Güle bak, Güle-yaz

Aslında yazılarını ve üslubunu hiç sevmediğim, okumadığım, televizyonda karşılaştığımda da saldırgan ve çok bilmiş tarzına tahammül edemediğim bir yazardı kendisi. Düşünceleri yüzünden işinden olması hiç kimse için hoşlanacağım bir durum değil tabii. Ama kendisi de  bu sistemin bir çarkı olan bir tutum içindeydi. Doğal olarak  bu çarkın bir ezileni olmasına da şaşmamak lazım.  Bu yüzden üzüldüğümü söyleyemeyeceğim. Bence kendisi de üzülüp şaşırmamıştır. Irkçı, ayrımcı, saldırgan söylemleri ile üstünlük taslayan, yukarıdan bakışlı halinden geriye nasıl bir görüntü kaldı takip edemedim. Ama “gün ola devran döne” diyesi geliyor insanın. Çürümüş, küflenmiş bir tenekeyi kalaylayıp gümüş diye satmanın bedelini ödeten de gene o çürümüş, küflenmiş sistemin daha iyi kalaycıları olur. Bakalım zaman daha neler gösterecek bizlere.


Gelelim asıl içimde yazma isteği doğuran konuya. Son günlerde sık sık ziyaretine gittiğim çok sevgili birinden bahsetmek istiyorum. “Her sevgi bizi Yaradan’a götürür.” diyen birinden. İster bir yaratıcıya inanın, ister inanmayın, tüm varlığa hayranlıkla, sevgi ile bakmak, doğayı sevmek herkesin yapabileceği bir şey belki. Çiçekleriyle konuşan, onları evladı gibi karşılıksız  seven ( açsalar da, solsalar da seven), mutfağını istila eden karıncaları gazete kağıtlarının üstüne yerleştirdiği küp şekerlere çekerek toplayıp, toprağa taşıyan bir annem var benim. O yüzden benim ağaçlara sarılmam, menekşemi arkadaşım zannetmem şaşılacak bir şey değil bizim ailede. Ama bahsetmek istediğim kişinin yedi ay boyunca açmayan ve bir gün bembeyaz açan gülünü anlatırken gözlerinin dolmasına, coşkuyla anlatmasına hayran kaldım.


Bir gül…. Altı üstü bir gül kimilerince. Yedi ay beklenen, açınca da koklamaya kıyılamayan bir gül. Ama sanki onun için bütün dünya gibi. Koklamaya gerçekten kıyamadığı için annesine koklatışını dinledim. Dokunmaya kıyamamış, inanabiliyor musunuz? “İnsanlar da böyledir” dedi. “Kafanızın üstünde minik ürkek bir serçe varmış da, her an uçup kaçabilirmiş gibi konuşmak gerek insanlarla” diyen birini hiç duydunuz mu? Bu hassaslıkla bu kadar hoyrat bir hayata nasıl dayanıyor yüreği bilemiyorum gerçekten. Belki gene sevgi ile dayanılır oluyor, insanların hoyratlığı. Koşulsuz, güçlü, derin bir sevgi olsa gerek.


Böyle bir insanın hayatımda olmasından ne kadar mutluluk duyduğumu sizlerle paylaşmak istedim. Onun halini, kişiliğini, yüreğini ne kadar anlatabilirim ki. O gözlerden yansıyan gönlüne bakmak gerek. Keşke böyle insanlarla dolu olsa dünya. O zaman hiç kötülük olmazdı herhalde.


Gül’e bakmanız, güle yazmanız dileğiyle!…

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here