Haydar Kutlu, globalleşme ve Marx

Sovyet patentli Türkiye Komünist Partisi’nin son lideriydi Haydar Kutlu.


Geçen günlerde bir gazeteye bir laflar etmiş, “globalleşmeyle Marx’ın dediği oluyor” filan diye.  


Doğrusu kendisinin derin bilgisine bu laflarını çok yakıştırdım


Oldum olası, zamanında Sovyetler Birliği’ne alkış tutanları hiçbir zamanlar anlamadım.


İnsan bir süper devlete niye arkasını dayar ki? Mahallenin çocuklarından tırsıp abiye sığınma duygusu gibi bir şey.


Öte yandan, insan nasıl olup da, yıllarca, bu sistemin tuhaf  bir bürokratik bir diktatörlük oluşturduğunu göremeyecek kadar kör olabilir?


Nasıl olur da bütün eleştirileri “kapitalist sistemin yalanları” diye değerlendirecek kadar bağnaz olur?


Okumuş yazmış, mürekkep yalamış insanların nasıl bir hayal dünyasında yaşadıklarını görmek beni her zaman çok şaşırtmıştır.


O gördükleri rüyadan o devasa bürokratik çarkın bir iki gün içinde yıkılmasıyla ancak uyanabildiler.


İşte bu adamların lideri Haydar Kutlu idi.


Şimdi söylenenlere gelelim. 


Marx’ın globalleşmeyi yüz elli yol öncesinden yazıp çizdiği doğru.


Fakat 19. yüzyılda bunu görmemek için bir insanın aptal olması gerekiyordu. Oysa bildiğimiz kadarıyla Marx son derece zeki bir adamdı.


Yüzde yüz bir liberalizmin yaşandığı,  bütün dünyada özgür emek (özgür emekçi değil, lütfen karıştırmayalım) ile özgür sermayenin  buluştuğu bir dönemdi Marx’ın yaşadığı 19. yüzyıl. Sermaye, hızlı dünyanın dört bir yanına hızla gidiyor ya da gitmeye çalışıyordu.


Sonra 1929’da bu liberalizm büyük bunalımla çıkmaza girince, Keynes ortaya çıktı ve liberalizmin önüne ciddi bir set çekti.


“Bırakınız yapsınlar, bırakınız geçsinler” işi terkedildi.


Liberalizm ancak 1970’lerin sonunda, devletçi ekonomilerin tıkanmasıyla, Chicago Boys adı verilen akımın ve bu akımın en önemli temsilcisi Milton Freidman’ın teorik düzeyde ve İngiltere Başbakanı Thatcher’ın uygulama düzeyinde yaptıklarıyla yeniden güçlendi.


Globalleşme bu şekilde yeniden dünyanın gündemine geldi.


Peki Marx globalleşmeyi nasıl değerlendirmişti?


Marx’ın globalleşmeyle ilgili iki tane makalesi vardır.


İlki Hindistan ile ilgilidir. Marx, Hindistan’ın İngiltere tarafından sömürgeleştirilmesinin, üretim ilişkilerini hızla kapitalistleştireceği için “olumlu” olduğunu yazar. Ama birkaç yıl düşüncesini değiştirir ve İrlanda’nın İngiltere tarafından sömürgeleştirilmesine karşı çıkar. Dolayısıyla ikinci makalede, ilk makaledeki determinist görüş yerini anti-emperyalist bir görüşe bırakmıştır.


Peki Marx bugünkü şekliyle bir globalleşmeyi öngörebilmiş miydi?


Hayır. Çünkü, Marx’ın, bugünkü globalleşmede öngöremediği çok önemli bir şey vardı.


Sermaye serbest dolaşırken, emeğin dolaşımının yasaklanacağını, herkes gibi o da  öngörememişti. Öngörmesi de mümkün değildi. Çünkü, kapitalizmin en temel kuralı, “bırakınız yapsınlar, bırakınız geçsinler” şeklinde ifade edilen özgürleşmiş emekle özgürleşmiş sermayenin buluşmasıydı.


Onun için bugünkü globalleşmeye tam bir globalleşme demek de mümkün görünmüyor.


Gelelim, bugünkü globalleşme dünyada neyi değiştirdiğine…


Bugünkü globalleşme dünyada çok önemli bir değişikliğe neden oldu: Asya ülkeleri Batı’nın üretim üslerini birer birer ele geçirdiler. Birkaç yıl sonra dünya ekonomisinin efendileri artık Asya ülkeleri olacak gibi görünüyor.


Bu sonucu Marx’ın olumlu bulması ya da bunun Marx’in dediği oluyor gibi değerlendirmek o kadar saçma ki…


Kapitalizmin üretim üslerinin yerinin değişmesinin Marksizmin gerçekleşmesiyle nasıl bir ilgisi olabilir ki?


Ancak globalleşmenin sonucunda – çok saçma bir varsayım ama – Asya ülkelerinde sınıflar ortadan kalkmış olsaydı o zaman işte Marksizmin gerçekleşmesinde bir adım atıldı filan diyebilirdik. 


Marx’ın tek rüyası vardı. Bu da oldukça basitti. Kara değil, dayanışmaya göre örgütlenmiş bir toplum. Nasıl bugün doktor hastasına para için bakıyorsa, mimar nasıl para için ev yapıyorsa, komünist toplumda doktor hastasına, hastanın iyileşmesi için bakacak, mimar insanın güzel bir evde oturması için proje çizecekti. 


Marx’ın, kendi laflarıyla ifade edecek olursak “balık tutup kitap okuyacağım bir toplum” düşlüyordu. Emeğimizi patrona satmadığımız, onun yerine toplum yararı için kullandığımız, dayanışmacı bir toplum hayalini görüyordu.


Marx’ın ütopyası sadece ve sadece bundan ibaretti.


Haydar Kutlu tipi adamlar işi çok başka yerlerde aradılar.


Sonunda iş Sovyetler Birliği’nde marksizm adına koca pazulu işçi heykelleri yapmaya kadar vardı. 


Marksizm, sanayileşmeyle, büyümeyle birlikte anılır oldu.


Marx’ın derdi kol işçisini kutsamak bir yana, onu bu dertten, yani koca pazulu adam olmaktan kurtarmaktı.


Haydar Kutlu ve “yoldaşları”nın düzeyi ne yazık ki bunu anlamaya müsait değil, hiçbir zaman olmadı, gelecekte de olacak gibi görünmüyor.


Hiç olmazsa rahmetliyi rahat bıraksınlar.  

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.