Göçmen kadınlar

PAYLAŞ

Dünya genelinde göçmenlerin yarısını oluşturan kadın nüfusu özellikle ABD, Kanada ve AB ülkelerinde sürekli bir artma eğilimi içerisindedir. İkinci Dünya Savaşının yıkıntılarından sonra kendilerini yeniden yapılandıran Almanya, Fransa, İngiltere, Hollanda ve Belçika gibi Avrupa ülkelerinin göçmenlere zorunlu olarak ihtiyaç duymasına paralel olarak göçmen kadınların oranında ciddi bir artış yaşandı. Kadın göçmenlerin çalışma oranları, erkek göçmenlere oranla nispeten düşük olmakla birlikte, özellikle 1980’li yıllardan sonra, kadın emeği daha üst boyutlarda ve çok yönlü kullanılmaya başlandı. Bunu belirleyen birkaç faktörü şöyle sıralayabiliriz: Birincisi, belki de en önemlisi, kadının erkeklere oranla çok daha düşük ücretlerle çalıştırılması ve artı değerin arttırılmasında aktif rol almaları. İkincisi, gelişmiş kapitalist ülkelerde kadın nüfusundaki nispi azalma ve kadınların bir kısım sektörlerde çalışmak istememeleri sonucunda, göçmen kadınların özellikle hizmet sektörünün bazı alanlarında yoğunluklu olarak çalıştırılması. Üçüncüsü ise teknolojik gelişmeni etkisiyle kadının üretim faaliyeti içerisindeki rolünün artmaya başlanması. Ucuz işgücü, teknolojik gelişme ve kullanımının basitleşmesi, artı-değer üretimi, artan eğitim düzeyi gibi benzer faktörlerin etkisiyle genel olarak kadının toplumsal etki gücünü arttırmaya başladığı gibi göçmen kadının üretim faaliyeti içerisindeki rolünü de ön plana çıkartmaktadır.

Tablo: Dünya Genelindeki Göçmen Kadın sayısı

Yıl Dünya Avrupa Asya ABD-Kanada L.Amerika- Karayibler Afrika Okyanus bölgesi
1960 35 328 232 6 887 508 13 219 107 6 314 272 2 692 425 3 858 755 1 186 493
1965 36 918 332 7 986 849 13 180 060 6 477 648 2 676 409 3 992 048 1 385 724
1970 38 426 955 8 952 343 13 008 804 6 682 297 2 656 948 4 240 956 1 618 596
1975 41 104 314 9 610 296 12 957 184 7 961 360 2 732 312 4 738 813 1 761 952
1980 46 884 139 10 532 755 14 324 828 9 516 254 2 929 077 6 217 423 1 957 264
1985 52 364 718 11 472 293 16 281 624 11 490 119 3 056 325 6 410 164 2 159 888
1990 75 967 491 26 054 101 22 524 043 14 082 196 3 468 571 7 505 138 2 417 249
1995 81 396 614 29 158 218 21 309 580 17 028 799 3 025 203 8 357 048 2 536 283
2000 87 757 603 31 063 667 22 832 087 20 371 617 3 151 128 7 784 958 2 496 426
2005 94 518 611 34 264 611 23 805 290 22 439 437 3 333 390 8 091 923 2 449 928
Kaynak: http://www.esa.un.org/migration/index.asp

2005 yılı verilerine göre, dünya genelinde bulunan göçmen kadınların sayısı yaklaşık olarak 94,5 milyon olup, genel göçmen kitlesinin % 49,6’sını oluşturuyor. Bu oranlar Avrupa’da yüzde 52,8; Asya’da yüzde 45,2; Güney Amerika’da(ABD-Kanada) yüzde 51; Latin Amerika’da yüzde 49,7; Afrika’da yüzde 45,9 ve Okyanus bölgesinde yüzde 51,3 olarak belirlenmiş. Bu veriler kadının toplumsal üretim içerisinde artan rolü bakımından bize somut bir fikir verdiği gibi küresel kapitalist güçler tarafından ucuz iş gücü olarak değerlendirilen göçmen kadınların üretim içerisindeki etki gücünü de ortaya koyuyor.

