Hayır sergileyenler

Günümüzde hayırseverlik bir reklam aracı olarak prim getiren bir şey haline geldiği için,  gerçek hayırseverlerle, hayır sergilemek amacıyla hayır yapanları birbirinden ayırmak zor hale geldi. Bazı insanlar yürek değil silikondan yapay vicdanlar taşıdıkları için, en olmayacak şeyleri çıkar konusu yapmakta, insani hassasiyetin en yüksek olduğu değerleri bile reklam aracı olarak kullanmaktan çekinmemektedirler…

Popüler olmak isteyen, şov dünyasında boy gösterme amacı güden ya da starlık konusunda yeteneği olmamasına rağmen kolay yoldan ünlü olmayı amaçlayan bir çok insan bu konuda etik, ahlak, hiçbir insani değeri önemsememekte, bunları kolayca suistimal edebilmektedirler. Dönemin modası neyse onu yapmaktadırlar; örneğin hayvan severlikse hayvan severlik, sokak çocukları ise sokak çocukları, yaşlılar ve huzur evi ziyaretleri ise huzur evi ziyaretleri, gözlerini kırpmadan bu korunmaya muhtaç, hassas insanların hayatlarına girmekte, bir anlık görüntü ve reklam için onların o savunmasız durumlarından yararlanmaktadırlar. Sonucunun ne olacağına bakmaksızın, sırf reklam olsun diye bir çocuğu evlat edinenler ve sonra vaz geçenler bile olmaktadır bu uğurda… Daha vahimi, bu insanların lösemili çocuklar gibi ölümcül bir hastalığa mahküm masum yavrucaklar üzerinden bile prim sağlamaya çalışmaları ve onları bu tür amaçlarına alet etmeleri…

Belki popüler dünya ile ilgili olmayacak ama benim de size hayırsergilemekle ilgili anlatmak istediğim iki örnek var…. Amacım o insanları deşifre etmek değil -ki gerçek isimlerini ve kimliklerini kullanmayı düşünmüyorum zaten- ama bazı insanların hayırseverlik adı altında kişisel egolarını nasıl tatmin etmeye çalıştıklarını ve bunu yaparken de bazı savunmasız insanlara ve canlılara nasıl zarar verdiklerini sergilemek asıl amacım…

Birinci örnek İstanbul’da Sokak Çocuklarını Koruma Derneği bünyesinde, yıllar önce gerçekleşmiştir. Şu anda orda faaliyet gösteren ve bu konuda samimiyetle çalışan insanları ayrı tutmak istiyorum. Bu arada kullanacağım isimlerin gerçek olmadığını da özellikle belirtmek istiyorum.

Çocuklar bizim her şeyimizdir… Umut onlardadır; gelecek onlardadır; Onların sevgileri çıkarsızdır; yürekleri ve vicdanları kirlenmemiştir. Bu yüzden her çocuğun sevgiyi, ilgiyi, gerektiğinde de korunma altına alınmayı hak ettiğini düşünürüm ben. Onların yuvasız kalması, sokaklarda yaşaması, cinsel taciz ve tecavüz dahil her tür pisliğe ve kötülüğe maruz kalması bir toplum için üzüntü duyulacak büyük bir yaradır bana göre…

Bu çocuklara olan duyarlılığım sonucu bir zamanlar aktif olarak böyle bir derneğin faaliyetlerine katılmıştım. Bütün samimiyetimle o çocuklar için bir şeyler yapmak istiyordum. Ama orada tanık olduklarım içimdeki tüm umudu öldürdü ve çaresizlik içinde ayrıldım ordan. Ne bir şey yapabilmiştim ne de yapılan yanlışlıklara engel olabilmiştim. Birileri orada o çocuklar üzerinden  prim sağlamaya çalışıyor, göstermelik de olsa yaptıklarıyla adını duyurup egosunu tatmin ediyordu.O çocukların gerçekte sorunlarının ne olduğu, onlara neler olacağı, yapılan yanlışların onların psikolojilerini nasıl etlileyeceği kimsenin umrunda değildi. Benim gibi umursayan bir iki kişi çıksa da onlar da, bir süre sonra yapılan yanlışlıklara dayanamayıp ayrılıyorlardı…

Örneğin çocukların yanında toplantılar yapılıyor, bu toplantılarda, “bu çocuklardan adam olmaz, bunlarla boş yere uğraşıyoruz” gibi oldukça aşağılayıcı, gönül yaralayıcı, umut kırıcı yılgın, bezgin konuşmalar yapılıyor, onların zedelenmiş ruhlarında kalan son ümit kırıntıları da yok ediliyordu böylece… Sanki bütün o karamsar konuşmaların muhatabı o çocuklar değil de oradaki bir ot yada bitki yığınıydı; varlıkları o kadar değerliydi işte… Aslında yokmuşlar gibi davranılıyordu bu çocuklara…

En son öyle bir şok yaşamıştım ki, o olaydan sonra derneğe bir daha adımımı bile atmamıştım. En azından olanlara  seyirci kalmayacaktım artık; istemeden de olsa bu çocuklara nasıl zarar verildiğine  tanıklık edemezdim…

Evet bu çocukların bir çoğunun durumunun çok kötü olduğu, tiner, bali gibi uyuşturucuların kullanımından tutun, hırsızlık, gasp ve her türlü şiddet eğilimine sahip oldukları ve  kurtulmalarının çok zor olduğu herkesçe biliniyordu. Ama içlerinde azınlıkta da olsa öyle iyi çocuklar vardı ki ve canla başla bu bataktan kurtulmak için çaba harcamaktaydılar bunlar… Ve oradaki insanları tek umut ışığı olarak görmekteydiler.

