Gorky’nin şahsında “soykırım” tartışması

PAYLAŞ

Ermeni asıllı ressam Arshile Gorky’nin Tate Modern’de açılan retrospektif sergisi Müze yetkilileri ve Türk Dernekleri Federasyonu’nu (İTDF) karşı karşıya getirdi. Sanatçı yaşarken etnik kimliğini öne çıkarmamaya özen göstermemesine karşın Tate Modern’in hazırladığı Gorky biyografisinde “Milyonlarca Ermeniyle birlikte onun da (Gorky) ailesi Rusya Ermenistanına kaçtı….” yorumu yapıldı.

İTDF’nin tepkisi karşısında da Müze yetkilileri gönderdikleri mektupta yanlış anlaşıldıklarını ilettiler. Biz de İngiltere’de yaşayan Türk ressam, sanat eleştirmeni ve Açık Gazete Sanat Editörü Metin Şenergüç’e Gorky’yi ve olup bitenleri sorduk.


– Tate Modern’de açılan “Arshile Gorky: A Retrospective” sergisi, ABD Temsilciler Meclisi Dışilişkiler Komitesi’nin 1915 olaylarını soykırım olarak tanımlayan karar tasarısını kabul etmesiyle çakışmasını nasıl değerlendiriyorsunuz?

– Tate Galeri, British Museum gibi müzelerin siyasi olaylarla paralel veya hükümet poltikaları perspektifinden çeşitli sergi ve sanatsal etkinlikler gündeme getirdiği oluyor. Bu çokkültürcülük (multiculturalism) siyasetinin ana stratejilerinden biridir. Ancak, geçtiğimiz günlerde Amerikan kongresinin aldığı kararla, Gorky sergisinin çakışmasının bazı çevrelerin iddia ettiği gibi, ‘Ermeni sorunu’nu gündeme getirmek amacıyla siyasi gündemle koordineli bir çalışmanın sonucu olduğunu sanmıyorum. Her şeyden önce, Tate Modern gibi müzelerde yapılan bu boyuttaki sergiler, en az bir yıl öncesinden programlanmış olur. Diğer yandan, Tate Modern’de, gerek sergiyle ilgili hazırlanan broşürde, gerekse serginin içeriğinde, siyasi platformlarda tartışıldığı temelde ‘Ermeni soykırım’ını öne çıkaracak, hatta politik yorumları gündeme getirecek bir düzenleme gördüğümü de söyleyemem. Broşürde yer alan Gorky’nin çok kısa biyografisinde, “Ailenin geri kalan üyeleri, yaygın bir şekilde yüzyılın ilk jenositesi olarak kabul edilen 1915 Katliamı’yla birlikte evlerinden sürülmüştü. Milyonlarca Ermeniyle birlikte onun da (Gorky) ailesi Rusya Ermenistanına kaçtı….” yorumuyla bazı kesimlerin duymak istemediği kavram ve sözcükler kullanılmış olabilir. Yine de bu yorum, “yaygın şekilde kabul edilen” bir iddianın ikinci ağızdan bir ifadesidir. Tate Galeri, bir tarih araştırma kurumu değildir. Diğer yandan, Ermeni asıllı bir sanatçının retrospektif sergisinde onun yaşamıyla ilgili bilgiler verilmesi elbette kaçınılmazdır. Şüphesiz konunun hassasiyeti de düşünülerek, bu bilgiler arasından “yaygın” olan seçilmiş olabilir.

Gorky’nin 1926’da yaptığı kendisi ve annesinin resmi

– Serginin siyasi gündemle dolaysız bir ilişkisi olmadığını kabul etsek bile, Gorky’nin eserlerini onun yaşam deneyiminden, hatta tarihsel gerçeklerden ayırmak mümkün müdür?
– Aslında sorun da buradadır. Yani, sanat eserleriyle siyaset arasında dolaysız bağlar kurma eğiliminde. Sanatsal ifade ve sanatçının yaşam deneyimleri arasında elbette bağlar vardır. Sorun bu bağları, iki nokta arasındaki çizgi kadar dolaysız ve sarih görmektir. Bu yaklaşım, sanat eserini, sanatçının yaşam deneyimlerinin basit bir tasvirine indirgemeyi getirir. Bu noktadan sonra da, örneğin, belli tarihsel bir dönem veya olaydan bahsederken, o dönemde yapılmış eser veya eserleri bir tür “belge” olarak görmeğe başlanır.

– Bir Ermeni olarak Gorky’nin kimliği, Ermeni halkının acıları onun eserlerine bir şekilde girmemiş midir?
– Böyle olduğu konusunda çok sayıda iddia vardır. Ancak, Gorky bu konuda hiç konuşmadığı gibi, ölümünden sonra yazılan hemen tüm biyografik yazılar, Gorki’nin yeğeni Karlen Mooradian’ın ortaya çıkardığı, fakat daha sonra sahte oldukları kanıtlanan mektuplara dayanmaktadır. Gorki’nin kız kardeşine Ermenice yazdığı iddia edilen bu mektuplarda Gorki, vatanına tutkun, vatan topraklarını özleyen, annesinin ölümüyle ilgili anıları hala canlı, bu nedenle bir melankoli ve boşluk içindedir. Bu anlamda da, yarattığı tüm eserler bu düyguların bir ifadesidir demeye getirilir. Oysa gerçek bundan farklıdır.

