Gezi Parkı’nda sanat ve sanatçılar…

Gezi Parkı’nda sanat ve sanatçılar…

0
PAYLAŞ

Ayrıca, gelecek de bir çok sanatçımız, gezi parkına ilişkin ürünler verecektir. Gezi Parkı’na, bir çok sanatçı da gelerek ziyaret etti. Destek verdi. Onlarla yaşadı. O havayı soludu. Gördü, dinledi. Görüşünü belirtti, tepki verdi. Bir de, Gezi Parkı’na gelmeden, o havayı solumadan, görmeden, bilmeden, duyumlara göre, konuşan sanatçılar var.!?

Gezi Parkı’nda, sosyal paylaşım ve yaşama kültürü içiçeydi. Küçük bir çadırda, yaşları daha on olmayan, 10 kadar çocuk, ayrı ayrı ve birlikte resimler yapıyorlardı. Başlarında da, büyk bir kişi renkli kalemleri veriyor ve müdahale etmeden onları izliyordu. Yaşadıklarını, renklere dökerek belgeliyorlardı. Beni en çok etkileyen görüntüydü. Şimdi yazıya başlarkende önce bunu aktarıyorum.

Karikatürler, en çok dikkatimi çeken ürünlerdi. Adeta bir sergi salonunda gibi dizilmişlerdi ve izleyicileri çoktu. Bir çok karikatürü, sosyal medya da izliyoruz. Ama orada yaşayanların, ilk tepkilerinden oluşan bu çizimler, fotoğraflarla belgelenmiştir umarım. Son gece, dilerim inşaat artığı arabalara doldurulup, yok edilmek üzere götürülmemişlerdir..

Mizah baş köşedeydi. Ve yaşama gülümseyerek bakıyorlardı. Doğallık öylesine yaşamlarına girmişti ki. Dikkatinizi mutlaka çekmiştir. Gençler, Vali ile yapılan toplantıdan sonra, çıkışda hep birlikte, ‘penguen yürüyüşü’ ile oradan ayrılıyorlardı. Nefis bir görüntü. Çok anlamlı bir mesaj, tabii anlayabilenlere. Kara mizah, yaşananları, bu denli çarpıcı bir şekilde belgeleyebilir.

Müzik, her an, her yerde, hep vardı. Saz, gitar, vurmalılar, değişik bir çok enstrümanlar. Aynı anda, adeta bir kaç konser veriliyordu. Konser vermek için gelenlerde vardı. Ne ücret alınıyordu, ne de ücret veriliyordu, ne de bir sponsor getirmişti. Ya piyano. Kamyonuyla, Sicilya’dan getirdiği belirtilen sanatçının, uzun, saatlerce süren resitali. Gezi’de, çapulcuların arasında, bir piyano. Sanatçının halkının yanında olmasının diğer bir göstergesi, Gülsin Onay’ın yurt dışı konserlerine çıkmadan, Taksim’e gelip, piyanosunun tuşlarından çıkan ezgileri, onlarla paylaşması.

Tiyatrodan, sinemadan, görsel sanatlardan, müzisyenlerden bir çok sanatçı oradaydı. Ücret alarak gelmemişlerdi. Kimse davet etmemişti, ya da zorlamamıştı. Paylaşmak için oradaydılar. En çok şaşırdığımda, hiç oraya gelmeyen, orayı görmeyen ve yaşamayan bazılarının, “ahkam” kesmesi, ya da bilmiş gibi, yorum yapması. Bu süreçde de, gerçekliklerin ortaya çıkması, bir başka güzellikti. Vatanı tek başına yıllardır, her hafta kurtaran bir dizi oyuncusunun, mikrofonu eline alınca, içine düştüğü durum. Gezi Parkının yanından bile geçmeden, bu eylemi değerlendirmeye çalışırken, iki kelimeyi bile bir araya getirememesi. Şimdi, dizideki tüm inandırıcılığını yitirmiş olacak, ne yazık ki, epey reyting kaybedecek. Beyaz camın allayıp, süslediği bir boşluğun resmi gibiydi. Umarım başka boşlukları görmemize yardımcı olmuştur en azından.

