“Gözlüklü Samiler”in ülkesi

“Gözlüklü Samiler”in ülkesi

0
PAYLAŞ

Kaç, kaçmaz mısın, sen olsan kaçmaz mısın? Az gitti; uz gitti; dere tepe düz gitti; senelerce gitti; bir de arkasına baktı ki, bir arpa boyu yol gitti…

Oracıkta üç köy gördü. Birisi gayet gösterişliydi. İkincisi harap vaziyette, üçüncüsü ise sadece cezaevlerinden oluşan bir köydü. Gösterişli olan köy “Gözlüklü Samiler”e (X) aitti. İkincisi halka, üçüncüsü ise yazar, aydın, gazeteci ve bilim adamlarından oluşan “Abdülcanbazlar”ın (Y) yaşadığı köydü.

Her iki köy de Gözlüklü Samiler tarafından kontrol altındaydı. Halkın yaşadığı köyde ufak bir muzırlık olsa, hemen o muzırlığı yapan üçüncü köye, Abdülcanbazlar’ın yanına; sürgüne gönderiliyordu.

Gözlüklü Samiler’in hepsi demokrasi aşığı idiler; varsa da yoksa da onlar için demokrasiydi her şey. Yatarken demokrasi, kalkarken demokrasi, su içerken demokrasi, kapıdan çıkarken demokrasi!.. Her zaman her yerde demokrasi… Her derde deva demokrasi… Her adım atışlarında, her nutuk çekişlerinde ülke biraz daha demokratikleşmiş (!), ülkede demokratikleşmeyen kıyı köşe kalmamıştı.

Abdülcanbazlar’a ne yaptılarsa, hep demokrasi adına, özgürlük adına, laiklik adına yapmışlardı.
Onlara göre; Abdülcanbazlar hep yanılmışlar, hep yanlış yapmışlar, demokrasiyi bir türlü öğrenememişlerdi.
Bu yüzden de onları takip etmişler, söylediklerini, yazdıklarını hep muzır ilan etmişlerdi.
Oysa, tatlı tatlı geçinmek, her şeyi adil (!) bir biçimde paylaşmak varken, Abdülcanbaz’lık ta ne oluyor; illaki muzırlık çıkarmak şart mı?..
Abdülcanbazlar, Gözlüklü Samiler’in sözünden çıkmayıp, uslu birer çocuk olsalar kıyamet mi kopar?..
Hem, demokrasiyi, özgürlüğü, laikliği ve de insan haklarını Gözlüklü Samiler’den iyi bilen olabilir mi?..
Hem onlar, demokrasinin tanımını tam yapmışlardır. Onlara göre demokrasi:
“çoğunluğun canının istediğini yaptığı bir rejim değildir. Çoğunluk iradesinin sınırı, azınlık iradesinin siyasal haklarıdır. Ve onlar hiçbir zaman ‘başa geçeyim de görürsünüz’ düşüncesinde değildirler.”

Gözlüklü Samiler’in ülkesinde, her türlü düşünce ve görüş devletin koruyuculuğu altındadır.
Ve o ülkede, hangi düşüncenin”muzır” olup olmadığına halk karar verir.
Hele hele, yazdıkları kitaplardan ötürü hiçbir yazara, bilim adamına hapislik ödülü verilmez. Yazarlar ve aydınlar hep el üstündedirler.
Yazdıkları kitaplar sansürsüzdür ve ders kitapları olarak okullara tavsiye edilir.
Onlar ki, düşüncenin “muzır” olarak görüldüğü bir ülkede demokrasiden söz edilemeyeceğini bilirler.
Onların üniversitelerinde düşünce ve bilim özgürlüğü vardır. Üyeleri bağımsızca düşünce üretirler.
O ülkede, düşünen, konuşan, tartışan, soru soran bireyler yetişir. Yetiştirilmesine imkan verilir.
Düşünceye sınır çekilmez, bilhassa sınırları genişletilir.

Çünkü orada; düşünce özgürlüğünün sınırı yine düşünce özgürlüğüdür.
XVI yüzyılda “Özgürlük Üstüne” adlı denemesinde, Montaigne şöyle yazmış:
“Benim hizmet ettiğim kanunlar küçük parmağımı bile köle etmeye kalksalar, nereye olsa gider başka kanunlar arardım.”
İşte saygı değer Abdülcanbazlar: bırakın küçük parmağı, bütün düşüncelerin, tüm insan haklarının korunduğu, saygı duyulduğu Gözlüklü Samiler’in demokrasi dolu ülkesine gelin. Onlardan öğreneceğiniz çok şeyler var. Bir bilenlere gelin, sorun, danışın; siz de “bir bilen” olun, muzırlıklar yapmayın…

X,Y: Değerli karikatürist Turhan Selçuk Gözlüklü Samiler’i ve Abdülcanbazlar’ı Milliyet gazetesinde şöyle tarif etmiş:
Gözlüklü Samiler: Çıkarcılar, kapkaçcılar, Atatürk’ün laik cumhuriyetini yıkıp yerine “şeriat” devleti kurmak isteyen yobazlar, demokrasi ve özgürlük düşmanları, köşe dönücüler, yağdanlıklar, hacıyatmazlar.
Abdülcanbazlar: Gözlüklü Samiler’le halkı için, vatanı için, halkıyla beraber savaşan, onlarla üzülen, onlarla gülen kahramanlar, aydınlar…

BİR CEVAP BIRAK