Onların bu tek umut ışığını da yok etmeye kimin ne hakkı vardı ki…

Hele bunlardan Mustafa adında 10 yaşlarında bir tanesi vardı ki, uygun koşullarda yetiştirildiğinde inanılmaz bir genç olarak ortaya çıkacağı kesindi; Öylesine duyarlı, zeki, yetenekli, ilgiliydi… Ne istersek sonuna kadar yapmak için uğraşır yapamadığı zaman da utanır, gözleri dolar, çok sıkışırsa da ağlardı. Bir gün derneğe uğradığımda Mustafayı önünde bir sürü kitapla kara kara düşünürken buldum. Yanına gidip “nasılsın Mustafa” dememse bardağı taşıran son damla olmuştu. Öylesine sıkışmış, öylesine bunalmıştı ki biriken göz yaşları bir anda boşalıvermişti gözlerinden…

“Hayrola Mustafa neden ağlıyorsun” diye ısrarlarım karşısında, ağlayarak anlatmaya başlamıştı: “Berrak hanım bu kitapları çalış seni ilk okulu bitirme sınavlarına sokacağım, bak göreceksin ne yapıp yapıp sana diploma aldıracağım ve herkesi şaşırtacağım dedi bana ve bu kitapları koydu önüme, ama” dedi ve duraksadı bir an…

Aması neydi ki, ne güzel işte İlkokulu bitirmesine yardımcı olacaktı kadıncağız, sonra da orta, lise, bunda ağlayacak ne vardı ki…

Doğal olarak ilk böyle düşünmüştüm ama çocukcağız “iyi ama ben okuma yazma bilmiyorm ki ” dediğinde, bir önüne yığılmış  hayat bilgisi, kimya, fen, matematik, türkçe kitabına baktım, bir çocuğa ve durumun vehameti karşısında ne diyeceğimi bilemedim. Kadın o kadar ilgisizdi ki,  diploma aldırmayı kafaya koyduğu bu yavrucağın  daha okuma yazma bilmediğinden bile habersizdi…

Bu kadarı olmazdı ya, çocuğa bunca kitap alınıyor, önüne yığılıyor ama çocukcağıza ne bilip bilmediği hiç sorulmuyor, seviyesi hiç ölçülmüyor, en azından bir kerecik yanına oturulup çalıştırılmıyor; bu yapılsa durumu anlaşılabilirdi  zaten…

Merak edip Berrak hanımı sonradan araştırdım biraz ki neler çıktı ortaya… O güne kadar dernek yönetiminde hep liderlik için yarışmış ve diğer kişilerle sorunlar yaşamış. Dernek başkanlığını koymuş kafasına ve bu konuda her şeyi yapmaktaymış; çocukları kobay gibi kullanmak da dahilmiş bunlara ki  bir örneğine bizzat  ben kendim şahit olmuştum…

Daha önce dernek dedikodularından hep uzak kalmıştım, bu yüzden olan bitenden hiç haberim olmamıştı. Şimdi ise öğrendiklerim içimi bulandırmıştı, bu çocuklar için çok üzülüyordum ama yapacak bir şey yoktu, bu kötü niyetli insanlarla daha fazla devam edemezdim ve ayrıldım böylece. İsterdim ki o çocukları da yanımda götürebileceğim bir yerim olsaydı, ama yoktu… Daha kendim bile öğrenciydim, ailemden yardım alıyordum…

Berrak hanım gibiler ne yazık ki her zaman her yerde varlar ve böyle savunmasız insanları egolarını, bitimsiz hırslarını tatmin etmek için her zaman kullanmaktalar… karşısındaki insanların nasıl onlara umut olarak sarıldıklarına aldırmaksızın bunların tek kaygıları; göstermelik  işlerle dikkat çekmek, basında yer almak ve kendinden söz ettirmek ve böylece birazcık popüler olmak, çok yazık…