Gezi parkı öylesine temizdi ki, şaşırıyordum. Gece o kalabalık ve sabah orada kalanların, uyanıp hemen temizlemesi. Dün Kazlıçeşme de yapılan, Devlet-Belediye-Parti mitinginden sonra, alanın durumunu gösteren fotoğrafları görünce şaşırdım. Çünkü, Gezi alanı hiç bir zaman öyle olmamıştı. Bir başka sanatçımızın, Gezi alanı ile ilgili, aktarılan duyduğunu belirttiği, pis kokular. Ne kadarda meraklıymış buna. Acaba, Gezi’den olmayıp, başka yerden gelmesiyle karıştırarak mı aktarıyordu, o sanatçımız. O kokular acaba neredendi. Gelseydi orada, gazın kokularını duyar, ölen kuş ve kedilerinde olduğunu görebilirdi. Peki neden böyle küçümseyerek ve aşağılama yaparak, bir geçekliği yok sayarak, dikkatleri başka yöne çekmek istemesi, yanlışlığını anlayamayacak bir duruma mı gelmişti. Neden. Gerçekten anlayabilmiş değilim.Herhalde, kendi öyle bir durum mu düşünüyor acaba.

Orada bir Kütüphane vardı. Orada yazan, çizen bir çok insan vardı. Kitap okuyorlardı. Karşılıklı şiirler de okunuyordu. Yaşıyorlar ve üretiyorlardı. Yazılar ve içerikleri, müthiş bir mizah gücü, az sözle, çok şey söylemenin bir örneğiydi. Tabii, başı “Çarşı” çekiyordu. Umarım bunlar belgelenmiştir.

Ya o fotoğraf görüntüleri, Tomanın suyuna direneler, siyahlı kadın, kırmızılı kadın fotoğrafları. Gezideki direncin ve yaşamı savunmanın ne güzel örnekleri. O sahneler, bu güne kadar hiç yaşanmamıştır ve belgelenmemiştir. Şimdi, onlar örnek dünyaya. İtalyan parlamenter kadınların, kırmızı elbise giyerek destek fotoğrafları çektirmeleri, seslerin nerelere ulaştığının bir göstergesi değil mi ?

Orada sadece konuşan, bağırıp çağıran insan yoktu. Sadece, bir kişiyi dinleyen insan da yoktu. Birbirleri ile konuşan, paylaşan insanlar vardı. Orada kimse kimseye emretmiyordu. Öfkeli değildi. İnsanlar birbirinin yüzüne gülümseyerek bakıyorlardı. Tanışmıyorlardı ama tanış gibiydiler. Paylaşmanın sevincini ve onurunu, yaşayarak güçleniyorlardı.

Sadece, Taksim’de mi Gezi. Ülkede her yerde, bir gezi çığlığı günlerce yükseldi, Herşeye KARŞIN. Yükselmeyi de sürdürüyor. Tencere-tava olarak küçümsenen sesler, ileride bir senfoniye bile dönüşürse şaşırmayın. Çünkü, her enstrüman farklı ve her enstrümanı kullanan farklı ve farklı duygularını yansıtıyor. Bu müziği çok duyumsayacağz.

Gezi, 2013 baharında başlayan süreç de, Yineliyorum, bu umut değil, olacak da, müziğimizde, resmimizde, edebiyatımızda, sinemamızda, tiyatromuzda, gelecekde, yeni ürünlerin oluşmasına, büyük bir katkı sağlayacak, birikime ulaştı. İleri ki yıllarda bunları göreceğiz. Ama orada yaşananlar, çekilen filmler, belgeler, heba olmamalı, bir GEZİ MÜZESİ bile sonra orada mutlaka açılacaktır. Gelecek nesillere, bu duyarlılık, bu korkunu aşılması, kırılma noktası, mutlaka iletilmelidir.

Genç bir ÇAPULCU‘nun yazdiğı gibi;
“GEZİ PARKI, MİS GİBİ ÖZGÜRLÜK KOKUYOR”
Başka kokular duyduğunu belirten, ya da duyan sanatçımız, bu kokuyu duyabiliyor mu acaba. Ya da, hep başka kokuları duyduğundan, bu kokuyu algılayabiliyor mu ?

Bu genç ÇAPUCU‘nun, duyumsadığı kokuyu duyabilenlere, MERHABA…

__________________

Ankara. 17 Haziran 2013. ismail.bayer1@yahoo.com

BİR CEVAP BIRAK