Göçmen kadın emeğinin kullanılmasında Amerika, Kanada, Almanya, İngiltere, Fransa, İtalya gibi gelişmiş belli başlı ülkeler, öncelikli olarak ön plana çıktılar. Örneğin göç alan Avrupa ülkelerinde ilk yıllarda göçmen kadın nüfusu yüzde 10-15 civarındaydı. Özellikle çıkartılan ‘Aile Birleşim Yasası’ ile kısa sürede erkelerin eşlerini ve çocuklarını getirmeleri, kadınların üretim faaliyetinde daha aktif olması, ailenin ekonomik sorunlarının çözümünü üstlenmesi gibi faktörlerin etkisiyle kadın ve erkeklerin nüfus oranı birbirine eşitlenmeye başladı.
Verilerden anlaşıldığı gibi küreselleşme ile göçmen kadın nüfusunda çok ciddi bir artış yaşanmaktadır. Özellikle Güney Doğu Asya Ülkelerinde Filipinler, Tayland, Singapur, Latin Amerika ülkelerinden Brezilya, eski Sovyetler Birliği sınırları içerisindeki ülkelerde Ukrayna, Moldova, Balkanlar’da Bulgaristan, Doğu Avrupa ülkelerinden Romanya, Polonya gibi ülkelerden yoğunluklu olarak dünyanın başka ülkelerine yayılan kadın göçü, esas olarak, hizmet sektörü, ev hizmetçiliği ve seks ticareti olarak ön plana çıkmaktadır.
Taylan’da bir fabrikada 11-12 saat çalışan genç bir göçmen kadının günlük ücreti yaklaşık olarak 3,5 dolardır. Henüz 10-14 yaşanda olup eğitimine ara vermek zorunda kalan yoksul aile kızları Asya’nın ve Güney Amerika’nın bazı ülkelerine götürülüp günlük 3-4 dolarak çalıştırılmaya zorlanmaktadırlar. Genellikle yoksul ailelerin kız çocukları, en düşük ücretlerle en ağır iş kollarında günde 11-12 saat çalışmaya zorlanmaktadırlar. Özellikle henüz çocuk yaşta olan işçilerin her türlü haklardan yoksun olup, aşırı bir sömürü sistemi iye karşı karşıyadırlar. Çalıştırıldıkları ortamlarda şiddet, taciz ve tecavüz gibi insani değerlerle bağdaşmayan davranışlar günlük yaşamın bir parçası haline getirilmiş. Birçok genç kız aileleri tarafından, uluslar arası mafya örgütlerine 3-6-12 aylığına kiralanmakta ve ya satılmaktadırlar. Başka kıtalara veya komşu ülkelere götürülen, kız çocukların çalışma süreleri sınırsız olup, bir köle gibi kullanılmakta ve aynı zamanda cinsel ilişkiye de zorlanmaktadırlar.
Son yıllarda özellikle, Filipinler, Endonezya, Tayvan, Malezya gibi doğu Asya ülkelerinden Japonya, Güney Kore, ABD, Kanada. Suudi Arabistan Kuveyt, Birleşik Arap Emirlikleri gibi ülkelere çok sayıda göçmen kadın farklı sektörlerde çalıştırılmaya gönderilmektedir. Örneğin 2005 yılı verilerine göre, Filipinlerde, günlük olarak her gün 3000 kadın komşu ülkeler gidip çalışmaktadır. 2003’de Endonezya’da başka ülkeye gidip çalışanların % 79’unu kadınlar oluşturuyor. 1990’lı yıllarda Asya ülkelerinden Ortadoğu’ya gelip, ev işlerinde çalışan kadınların sayısı 800.000 civarıyken, 2003 yılında bu oran 1,2 milyona çıkmış.
Örneğin Filipinli kadınların en çok çalıştığı 20 ülke¬den 15’i Merkez ülkeleridir. (ABD, Japonya, Hong-Kong-Çin, İngiltere, Tayvan, İtalya, Kanada, Almanya, Güney Kore, Yuna¬nistan, Guam, İsviçre, Hollanda, Avusturya ve Avustralya). Geriye kalanlar zengin körfez ülkeleri ve Malezya ile Singapur gibi Boşluk’ta bulunup Merkez’e en yakin olan ülkelerdir. Küresel dolaşımı, düşük uçuş ücretleri ve telekomünikasyon teknolojisindeki yeni ilerlemeler mümkün kılmaktadır. Bu iler¬lemeler arasında, yurtdışında çalışan ve üçte ikisi kadın olan işçilerin hem gelişmiş ülkelerin hem Filipin ekonomisinin ucuz iş gücünü oluşturan “yeni kahramanları” olarak görülmektedirler.

