Görünmez ilintiler

Toplumsal olaylar alttan alta işlerler. Toplumda etkileşim düzeni oldukça karmaşıktır. Bir yolsuzluk olayıyla bir futbol maçının ne ilgisi olabilir diye düşünürüz. İnsan ruhsallığı görülür görülmez bütün etkilere açıktır. Öğretmenin mutsuzluğu çocuklara yansır, o iç dünyasındaki fırtınaları çocuklara göstermek istemese de. Bir maldaki bir küçük fiyat artışı o gün hiç konuşulmuyor olsa bile insanları sessizce etkiler. Bir başarısızlık bir başka başarısızlığın bir başarı bir başka başarının itici gücü olabilir. Karşıtlıklar çerçevesinde bir başarısızlık bir başarıyı ve bir başarı bir başarısızlığı tetikleyebilir. Belli bir kültür düzeyine ulaşmış kişiler bu etkileri ussal zeminde sezmeye ve değerlendirmeye bakarlar: onlar görünmez gibi duran etkenleri görebilirler, bir etkiyi iyi okuyup ondan iyi bir sonuç elde etmeye çalışırlar, buna karşılık olumsuz gördükleri bir etkiyi hiçe ya da enaza indirgemek için çabalarlar. İnsan çok çabuk etkilenen ve çok çabuk tepki veren bir varlıktır. Yetkin bilinç koşulları etkilenmenin ve etkiye verilecek tepkinin niteliğini ve biçimini olabildiğince düzenler. Yetersiz bilinç şiddete yatkın tepkilerde bulunmaya eğilimlidir. Toplumların bilinç düzeyleri onların ortak yaşam özelliklerini de belirler.

Genellikle en açık etkilerin bile bilinç yetmezliği yüzünden doğru dürüst algılanamadığı ve iyi yorumlanamadığı toplumsal yaşamda yargılar çok zaman gerçekliğin koşullarıyla bağdaşmadığı için en verimli koşullar en verimsiz koşullara dönüştürülebilir. Bir bakışta görülemeyen etkileri ve tepkileri doğru saptayabilmek için kişilerin usta sanatçıda bulmaya alışık olduğumuz ve “göz olmak” diye adlandırdığımız bir sezme gücüne ulaşmış olmaları gerekir. Bir toplumda herkesin aynı ölçüde görü sahibi olmasını bekleyemeyiz. Bakıp göremeyenler vardır, görmek istemeyenler vardır, gördüğünü sananlar vardır, gördüğünü yanlış görenler vardır, görmüş gibi yapanlar vardır, görmeyi önemsemeyenler vardır. Bunları söylerken toplumun dar gelirli kesiminden sözetmek istediğimiz sanılmasın. Toplumun alt gelir düzeyinden insanlar kendi bilinç koşullarına ve yaşamla ilişkilerinin niteliğine göre yetkin görü sahibi olabildikleri gibi toplumun zenginlik açısından üst kesimlerinde bulunan insanlar bazen burunlarının önünü göremeyecek kadar kör olabilirler.

Her kesimden insanlar bilinç koşullarına göre uygunsuz tepkiler verebilirler. “Baktığım zaman” diye konuşsalar da baktığını görmeyenler çoktur. Cahillikten daha tehlikeli olan şey körlüktür. Körlükte isteksizliğin de payı vardır. Asıl sorun gözünü dört açmamak sorunudur. Doğrudan gözlem ya da yerinde gözlem önemlidir. Özellikle ülkelerinden uzakta yaşayanlar ülke sorunlarını tartışırken çocukların bile yapmayacağı yanlışlar yapabiliyorlar. Bilinç yetkinse uzaktan gözlemleme bile belli bir ölçüde verimli olabilir. Gene de gazetelerden ya da benzeri kaynaklardan elde edilmiş taşıma bilgilere çokça güvenmemek gerekir. Gidip yerinde görmek dediğimiz işlem son derece önemlidir. Gerçekte işin iki yüzü olduğunu unutmayalım: her şeyi belli bir bilgi birikimiyle ve gözlemleme isteğiyle anlamaya çalışmalıyız, bunun için uygulamayı kuramdan ve kuramı uygulamadan ayırmadan iş görmeliyiz. Bilinçli insan doğru olanla doğru görüneni birbirinden ayırma çabası içindedir ve bunun için gerekli donanım onda vardır. Gene de kendine güvenmek dediğimiz ve bizi aceleciliğe itebilecek duygusallıktan uzak durabilmemiz gerekir. Yaşadığımız şu karmaşık dünyada birçok sıkıntı çabuk verilmiş yargılar yüzündendir. Bir iki belirtiyi kanıt diye almak ve bu sözde kanıtlar üzerinden sallantılı görüşler üretmek herkesin her zaman kolayca yapabildiği bir şeydir. İşin içine bir de çıkar hesaplarını katarsak o görüşten hayır gelmeyecektir.

İnsanların büyük bir bölümü yaşamın dalgalı düzeninde gerçekleri görmüyor. İnsanlar gerçekliğe yansıttıkları yanılsamalarını gerçeklik yerine alıyorlar. Kendimizi kandırmak dediğimiz budur işte. Kaba iyimserlikler ve kaba kötümserlikler üretiyoruz. Yaşam hızla akıyor, bu akış çoklarımızın doğru dürüst kavrayamadığımız bir akış oluyor. Temelsiz ortak görüşler üretiyoruz, gerçeklikte karşılığı olmayan görüş kalıpları üretiyoruz. Dünyaya bizim gibi bakanları seviyoruz, bizim gibi bakmayanları dışlıyoruz. Yaşamı zedeleyen sözde fikirler cehilliğin meyveleri olarak toplumun her kesiminde alabildiğine verimsizlik üretiyor. İnsanlar yanılabileceklerini düşünmüyorlar. Yaşamı doğru okuyamadan siyasetle uğraşmak, yaşama dokunmadan felsefe yapmak, yaşamla ilgisi olmayan sanat yapıtları vermek, yaşam laboratuarından kopuk ortamlarda bilimsel bilgi üretmeye kalkmak dünyamıza ne yazık ki sıkıntıdan başka bir şey getirmiyor.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.