Gizlenmiş tarih ve yok edilen geleceğimiz

Tarihi, geçmişte yaşananlar olarak mı görüyoruz? Yoksa tarihi; insanları ve örgütlü insan topluluklarını, bunların yaşam biçimlerini, insanların ve (devletler gibi) örgütlerin kendi aralarındaki ilişkilerini, bu topluluklarının kültürlerini ve uygarlıklarını inceleyen bir bilim dalı olarak mı değerlendiriyoruz? Her nasıl tanımlarsak tanımlayalım, geçmişe ilişkin birileri bizleri çoğu kez yanıltmış. Gerçekleri saklamışlar, olayları gizlemişler, doğruları saptırmışlar, çok şeyin üstünü örtmüşler ve kendi istedikleri tarihi yazmışlar. Peki, tarihteki gerçeklere ulaşmanın bir yolu var mıdır?

I Ching, bazıları fal olarak değerlendirse de, gerçekte Çinlilerin Büyülü Sözler kitabı. Biz de büyülü bir soru ile yazımıza başladık: Tarihteki gerçeklere ulaşmanın bir yolu var mıdır?

Elbette, bütün gerçeklere ulaşmanın bir yolu yok ya da şimdilik buna ulaşamayız. Ne var ki, bize sunulan resmi tarihin büyük bölümünün gerçeklerle ilgisinin bulunmadığını anlamanın yolu çok.

Lise yıllarımızda tarih denince, Osmanlı Kralları ve aileleri ile savaşlar aklımıza gelirdi. Kralların isimlerini öğrendiğimizde ve savaşların başlangıç ve bitiş tarihlerini ezberlediğimizde kendimizi iyi bir tarihçi sayabilirdik. Ancak bu bilgiler, bir başka coğrafyada hiçbir işe yaramayacak ölçüde önemsiz hale gelince, tarihin anlamını sorgulamaya başlayıverdim. Napolyon’un abartılı geçmişini bilmek ya da Martin Luther King’in yaşamı üzerine çok ayrıntılı bilgi sahibi olmak, bu isimlerin yaşadıkları ülke dışında sizi sıradan bir iş sahibi bile yapmaya yetmiyordu. Peki, tarih deyince ne aklımıza gelmeliydi?

Tarihin ne olup olmadığı konusuyla bataklığa saplanmadan, “geçmişteki önemli gerçeklerin öğrenilmesi için yapılan çalışmalara” tarih deyip geçelim. Yine de bir sorunla karşı karşıyayız. Gerçekler olarak neleri ön plana çıkaracağız? Bazıları için önemli olan bir olay, birçokları için hiç de önemli sayılmayabiliyor. Osmanlı Padişahlarının isimlerini bilmek Türkiye’de önemli olabiliyorken, bir Avrupa ülkesinde hiçbir önem taşımayabiliyor. Türkiye’de Napolyon’un geçmişini ezbere bilen birisinin tarih konusunda yeterli görülmesi düşünülebilir mi?

“Taxonomy nedir ?”sorusuyla başlayalım. Tıp biliminden diğer bilim dallarına kadar yaygın olarak kullanılan bu kavramı, “sınıflandırma” olarak nitelendirmek yanlış olmaz. Tarihte ilk ciddi sınıflandırmalardan birisini, sınıf kuramını kullanan Karl Marx yapmıştır. Louis Althusser ise gerçekte üç bilim (matematik, fizik ve tarih) olduğunu savunarak bilimde yeni bir taxonomy yapmaya çalışmıştır. Konuyu yine dağıtıyorum sanmayın. Buradan geleceğim nokta, sınıflandırmalar yapmadan geçmişi öğrenmemizin kolay olmayacağı, öğrenmenin en geçerli yöntemlerinden birisinin sınıflandırma yapmak olduğu gerçeğini vurgulamak.

Şimdi gelelim bize tarih diye sunulanlar konusunda ciddi yanılgılarımıza.

Bize tarih diye nelerin öğretildiğini bir yana bırakalım. Ancak, nelerin öğretilmediğini başlıklar halinde sıralayalım:

– Bilimin gerçek tarihi
– Evrenin tarihi
– Bilinmeyen önemli gerçekler olarak dinler tarihi, masonluk, İlluminati, Atlantis, buzul çağı,
– Antik Yunan öncesindeki uygarlıklar,
– Dünyayı yöneten gizli örgütlerin geçmişi, gizli servislerin faaliyetleri vs.

Bilmediklerimiz ve öğrenmediklerimiz bunlarla sınırlı değil. Dahası da var:

• Köleler – köle sahipleri
• Feodalizm, krallar ve feodallerin savaşları
• Burjuva demokrasisi
• Fransız Devrimi ve sağ-sol kamplaşması
• Sosyalizm-liberalizm
• Soğuk savaş dönemi
• Küresel terör ve El kaide
• Medeniyetler savaşı uydurması
• Medeniyet içi savaş- mezhep ve etnik çatışmalar

Sonuç: Dünya egemenliğini sağlamak için BÖL VE YÖNET /
KAOS’tan DÜZEN Yarat.

Tarih, yeniden keşfedilmeyi bekliyor. Bu ülkenin her şeyden önce bilime, bilim adamlarına ve gerçek tarihçilere ihtiyacı var. Yoksa, çağ dışı, bilim düşmanı, beceriksiz, ufku olmayan, nepotist, bireyci, megaloman yöneticilerle ve eğitilebilir bile olmayan eğiticilerle bu güzel ülkenin geleceğini heba edeceğiz.

Bilim düşmanı yöneticileri ve eğitim zayiatı eğitimcileri başımıza getiren ve orada tutanlar ise, Antik Yunan düşünürü Yaşlı Oligark’ın belirttiği gibi, sembolik seçimlerde önümüze sunulan birbirinden farklı olmayan seçenekler arasından halk tarafında seçildiği sanılan, ancak ülkenizin geri kalmasını isteyen emperyalist küresel güçlerden başkası değildir.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

4 × 1 =