Anlatmak istediğim ikinci örnek hayvanseverlikle ilgili… Bu konuda da ilginç bir hikayem var sizlere… Gerçek bir hikaye şüphesiz… Hülya Yenidoğan, dünyalar tatlısı bir insan, bir emekli öğretmen… Eşi, çocukları, bir insanın hayatta sahip olabileceği her şeye sahip olmuş ama daha sonra tek şeye adamış kendisini, o çok sevdiği minik kedi yavrularını sokaktan kurtarıp onları yuvalandırmaya… Bunun için gece gündüz çalışıyor. Bel ağrılarına, bacak ağrılarına ve bu konuda doktorunun kesin ikazlarına rağmen bilgisayar başından kalkmıyor ve sokakta kalmış minik kedi yavrularına internetten yuva bulmaya çalışıyor sürekli olarak. Evine kedi yavrularının biri geliyor biri gidiyor; onları temizliyor, hastaysalar veterinere götürüp tedavi ettiriyor, tedavi masraflarını, ilaç masraflarını karşılıyor, bakımını üstleniyor, sonra da yuvalandırıyor onları… Annesini kaybetmiş, sütten kesilmemiş yavrucaklara süt annesi buluyor, hiç bir şey yapamazsa onları koynunda uyutup anne sıcaklığını sağlıyor onlara ve birine verilecek kadar büyüttükten sonra da hemen sahiplendiriyor onları.

Her sahiplendirdiği yavrunun ardından inanılmaz mutlu oluyor; o gece kuşlar gibi hafif uyuyor Hülya öğretmen… Ama bunu hak etmek için insan üstü bir çaba harcıyor, bütün hayvan sitelerine, gazetelere ilanlar veriyor, onları takip ediyor, arayanlara hesap veriyor, gerekirse yavruları isteyenlerin ayağına götürüyor. Her şeyi o minik yavrucukları sokaklardaki açlık, hastalık, pislik ve kötü insanların zülmünden kurtarabilmek için yapıyor… Hülya öğretmenin evine gelen yavrucuklar bir daha asla sokağa dönmüyorlar; mutlaka bir ev, bir yuva buluyor Hülya öğretmen onlara… Bu arada Hülya öğretmenin yine sokaktan aldığı kendisine ait beş de kedisi var. bu kediler eve sürekli giren çıkan kedilere öylesine alışmışlar ki, bırakın dışlamayı, onları  hemen sahiplenip arkadaş oluyorlar; aynı Hülya öğretmen gibi onlar da yürekleri sevgi dolu kedicikler…

Böylesine bir ev işte Hülyaöğretmenin evi ve böylesine bir insan Hülya hanım…Evi, yüzü gibi güler yüzlü, tertemiz… İnsan şaşıyor onca kedi trafiği içinde o evi nasıl öyle gönlü gibi tertemiz tutabildiğine…

Bu arada Hülya öğretmenin kedi yavrularını sahiplendirmedeki bu başarısı, inanmıyacaksınız ama birilerini kızdırıyor,sürekli onun ilanları ile karşılaşmak birilerinin sinirlerini bozuyor… Neden hep bu kadının ilanları başarılı oluyor, neden hep onun yavruları yer buluyor diye öfkelenmeye başlıyorlar birileri Hülya öğretmene… Hayvan sitelerinden biriyle bağları olan bu kadın, etiketini kullanarak siteye Hülya hanım herkesten çok ilan veriyor diye şikayette bulunuyor. Komik değil mi koca insanların bu haseteleri, hayırseverlik kisvesi altındaki kıskançlıkları… Ben şahsen sitenin bu kadını ciddiye alacağını düşünmezdim ama almış ve futboldaki ‘sarıkart’la aynı anlama gelen ‘ sarıpati’ vermiş site Hülya öğretmene… Tüm bunlar bana inanılmaz geliyordu ve çok komikti…

Ya önemli olan o yavrucakların sahiplendirilmesi değil miydi; Hülya hanım daha çok çabalamış ve daha çok yavruya yer bulmuş, bunun neresi kötüydü ve bu insanı cezalandırmak hangi akla ve mantığa hizmetti… Hatta  bu nasıl vicdandı ki emek veren, çaba harcayan  bir insanı böyle bir yaptırıma tabii tutuyordu…

Öyleyse burada hayvanseverlikten başka şeyler söz konusuydu, mesela hayvan sevgisi sergilemek…

Ben tatile gitmeden önce Hülya öğretmene uğradım ve onun “ben bunu hak etmedim” diye kendini yiyip bitirişine tanık oldum. Evet o bunu  hak etmemişti. Bu yavrucuklarlar için harcadığı onca emek, onca para, onca zaman bir yana, onları bu kadar içten ve hesapsız sevdiği için, düşündüğü için hak etmemişti bir kere…

Süslü kokanaların hava atacağım diye “gölge etme başka ihsan istemem” misali  Hülya hanım gibi gerçek hayırseverleri kendi hayırsergilemelerinin önünde engel görüp itip kakmalarını hiç hak etmemişti Hülya öğretmen…

Bana kalsa hiç umrumda bile olmazdı o sitedekilerin ne söyledikleri ya da ne renk pati cezası verdikleri ya, bu Hülya öğretmen işte, önemsemiş hakkında verilen cezayı ve gönlü kırılmıştı…

Umarım bu yazı birazcık gönlünü onarır ve mutlandırır onu…

* İ.Ü Öğretim Üyesi

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here