2005 yılı verilerine göre, Afrika’dan başka ülkelere giden göçmelerin yüzde 47’si yani 8 milyonu kadınlardan oluşuyor. Afrikalı kadın göçmenlerin % 80’i Avrupa ve Güney Amerika’ya giderken, erkek göçmenlerin daha ezici bir çoğunluğu, Suudi Arabistan, Gana, Nijerya, Kuzey Afrika, Zimbavya, Kanada, İngiltere gibi ülkelere gitmektedirler. Arap toplumunun sosyo-kültürel yapısı gereği, kadın göçmenlerin sanayi endüstrisi gibi dışa açık işlerde çalıştırılması pek tercih edilmemektedir. Dışarıda getirtilen kadınların %80’ı ev işlerinde, geri kalanı da daha çok hastane ve eğitim işlerinde çalıştırılmaktadırlar.
Göçmen kadınların çok yönlü sömürülmeleri, en zor ve kalitesiz işlerde çalıştırılmaları, hemen her gün yoğunluklu olarak şiddete, tacize ve tecavüze maruz kalmaları, hatta kadının kendisini pazarlamaya zorlanması gibi nedenlerden dolayı, bir çok uluslararası kurum tarafından ’21. Yüzyılın Köleleri’ olarak adlandırılmaktadırlar. En ağır iş kollarında ve çoğunlukla günde 3-5 dolara çalıştırılmaları, özellikle ev işlerinde çalışan kadınların taciz ve tecavüze uğramaları nedeniyle göçmen kökenli kadınların günlük yaşamları, ‘modern köle’ olarak tanımlanmaktadırlar. Bu nedenle, kadınların karşı karşıya kaldığın sorunlar gündemlerine alıp tartışan yüzlerce kurumun yaptığı çalışmalar sonucunda, 2004 yılında, Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisi, “özel iş yerlerinde ve ev işlerinde çalışmak zorunda kalan kadınların çoğunlukla ev kölesi olarak görüldüğü, bu nedenle binlerce kadının taciz ve tecavüze uğradığını” belirterek yasal önlemler alınması gerektiğine dair bir kararı kabul etmek zorunda kaldı.
Kadınlar ve hatta henüz çalışabilir durumda olmayan ama çalışmak zorunda olan genç kızlar iki alanda çalışmaya zorlanmaktadırlar. OİT verilerine göre dünya genelinde 12,3 milyon genç kız ve kadından her hangi bir iş ortamında çalışmak zorunda kalanların % 72’si hem çok yoğun olarak sömürülmekteler, hem de ciddi bir şekilde fiziki şiddet ve tacizle karşı karşıya bulmaktadır. Ayrıca, seks sektöründe çalışanların %z 90’ı hemen her gün fizik şiddet ve tecavüzle karşılaşmaktadırlar. Örneğin, Moldova, Ukrayna gibi ülkelerden Türkiye gelen kadınların % 60’ı 18 ile 24 yaş grubu arasındadır. Mafya grupları tarafından pazarlanan kadınların tamamı tecavüze uğramakta, bir kısmı da öldürülmektedir. Kadın ticareti şebekesin, eski Sovyetler Birliği sınırları içerisinde bulunan kadınların Türkiye’ye getirtilmesi ve buradan da Ortadoğu ülkelerine pazarlanması için diğer ülkelerin kadın pazarlama şebekelerine ödedikleri para yaklaşık olarak 3,5 milyar dolardır. Brezilya kökenli 70.000 göçmen kökenli kadın, Güney Amerika, Japonya ve İspanya’da kendi vücudunu pazarlamaktadır. Bu kadınların pazarlanması uluslar arası mafya örgütleri tarafından organize edilmekte olup, genç yaşta olan bu kızların büyük bir çoğunluğu, bir veya iki yıllığına ailelerinden kiralanmaktadırlar. Yapılan araştırmalarda, Japonya’daki Filipinli göçmenlerin % 58, Hong Kong’dakilerin % 97’si, Singapour’daklerin % 88’i ve Malezya’dakilerin % 65’i kadındır. Özellikle Hong Kong ve Singapur’daki Filipinli göçmen kadınların % 80’i seks sektöründe çalıştırılmaktadırlar.
Örneğin, Asya Kalkınma Bankası verilerine göre, her yıl yaklaşık olarak 200.000 kadın ve genç kız, Hindistan’da ev işlerinde veya şehir merkezlerindeki iş merkezlerinde çalıştırılmaya zorlanmaktadırlar. Genç kızların yüzde 25’i 8 yaşından küçük olup çok önemli bir kesimi okuma yazma bilmemektedir. Bankanın verilerine göre, Nepal kökenli genç kadınların yüzde 80’i, uluslar arası kadın ticareti organizasyonlarının denetiminde götürülüp pazarlanmaktadır.
Güney Doğu Asya ülkelerinde gelişmiş veya gelişmekte olan kapitalist ülkelere giden 2,2 milyon göçmen kadının yaklaşık olarak yarısı Filipinlidir. Özellikle Japonya, Malezya, Singapur, Hong Kong’da çalışan göçmen kadınların aylık ücretleri ortalama olarak 300 dolarken, söz konusu ülkelerdeki yerli kadınları ücretleri ise 1500 dolara kadar çıkmaktadır. Göçmen kökenli kadınlar çok yönlü işlerde çalıştırılmakla birlikte, hizmet sektörü, ev hizmetçiliği gibi sektörler ön plana çıkmasına rağmen özellikle Filipinli göçmen kadınların çok önemli bir kısmı seks ticaretinde kullanılmaktadırlar.

