İNGİLTERE… Güven Krizi: Kime Güvenmek?

Darbe girişimi ülkede bir rejim krizi yaşandığının somut kanıtı oldu. On dört yıldır iktidarda olan AKP’nin devlet aygıtı ile ilgili bir yönetim sorunu olduğunun daha açık bir dışavurumu olamazdı. İktidarın yönetme zaaflarına ya da başka bir deyişle yönetememe haline rağmen, geniş halk kitlelerinin farklı bir şekilde yönetilme talebi olmadığı sürece, krizin üstü parlamenter protokol ve iktidarın yargı ve yürütme üzerinde kurduğu koyu bir denetimle örtülebiliyordu. Bu açıdan darbe girişimi ve ardından OHAL ile birlikte alınan tedbirler krizin su yüzüne çıkmasıdır.

Bu rejim krizinin birçok öğesi bulunuyor. Dış politikada ideolojik temelli yönlendirmeler sonucu yaratılan diplomatik sorunlar, Suriye’deki iç savaşta cihatçılardan yana taraf olunması, Kürt ulusal hareketi ile kurulmuş olan diyalogun kesilmesi, ayrıca Gezi hareketinin ardından giderek aydınlara, akademik çevrelere ve basına karşı alınan baskıcı tedbirler, bütün bunlar ülkedeki siyasi tansiyonun yükselmesine, toplumun giderek daha otoriter ve tek merkezli bir şekilde yönetilmesine yol açtı. Elbette, bunları görmek ve tahlil etmek için bir darbe girişimi gerekmiyordu. Ancak darbe girişimi, önceleri kendisini şifahî ifadelerde belli eden, giderek ise sistematik boyutlara ulaşan başka bir krizi, ya da krizin farklı bir çehresini, bir güven krizinin yaşandığını ortaya koydu.

Darbe girişimi sırasında 1’inci Ordu Komutanı, Erdoğan’a “İstanbul’a gelin sizi korurum” dediğinde Erdoğan’ın “Size niye güveneyim?” yanıtında iktidarın, daha doğrusu Erdoğan’ın iktidarının ikilemini görüyoruz. Ardından yaverlerine güvenemeyeceği anlaşıldı. 300 kişilik Cumhurbaşkanlığı Muhafız Alayının 230 üyesi sırt sırta kelepçelenerek gözaltına alındılar, daha sonra Muhafız Alayı lağvedildi. Giderek gözaltılar, görev sonlandırmalar ve tutuklamalar bir çığ gibi büyürken kime güvenilebileceği iktidar için temel bir sorun oluşturmaya başladı. TSK içinde şaşılacak derecede yüksek sayıda subayın tutuklanması, ya da tasfiye edilmesi, iktidar ile ordu arasında ciddi bir sorun olduğunu gösteriyordu.

Hükümet TSK’nin sadece %1.5unun darbeye katıldığını söylerken iyimser bir tablo çizmeye çalışıyor, zira ordunun kahir ekseriyeti erlerden oluşur, erler ise bir devrimin temel aktörleri olabilirler, ancak darbeler kesinlikle subay kesiminin işidir. General ve amiral kademesinde %45’e dayanan tasfiyeler kesinlikle farklı bir duruma işaret etmektedir.(Kanun hükmünde kararnameyle TSK’ndeki 348 general ve amiralden Kara Kuvvetleri Komutanlığı’ndan 87 general, Hava Kuvvetleri Komutanlığı’ndan 30 general, Deniz Kuvvetleri Komutanlığı’ndan 32 amiral ihraç edildi). Keza, askeri tesislerin önünün belediye araçları ile kesilmeleri, askeri karargâhları şehir dışına taşıma önerileri, iktidarın TSK’ne olan güvensizliğin bir sonucu olarak yorumlanabilir.

Havuz medyasında, Cumhurbaşkanlığı Sarayı’nın havadan ve karadan saldırılara karşı en modern silahlarla teçhiz edileceği haberleri bu kuşku ortamına tuz biber ekmektedir. Bilmem Merkel’den tekrar Patriot savunma füzeleri talep edilir mi, ancak bu savunmanın bir devletin en üst organı tarafından kendi ordu ve hava kuvvetlerine karşı düşünüldüğü göz önüne alınırsa, bu devlet için ciddi bir çelişkidir.

İktidar kime güveneceğini bilmemektedir. Tutuklanan ya da görevlerinden atılan sivil olsun askeri olsun personelin yerine atananlara ne kadar güvenilebileceği de kesin değildir. Örneğin, darbe girişiminin ardından Hava Harp Okulu’na vekil olarak atanan Tuğgeneral Necip Yılmaz’ın da daha sonra gözaltına alındığını okuyoruz. TSK’nın darbeye aktif olarak karşı çıkıp doğrudan bastırmamış olması bu güven krizini sürekli kılmaktadır.

Bu kriz kolay aşılabilecek bir kriz değildir. Esas olarak popülist bir siyasi lider olan Erdoğan’ın otoritesini mutlak kılacak güvenilir şok birlikleri yoktur, bundan sonra oluşturma şansı da yoktur. Bu anlamda bu darbe girişimi Erdoğan’ı nereden geleceğini bilmediği bir sonraki tehdit olasılığı ile yüz yüze bırakmıştır. Devletin içindeki güven krizi devlet aygıtının bir bütün olarak hareket etmesini engellemekte ve iktidarın konumunu sağlamlaştırmak için başvurduğu tedbirlerle rejimin krizini çözmesine olanak vermemektedir.

Dario Navaro
30 Temmuz 2016

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

thirteen + 2 =