Hava, su, toprak, ateş…

Herşeyi biz yaparız havalarında, havalı havalı konuşmalarla, müritlerine, saflarına, hava atıcı söylemlerle, hava cıva göstermelik işlere el atıp, oksijenimizin, hidrojenimizin, nefes alanlarımızın dengesini bozdular… Havamızı kirli işleriyle, kirli nefesleriyle kirlettiler, soluk alamaz halde bıraktılar insanlığı da, insanımızı da…

Topraklarımızı; ya kimyasallar ile, ya betonlaştırarak, ya da peşkeş çekerek sattılar, yok ettiler… Taş ocaklarıyla, HES’lerle, termik santrallerle tarımımızı yok ettiler, köylerimizi boşalttırdılar… Cennet koylarımızı şeyhlere sattılar… Nükleer kıyımların yatırımlarını yaptılar, dağlarımızın, bayırlarımızın yeşillerini katledip, yeşil dolarlara çevirdiler… GDO’lu tohumlarla güzelim meyvelerimizi, sebzelerimizi bozdular, öz olarak köylerde zaten doğal organik yapılan tarım alanlarını, çakma organic katkılarla deforme ettiler, tahıl deposuyken, tahıl ithal eder hale getirdiler memleketi… Buğdayımızı tükettiler, ekmeğimizle oynadılar…

Suyumuzu; ya kuruttular, ya HES’lerle suyun doğal akışını değiştirdiler, ya barajlarımıza akan derelerin üzerine balık çiftlikleri kurdular, ya da en sorumsuz davranış örneği olarak, kuraklık tahlikesi varken, tankerlere yükleyip sattılar… Sıcak su kaynaklarımızın suyunu çıkardılar, bilinçsiz sondajlarla sıcak su kaynaklarımızın kimyasal özelliklerini bozdular, sıcak sularımızı, kaynaklardan otellere özel borular çekerek rantçılara sattılar, ruhsatsız apartmanlara, evlere döşediler, kilometrede 1 derece soğuyan sıcak suyu, şehirlerin ısınması için onlarca km öteye taşımalara, çıkış debisini yetersiz kılmalara kalktılar kör cahillikleriyle… Göllerimizi kuruttular, Ülkenin ikinci büyük gölü olan Tuz gölü kurudu, Akşehir gölüne yoğurt çalsan tutar artık, Ulubat gölünde sanayi atıklarından balık kalmadı, gölün rengi kızıla çalıyor, İznik gölü atıklarla zehirleniyor, kuş cenneti Manyas gölüne kuşlar gelmez oldu. Ya denizlerimiz; cennet koylarımız şeyhlere satıldı, kıyılar, rantçı yandaşlarca veya küresel sermaye canavarlarıyla işgal edildi, Tuzla gibi, Altınova gibi yersiz tersanelerle İzmit körfezi bitirildi… Turistik koylarımıza koydular dibine kadar…

Tüm bu yakıp yıkmalarla, ateşimizi; tavan yapacak şekilde fırlattılar, vücut ısımızı sinirden yükselttiler, ateşli ihtirasları seviye kaybı olarak sirayet etti toplum katmanlarının ahlak ölçütlerine… Erdem kavramını yaktılar, sonraki nesilleri ateşe attılar, sevgiyi ateşe verdiler, saygı yakılırken pis körüklü nefesleriyle üflediler, yakıp yıktılar tüm değerleri… Kalan ateşi de, giderayak kalanları yakıp gitmek için saklıyor olmalılar…

Tüm bu yaşam elementleri insanlığın idame etmesi içindi… İçlerindeki insanlık tükenince, ihtiras dürtüleri yeni yemler aradıkça ve bu habis düşünceler sirayet edince toplumun tüm dokularına, artık insanlığın buralarda barınmasının söz konusu olamayacağını, onlardan olmayan türdeki nesillerin yok edilmesi gerektiğini düşündüklerinden olsa gerek;

Kendilerini Zeus sanan bu Manitu kılıklılar… kendileri nasılsa çekip gidecekleri için olsa gerek, akıllarınca çektiler fişini memleketin…

Bilemezler ki; toprak kendini yeniden harmanlar, hava kendini arıtır, su kendini yıkar ve ateşi söndürür, bu dört yaşam elementi birbirlerine yardım ederek tekrar kalkarlar ayağa… Ormanlar yeniden çıkar, balıklar yeniden türerler, hayvanlar yeniden ürerler ve insanlık küllerinden doğar… İnsan, insanca yaşamaya başlar… Ahlak yeniden filizlenir… Ve topyekün kötülüklerden ve tehlikelerden arınmış yeni dünyalar kurulur, içlerinde onları olmadığı…

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

eighteen − seven =

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.