Asya Kalkınma Bankasının verilerine göre, en zorlu koşullarda en düşük ücretlerle çalışmak zorunda kalan Güney Doğu Asya kökenli göçmen kadınlar, ülke ekonomiklerine önemli bir katkı sunmaktadırlar. Ülkelerine gönderdikleri para miktar 3,3 milyar dolardır. Filipinli kadınlar 2,3 milyar dolar, Endonezyalı kadınlar 700 milyon dolar, Malezyalı kadınlar ise 300 milyon dolar olmak üzere her yıl 3,3 milyar dolarlık bir miktarı kendi ülkelerine göndermektedirler.
Avrupa’da özellikle Almanya’da Türk ve Kürt kökenli göçmen kadınlar ön plana çıkmaktadır. 1980’lı yıllara kadar daha çok evde kalan ve çocuklarına bakmak göçmen kadınlar giderek ev içi yaşamdan koparak üretim faaliyetine katılmaya başladılar. Anadolu kökenli göçmen kadının toplumsal değişim sürecine girmesinde Avrupa’nın değişik ülkelerinde doğmuş yeni genç kadın kuşağının yetişmeye başlamasının çok önemli bir rolü bulunuyor. Doğup büyüdükleri ülkenin kültürüne ve yaşam tarzına adapte olmuş genç kuşağın eğitim, sosyal-kültürel farklılaşma, iş ve evlilik gibi geçirdikleri farklı evreler, göçmen kadınların toplumsal etki gücünü çok ciddi oranda arttırdı. Sosyal ve kültürel farklılaşma aynı zamanda klasik göçmen aile yapısında bir kırılmaya yol açtığı gibi içi çatışmayı derinleştirdi. Bu çatışmanın hiç şüphesiz ki, en sert ve çatışmalı sürecin bir tarafını ‘genç’ göçmen kadınlar oluşturdu. Göçmen kadınlar, Anadolu aile tipinin içe kapalı geleneksel yapısı ile doğup büyüdükleri ve toplusal yaşantısına adapte oldukları ülkelerin sosyal değerleri arasında, yani iki farklı kültür arasında sıkışıp kaldılar. Birinci kuşak bakımından çok ciddi sorunla oluşmadı. Çünkü klasik aile ilişkileri eksenli yürüyen bir yaşam tarzı egemendi. Yetişme sürecinde olan ‘yeni’ kuşak, henüz bu geleneksel yapıyı değiştirecek bir toplumsal ilişki içinde değildi. Ancak daha sonraki kuşaklar arasında önemli sosyo-psikolojik sorunlar gündeme geldi. Göçmen kökenli kuşaklar arasında oluşan ve bugün aslında fiili bir olgunluğa erişen farklılaşma; çatışma, uzlaşma ve gelişme biçiminde gelişti. Gelişme sürecinin halen bir kısım sorunları bulunsa da, bunların önemli oranda aşıldığı söylenebilir.

Tablo: Bazı Avrupa Birliği Ülkelerinde Türk ve Kürt Kökenli Kadın Göçmen Nüfusu Oranı/2005

Ülke Nüfus Kadın Yüzde
F. Almanya 1.764.041 826.460 46,8
Fransa 359.034 169.144 47.1
Hollanda 358.846 172.693 48,0
Avusturya 116.882 55.137 47,4
İngiltere 150.000 68,000 45,3
İsviçre 75.448 35.374 46,6
Danimarka 54.859 26.406 48,1
Yunanistan 48.880 21.348 43,7
Belçika 170.863 87.108 51,2
İsveç 34.965 16.455 47,0
Norveç 15.356 7.224 48.0
İtalya 14.124 6.571 46,6
TOPLAM 3.163.286 1.491.920 47,1
Kaynak:Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı(Dış İlişkiler ve Yurtdışı İşçi Hizmetleri Genel Müdürlüğü) (2006) 2005-2006 Raporu, ‘Yurtdışındaki Vatandaşlarımıza İlişkin Gelişmeler ve Sayısal Bilgiler’