Her şeyden önce, Gorky’nin, bırakın Ermeni kimliğini öne çıkarmak istemesini, tersine, yaşamı boyunca bu kimlikle yaftalanmaktan, sanatının etnik bir gözlükle izlenmesinden kaçındığını ve kendi kişisel, özgün sanatsal ifadesini bulma mücadelesi verdiğini düşünüyorum. Bu görüşümü destekleyecek olguları Tate Modern’de açılan retrospektif sergisinde izlemek mümkün.

– Nereden böyle bir düşünceye varıyorsunuz?
– Acıkgazete’ya yazdığım değerlendirmede bu konudaki görüşlerimi ayrıntılı olarak belirttim. Her şeyden önce, Gorky’nin resimlerinde Ermeni kimliği, hatta Anadolu kültürüyle özdeşleştirebileceğimiz bir unsur bulmak oldukça zordur. Daha baştan onun etkilendiği kültür Batı kültürüdür. Cezanne, Picasso, Matisse, Léger, Miro gibi sanatçıların teknik, renk uyumu ve komposizyonlarını taklit ederek resme başlar. Ve 1940’larda, sürrealizm ve soyut ekspresyonizm arasında kendine özgü bir alan yaratıncaya kadar da bir oranda bunu sürdürür.

Bu görüşü destekleyen diğer bir nokta, resme yaklaşımında görülüyor. Onun, sürekli olarak resimlerini dış dünyanın etkilerinden kurtarma çabası içinde olduğu, kendisini çevreleyen maddi gerçekten çok, psikolojik realiteye olan ilgisi ve bu temelde imgeler yaratma tutkusu açıkça görülüyor. Zaten bu nedenle giderek soyuta yöneliyor.

Başka bir olgu da, tekniğini değiştirdikçe eski resimlerini tekrar boyama alışkanlığıdır. Annesiyle birlikte çocukken çekilen fotoğraftan çalıştığı ve bazı çevrelerin, göçmenliğin ve Ermeni katliamının ‘anıt eseri’ olarak tanımladığı, “Sanatçı ve Annesi” adlı resmini bile on yıl boyunca sürekli değiştirmiştir. Bu yaklaşım, eserlerini, anıların, belleğin endeksel imgeleri olarak gören birine ait olabilir mi! Aynı yaklaşımı 1946 yılında atölyesinde çıkan yangında resimlerinin çoğunun yanmasına verdiği tepkide de görüyoruz. Şöyle diyor: “bazen herşeyin böyle temizlenmesi ve yeniden başlamaya zorlanmak çok iyidir.” Resimlerini ‘anıtsal eserler’ olarak gören birinin sözleri midir bunlar?

En önemlisi de, Amerika’ya göç ettikten sonra Vosdanig Manuk Adoian olan adını Arshile Gorki olarak değiştirmesidir. Eğer iddia edildiği gibi, Ermeni kimliğine önem veren biri olsaydı ve resimlerini bu kimliğin bir ifadesi olarak tanımlasaydı, değil adını değiştirmek, tersine, altını çizerek “adım Vosdanig Manuk Adoian” demesi gerekmez miydi?

Sonuç olarak;
Gorky’nin resimlerini ‘Ermeni soykırımı’ iddialarının tarihsel “belgeleri” gibi gören veya Tate Modern’de açılan retrospektif sergiyi, böyle bir soykırım olmadı iddialarıyla protesto eden görüşün de aynı sığ ve dar kaynaktan beslendiğini söyleyebilirim.

Ben, Gorky’nin tam da bu tür tartışmalara girmemek, sadece kendi özgün sanat dilini bulmak için yaşamı boyunca çırpındığını düşünüyorum. Bu çabası, ne onun Ermeniliğinin inkarı, ne de 1915 olaylarıyla ilgili siyasi bir pozisyondur. Bu onun, sanat ve politikayı iki ayrı alan içinde değerlendirme çabasıdır. Ayrıca, onun yirminci yüzyılın ilk yarısında yaşadığını, ve bizim de bugünden geriye doğru onu yargılamaya çalıştığımızı unutmamak gerekir. Sanat ve siyaset arasındaki sınırlar o günlerde, bugünkü kadar belirsiz değildi.

FOTOĞRAF: Sanatçı Metin Şenergüç

İLGİLİ YAZILAR:
– İTDF’den Tate Modern’e tepki
– Tarih, sanat tarihi ve sanatsal tarih

CEVAP VER