk yaparken GPU tarafından yakalanmış üç Alman görevlinin değiş tokuş edilmesi yolunda gizli pazarlıklar zaten başlamış bulunuyordu. Dimitrov, ezici Gestapo işkencesinden kendi marifetiyle değil, Sovyet Gizli Servisi ve kendisinin de çok iyi tanıdığı ve içinde çalıştığı Komintern sayesinde kurtulmuştu.

“Dimitrov, baskı altında, kendi emrindeki yoldaşlarından daha az dayanıklı olduğunu gösterdi. Gestapo’ya, kendisini barındıran karı-kocanın adresini verdi; Gestapo’nun yakalamaya geldiği karı-koca kurtuluşu intihara teşebbüs etmekte buldular. Bileklerini kestiler, ama Nazi baskıncıları onları zamanında hastaneye yetiştirip ölmelerini engelledi. Keza Dimitrov, kadın arkadaşı Annie Krueger’in adını ve adresini de Gestapo’ya verdi…
“GPU, Gestapo’yu tehdit etti: “Dimitrov’a dokunmayın. Dimitrov’a ne yaparsanız biz de aynısını Moskova’daki casuslarınıza yaparız.” Kopenhag’daki Sovyet Konsolosluğunda mahkûmların değiş tokuş edilmesi için görüşmeler yapıldı ve Gestapo, çok ilginçtir ki, Dimitrov’un kız kardeşine Almanya’ya serbestçe giriş-çıkış hakkı tanıdı. Moskova ile Berlin arasındaki görüşmeler dava öncesinde sonuçlandı. Fakat Dimitrov, zevahiri kurtarmak için, büyük Leipzig gösterisinin sonuna kadar Almanya’da tutuldu. O, Gestapo’nun el üstünde tutulan mahkûmuydu, diğer mahkûm kitlesinin hayal edemeyeceği ayrıcalıklardan yararlandı. Kendisine gazete verildi, hücresinde sigara içebildi ve postayla haberleşmesi mümkün olabildi. Bu sırada, “önemsiz” yoldaşların aldıkları ise sadece dayak ve mermiydi… Onlar kahramanca davranışlarının karşılığını hayatlarıyla ödemişlerdi.” (s.437-438)

Bu kahramanca davranışlardan birini, bizzat Valtin’in tanık olduğu bir olayla örnekleyelim. Valtin ve iki arkadaşı, illegal yayın dağıtımını örgütlemek için gizlice girdikleri Almanya’da, Martin Holstein adlı, çok “güvenilir” bir yoldaşlarının ihbarıyla yakalanırlar ve Gestapo sorgucuları tarafından vahşice işkenceye çekilirler, Valtin, birlikte yakalandığı Karl Burmeister adlı yoldaşıyla yüzleştirilir:

“Koridora bakan kapı aniden şiddetle açıldı. Karl Burmeister içeriye adeta fırlatıldı. Zor ayakta duruyordu. Geniş göğsü nefes aldıkça hızla inip kalkıyor, gırtlağından hırıltılar geliyordu… İki Gestapo ajanı onu duvara doğru ittiler.

“’Bak Karl, tek bir kelime söyleme,’ dedi sorgucu Klaus. ‘Ben sana soracağım. Sen ise evet ya da hayır anlamında başını sallayacaksın.’

“Burmaister’in üst kısmı çıplaktı. Yüzü morarmıştı. Vücudunda mor çizgiler vardı. Her tarafı kan içindeydi. Kanlar pantolonundan ayakkabılarına doğru akıyordu.

“’Söyle bana,’ dedi sorgucu Klaus beni göstererek, ’Botanik Bahçesinde sana talimatları veren bu adam mıydı?’

“Burmeister bir şey söylemedi… Ve aniden müthiş bir haykırışla en yakındaki Gestapo ajanının üstüne atıldı.

“’Köpekler’ diye bağırdı. ‘kahrolası iğrenç köpekler.’

“Ajanlardan biri telaşla bağırdı: ‘Tutun onu! Orospu çocuğu.’

“Onu yakaladılar. ‘Alın götürün onu,’ diye emretti sorgucu, “bir güzel öttürün.’
Karl Burmeister aslanlar gibi dövüştü… Dört ajanla yerde boğuşmaktaydı… Sonunda onu yerden kaldırdılar ve kapıya doğru sürüklediler. Tam yarı yolda, aniden olağanüstü bir güçle ellerinden kurtuldu ve karşıdaki pencereye doğru koştu. Pencere müthiş bir gürültüyle kırıldı ve Burmeister gecenin karanlığında yok olup gitti.” Altıncı kattan kendini atarak intihar etmişti. (s.467-468)

Mao’nun bugün bile unutmadığım ve sevdiğim nadir söylerinden biri şudur: “Gerçek kahraman kitlelerdir.”

Ben bu sözü bugün, gerçek kahramanın, imal edilip, ambalajlanıp bize sunulanlar değil, isimsizler olduğu şeklinde yorumluyorum, Jan Valtin sayesinde adını öğrendiğimiz Karl Burmeister gibi isimsiz milyonlar.

Bu yazı vesilesiyle, 12 Eylül’den sonraki devlet terörü ortamında, bizzat tanık olduğum 12 Mart dönemi işkencelerini fersah fersah geride bıraktığı gibi, Gestapo ve GPU’nun işkencelerini bile misliyle geride bırakan polis ve MİT işkencelerinde hayatlarını veren ya da kahramanca direnen isimsiz yüzlerce devrimciye buradan saygılarımı sunmayı bir borç biliyorum.

 

BİR CEVAP BIRAK

7 − two =