1950-1973 yılları arasında, Kürt ve Türk kökenli göçmen işçilerin yüzde 85’ini erkekler yüzde 15’ini kadınlar oluşturuyordu. 1967 dönemlerinde Almanya ve Fransa başta olmak üzere birçok Avrupa ülkesinde baş gösteren ekonomik kriz gerekçe gösterilerek dış göç alımına bir kısım sınırlamalar getirildi. Ancak aile birleşimleri yoluyla göçmen kadın sayısında çok ciddi bir artış yaşandı. Daha önce gelen erkek göçmenler, eşini ve çocuklarını yanına alarak, hem göçün sürekliliğini sağladılar, hem de göçmenlerin kalıcılaşmasında önemli bir rol oynadılar.
Anadolu’nun kırsal bölgelerin gelen kadınlar, tamamen yabancı oldukların bir toplumsal kültürle karşılaşınca kendilerini koruma psikolojisiyle içe kapandılar. Ancak içe kapanmayı en erken kıran kesimler de kadınlar oldu. Henüz istenilen düzeyde olmasa da ikinci ve üçüncü nesli temsil eden kadınlar, toplumsal yaşama daha aktif katılmada önemli başarılar gösterdiler. Anadolu’nun bozkırlarında kopup, Avrupa’da özellikle Almanya’da üretim sürecinde aktifleşmeleri, hatta birçok sektörde yöneticilik yapabilecek düzeye gelmiş olmalarını önemli bir başarı olarak görmek gerekir. Tabloda görüldüğü 13 AB ülkesinde yaşayan göçmen kökenli nüfusun yüzde 47,1’i kadınlardan oluşmaktadır. Türkiyeli göçmen nüfusunun yarısından fazlasının yaşadığı Almanya’da kadınlar, AB ülkelerindeki göçmen kadınların yüzde 55,4’ünü temsil etmektedir.

Avrupa’daki “Türk ve Kürt kökenli “Kadınların Yaşam Koşullarına Dair Bir Analiz’ başlıklı yapılan bir araştırmada şu tespitler yapılıyor: “Göçün ilk yıllarında, göçmenlerin % 80´ine yakın bölümü erkeklerden oluşurken, aile birleşimleri ve yeni doğumlar ile kadın erkek nüfus oranı dengelenme sürecine girmiş bulunuyor. Bugün Avrupa´da yaşayan 4,1 milyon Türkiye kökenli Türk göçmenin % 47´si kadınlardan meydana geliyor. Avrupa’daki kadın nüfusun % 42´sini Aile birleşimi ile gelenler oluştururken, % 3´lük dilimi Almanya’da doğrudan çalışma amaçlı gelen kadınlar oluşturuyor. Avrupa´da dünyaya gelenlerin oranı ise % 55.” Kadınların sayısal olarak erkeklerle eşitlenmesi ve özelliklede yüzde 55’nin Avrupa’nın her hangi bir ülkesinde doğmuş olması, onların adaptasyon sürecinde daha pozitif bir konuma getirmektedir. Bu bakımdan göçmen kadınların toplumsal yaşamın hemen her alanında aşamalı olarak etkinliklerinin artması tesadüfü bir durum değildir.

Tablo: Türk ve Kürt Kökenli Çalışan Kadın ve Erkek Göçmen Nüfusu Oranı/2005

Ülke Toplam Erkek Yüzde Kadın Yüzde
F. Almanya 458.243 321.897 72,0 136.346 28,0
Fransa 131.620 82.000 62,3 49,620 37,7
Hollanda 118.000 77.000 65,2 41.000 34,8
Avusturya 52.075 36.250 69,6 15.825 30,4
İngiltere 63.750 40.181 62,7 23.567 37,3
İsviçre 34.200 21.985 64,4 12.215 35,6
Danimarka 21.165 12,931 61,1 8,234 38,9
Yunanistan —- —- — — —
Belçika 64.000 44,308 79,3 19,308 30,7
İsveç 14.800 9.500 67,8 5.300 32,2
Norveç 6.230 4.310 69,2 1920 30,8
İtalya 5.965 4182 70,2 1783 29,8
TOPLAM 994.043 654.543 66,7 339.500 33,3
Kaynak: Kaynak: Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı(Dış İlişkiler ve Yurtdışı İşçi Hizmetleri Genel Müdürlüğü) (2006) 2005-2006 Raporu, ‘Yurtdışındaki Vatandaşlarımıza İlişkin Gelişmeler ve Sayısal Bilgiler’

„Özellikle ikinci ve üçüncü nesil kadınlar gayet modern ve bilinçli bir biçimde toplumsal yaşamın her alanında varlıklarını” gösterdiğini belirten TAM Direktör Yardımcısı Gülay Kızılocak, Avrupa Birliği sınırları içersinde yaşayan “1,3 milyonluk çalışabilir Türk nüfus”unun olduğunu belirtmektedir. Çalışır durumdaki Türk ve Kürt kökenli göçmen nüfusunun yaklaşık olarak 429 binini kadınlar oluşturmaktadır. Çalışır nüfusun yüzde 76,6’si 12 AB ülkesinde bulunuyor. Bunların yüzde 33’ü yani 340 bini yine kadınlardır. Bu veriler göçmenlerin hem üretim faaliyeti içerisinde yer aldıklarını hem de toplumun başka alanlarında etkinlik göstermeye başladıklarını ortaya koymaktadır. Kadınların sosyal yaşama katılmaları onların toplumsal alandaki etkinliklerini çok ciddi oranda artırmaktadır. Hatta birçok alanda erkeklerden çok daha fazla etkili olmaya başladıkları gözlemleniyor. Kadınlar üzerine yapılan araştırmalarda bu verileri doğrulayacak niteliktedir. Türk ve Kürt “girişimciler arasında % 24´lük pay kadınlara ait.” “Almanya´da faaliyet gösteren 120 üniversitede 36 binin üzerinde Türk öğrenci öğrenim görüyor. % 95’i Almanya´da doğmuş veya üniversite öncesi eğitimini Almanya´da öğrencilerin yüzde 44’ünü kızlar oluşturuyor yani kadınlarla erkeklerin oranı hemen hemen birbirine eşit.” Ayrıca, TAM Direktörü ŞEN’in verdiği bilgilere göre “Almanya’da 1050 Türk avukat var ve bunların yüzde 58’i kadın. Almanya federal ve eyalet parlamentosundaki 12 Türk milletvekilinin ise 8’i kadın.” Bu veriler Türk ve Kürt kökenli göçmen kadınların Avrupa’nın sosyal yapısına adapte olmaya başladıklarını ve değişik sektörlerde ağırlıklarını hissettirdiklerini ortaya koymaktadır. Yüzde oran bakımından halen istenilenin çok gerisinde olmakla birlikte gelişme evrimleri bakımında erkeklere kıyasla çok daha hızlı geliştiklerini ve kendi yaşamlarını, eşine/erkeğe bağlı olmaksızın özellikle ekonomik olarak finanse ettikleri görülüyor.
Göçmen kadınların üretime katılma oranları istenilen düzeyde olmasa da gelişme eğilimi bakımından bize önemli veriler sunmaktadır. AB ülkeleri içerisinde ve özellikle Türkiye kökenli göçmenlerin yoğunluklu olarak yaşadığı Almanya’da yaşayan göçmen kadınların ağırlıklı olarak çalıştıkları iş kollarında bazıları şunlar: “Sekreterlik, Turizm Şirketi, Reklamcılık, Restonat/Lokanta, İmbis(büfe), Otel, Kahvehane, Cafe, Bistro, Düğün salonu, Çiçekçilik, Elektronik Eşya Satımı, Sigortacılık, Temizlik şirketleri, Hasta Bakıcılığı, Grafik, dizgi vb., Pastane ve Tatlıcılık, Tekstil, Video-Kase, Müzik Stüdyo İşletmesi, Kuaför, Mobilya İmalatı-Satışı, Muhasebecilik, Tercümanlık, Telefon Bilgi Servisleri, Hemşirelik, Sosyal Danışmanlık, Hukuk, Adalet…”
Türk ve Kürt kökenli göçmen kadınlarda Restorant, Hotel, Temizlik Şirketleri, Cafe-bar, Hasta Bakıcılığı gibi işlerde çalışanların oranı yaklaşık olarak % 43’tür. Yukarda söz konusu olan iş alanlarından çalışanların oranı ise % 82 civarındadır. Özellikle genç kadınların son yıllarda kamu hizmeti, bankacılık, adalet, hukuk, akademik alan gibi sektörlerde faaliyet göstermede ciddi bir artış yaşanmaktadır. Bu aynı zamanda güncel toplumsal alandaki etkinliklerini de artırıyor.
AB ülkelerinde yaşayan göçmen kadınların kendi bağımsız kimliklerini ortaya koyma noktasında önemli bir gelişme göstermekle birlikte halen çok ciddi sorunlarla karşı karşıya olduklarını da belirtmek gerek. Göçmen kadınlar, işsizlik, çocuk bakımı, geleneksel toplumsal değerlerin etkisi, genç kadınlarla aileler arasındaki jenerasyon ve kültürel farklılık, özellikle aile içi şiddet, eve işlerine bağlılık gibi bir çok konuda önemli sorunlarla karşı karşıya bulunmaktadırlar.

Tablo 7: Çocukları Ana Okuluna Gönderme Oranları – Toplam ve Cinsiyete Göre Dağılım

Ana Okuluna Gönderme Erkek Kadın Toplam
Evet 83,7 82,0 82,9
Bir kısmı gitti, bir kısmı gitmedi 7,1 9,4 8,2
Hayır 4,6 3,0 3,8
Çocuklar henüz çok küçük 3,8 4,7 4,2
Çocuklar Türkiye’de büyüdü 0,8 0,8 0,8
Kaynak: www.zft-online.de

Türkiye ve Kürdistanlı göçmenlerin bu alandaki değişimi, aslında ciddiye alınacak önemli noktalardan biridir. 1970’li yıllara kadar, Müslüman kökenli ailelerin önemli bir kesimi, dinsel faktörler nedeniyle, çocuklarını ana okullara ve kreşlere göndermezken, bugün, ailelerin yaklaşık olarak % 75’i bu sorunu aşmış bulunuyor. Bu durum, aynı zamanda kadınların hem sosyal yaşama, hem de üretime daha aktif katılmasını sağlamaktadır. Aynı zamanda Türkiyeli ve Kürdistanlı ailelerde çocukların bakım sorumluluğunu üstelenmede belirgin bir gelişme gözlenmektedir
Örneğin ailelerinde çocuk bakımında anne ve baba her ikisi tarafından üslenenlerin oranı % 52 olarak belirlenmiş. Sadece annelerin çocuğa bakma oranı % 43, babanın sorumluluğu üstlenmesi gerektiğini söyleyenler ise % 3’tür. Önemli bir değişiklik olmakla birlikte halen kadının tek başına sorumluğu ciddi oranda bulunuyor. Bu durum aynı zamanda kadının üretim faaliyeti içerisindeki durumuyla ilişkilidir. Özellikle işsiz veya kendi ev işleriyle ilgilenen kadınlarda doğal olarak aile ve çocuklara bakımı ön plana çıkmaktadır.

Tablo 8: Çocuk Bakımında Sorumluluk – Toplam ve Cinsiyete Göre Dağılım

Erkek Kadın Toplam
Çocuk Bakımında Sorumluluk
Esas olarak anne/eş 30,3 56,1 42,6
Esas olarak baba/eş 4,6 1,7 3,2
Her ikisi eşit şekilde 63,1 40,1 52,1
Esas olarak diğer kişiler (büyükanne, teyze/hala, kız kardeş, vb.)

2,0 1,7 1,9
Kaynak: http://www.pub.arbeitsamt.de/hst/services/statistik/000000/html/start/index.shtml, Türkiye Araştırmalar Merkezi Vakfı, www.zft-online.de

Bütün olumlu gelişmelere rağmen, ailelerde erkek ve kadın ilişkilerinde halen ciddi sorunların olduğu biliniyor. Çocuk bakımını kim üslenmelidir sorusuna verilen yanıtlarda yaş gruplarına göre bir değişiklik görülüyor. Örneğin 30 – 44 yaş grubuna mensup kadınlar % 46’sı ev bakımı ve çocukların sorumluluğunu tek başına kadınlara verilmesi gerektiğini belirtirken genç kadınlarda bu oran % 30 civarına düşmektedir. Kadınların % 40 aile içi sorumluluğunun ortak/eşit düzeyde olması gerektiğini belirtmektedirler. 1980’li yıllara göre bu oranda ciddi bir azalma olduğu saptanmış. Ancak erkeklerde bu oran, kadınlara göre daha farklıdır: Örneğin % 30’u çocukların sorumluluklarının annelerde olduğunu söylerken, % 63’ü de bunun her iki tarafta eşit olduğunu öne sürmektedir.
Türkiye Araştırmalar Merkezi(TAM) tarafından göçmen kadınlar üzerinde yaptığı bir araştırmada Türk ve Kürt kökenli göçmen kadınların yaklaşım olarak %39’u her hangi bir üretim dalında yer almayıp ev kadındır. Tam ve yarım zamanlı çalışanların oranı ise % 23,1’dir. Mevcut verilere göre “çalışma yaşamına dâhil olmayı isteyip de bunu gerçekleştiremeyen kadınların % 62´si, (bunlar arasında ev kadınlarının % 43’ü) çocuklar ve ev işleri nedeniyle zamanlarının olmaması ile çocuklar için bakım hizmetleri¬nin yetersizliğini, bu duruma neden olarak göstermektedirler. Bu tezi sınırlandırır nitelikte argüman, çalışan çocuklu kadınların % 58´inin çocuk yetiştirmekle meşgul olmalarıdır. Bu oran ev hanımları arasında % 56´dır.”
Bir başka önemli saptama da çalışan kadınların % 68´i evli ve çocuk sahibidir. Genel göçmenler içerisinde, Türk ve Kürt kökenli göçmen kadınlar arasında evlilik ve çocuk sahibi olma oranları % 75´dir. Çalışan kadınların % 23´ü 6 yaş altı küçük çocuk sahibiy¬ken bu tüm kadınlar arasında % 31´dir. Araştırmada ortaya çıkan diğer bir veri de çalışan kadınların ortalama olarak 1,62 olan çocuk sayısı, çalışmayan kadınlarda 2,02 civarıdır.

Ayrıca üretim sürecine katılan veya hizmet sektöründe çalışan kadınların % 61´i evliyken, yarım zamanlı çalışanlarda bu oran % 79´dur. Yapılan araştırmalarda geçmişten farklı olarak çalışan kadınlardan çocuk yapma oranı düşmektedir. Özellikle genç yaşta çocuk yapma oranı ise çok daha düşüktür. Evli çiftlerin genel eğilim olarak az çocuk yapma yönünde bir eğilim gösterdikleri, özellikle göçmenlerin para için çok çocuk yaptıkları gibi bir yönelimin değişmeye başladığını göstermektedir.
Şu veya bu yolla üretim sürecine katılan kadınların % 40´ı hem mesleki işlerde yer almakta hem de ev işleri ve çocukların sorumluluğu ile doğrudan ilgilenmektedirler. Anne ve baba çalıştığı için aile içi bakım koşullarında meydana gelen zorluklara nedeniyle “% 22´si başka kadınlardan yardım alırken, yalnızca % 23´ü bazen eşlerinden yardım görmektedir. Çalışan kadınların yalnızca % 9´u ev işlerinde eşiyle görev paylaşımı yapmış durumdadır. Çalışan kadınların % 5´i ise ev işleri ile ilgi¬lenmemektedir.”
Bunlar kadınların çalışma yaşamına dâhil olmalarının yansımalarıdır. Şöyle ki, çalışma yaşamına dâhil olmada en çok etki eden faktör, kendi gelirine sahip olma yönündeki beklentidir. Tam zamanlı çalışan kadınların % 80´i ve yarı zamanlı çalışan kadınların % 72´si kendi kullanımlarında finansal kaynağa sahiptirler, ancak çalışma yaşamının dışında yer alan kadınların % 65´i de aynı şansa sahiptir. Bunu durumu tersinden okuduğumuzda, çalışan kadınların beşte birinin kazandığı para üzerinde tek başına karar verme gücünün olmadığı görülmektedir.
Türk ve Kürt kökenli göçmen kadınların en önemli problemlerinden birisi de aile içi ilişkilerde ortaya çıkan sorunlardır. Bunlardan birincisi düşme eğilimi içinde olsa da hala genç kadınların, anne ve babanın istediği biri ile evlendirme isteğinin devam etmesidir. Bu durum çoğu kez aile içerisinde çok ciddi sorunlara yol açmaktadır. Diğer önemli bir nokta da, aile içinde kadına yönelik şiddetin ciddi oranlarda varlığını sürdürmesidir. Göçmen kadınların % 40’ı bu durumu kabullenmiş durumdayken tamamen karşı çıkanların oranı %30 olarak belirlenmiş. Yapılan araştırmalarda aile içi şiddet nedeniyle boşanma oranlarının ciddi oranda arttığını göstermektedir. Aile içi şiddet tartışmasına ilişkin çarpıcı sonuçlar ortaya koyuyor. Buna göre, kadınların % 76,4´ü aile içi şiddete karşı sert tedbirler alınması önerisini tamamıyla desteklerken, kısmen destekleyenlerin oranı % 12. Bu oranlar erkekler arasında % 77,9´u tamamen katılma ve % 14´lük kısmen katılma olarak görülüyor. Aile içi kadına yönelik şiddet ailelerin önemli bir kesiminde önemli güncel bir sorundur. Özellikle Türk ve Kürt göçmen köken ailelerde ‘aile içi şiddeti’ besleyen en önemli birkaç faktör, dinsel etkiler, toplumsal gelenekler, kültürel farklılaşma, ekonomik bağımlılık vb. olarak sıralanabilinir. Kuşakların değişmesi, eğitim ve öğretim alanında gelişme, sosyal yaşama aktif olarak katılımların artması gibi faktörlerle, özellikle aile içi şiddette belirli bir gerileme söz konusudur.
Kadının toplumsal yaşamdaki ağırlığı arttıkça ilgilendiği sorunlarda doğal olarak farklılaşmaktadır. Ayın zamanda kadının kendisini var eden temel özelliklere sahip çıkma bilincinde de önemli bir gelişme yaşanmaktadır. Eğitim, ekonomik, kadının ev yaşamının dışına çıkma istemi, sosyal yaşama uyum vb noktalardaki değişimler, çok açık olarak görülmektedir. Örneğin, “Kadın haklarının aile ve politikada daha güçlü kılınması gerektiği yönündeki ifade, kadınların % 97´si tarafından onaylanırken, kız çocuklarının meslek eğitimi almasının önemli olduğu yönündeki ifade % 90 ve kadınların kişisel gelire sahip olmaları gerektiği yönünde ifade % 83 oranında onay almış bulunuyor. Modern kadın imajına dönük bu ifadelerin karşısında geleneksel kadın imajına dönük ifadelerden kadınlar için meslek eğitiminin gereksiz olduğu görüşünü savunanlar yalnızca % 7 ve kadınların öncelikle ev işleri ile ilgilenmesi gerektiğini düşünenler % 24 seviyesinde.” Göçmen kadınlardaki değişim yeterli olmamakla birlikte geçmiş yıllara oranla kayda değer bir gelişme söz konusudur. Bu aynı zamanda göçmen kadınlarının gelecekte sosyal yaşamın birçok alanında çok daha aktif olacaklarını ortaya koymaktadır. Verilere bakıldığında birçok dezavantaja rağmen, gelişme eğilimleri göçmen kökenli erkeklere oranlara çok daha hızlıdır.

CEVAP VER