ÇHD: Ergenekon bir iktidar propagandası

ÇHD’den yapılan açıklama aynen şöyle:


Ergenekon “yargılaması” başladı. Türkiye halkının “Susurluk”tan sonra bir kez daha, halka karşı işlenmiş suçların hesabının sorulacağı, suçluların cezalandırılacağı beklentisine sokulduğu ilk operasyondan ilk duruşma gününe kadar geçen süreçte yaşanan gerçekler, bu operasyonların ve davanın iktidarın propagandasını yaptığı “temiz eller” ve “demokratikleşme adımı” olmadığını göstermiştir.


Bu davada halka karşı işlenen suçların, işkence, cinayet ve katliamların, provokasyonların hesabı sorulmamakta, iktidar güçleri arasında görülen hesabın ve varılan mutabakatın faturası kesilmekte, toplumsal muhalefeti sindirme ve yok etme araçlarından biri olarak kullanıla gelen kontrgerillanın gözden çıkarılmış bir kesimi yargılanmaktadır. 


Gerici, faşizan baskıların, linç girişimlerinin, insan hakları ihlallerinin ve yolsuzlukların ivme kazanarak artmış olması ve artmaya devam etmesi bir “demokratikleşme” ve “temiz eller” hareketinin söz konusu olmadığının bir diğer göstergesidir.  


İnsan Hakları Derneği’nin 2007 Yılı Türkiye İnsan Hakları Raporuna göre :


2003 yılından itibaren insan hakları ihlallerinde belirgin artış yaşanmaktadır.


2007 yılında 66 kişi “yargısız infaz/işkence sonucu/köy korucuları tarafından/kuşkulu olarak ve gözaltında” hayatını kaybetmiştir.


Resmi hata ve ihmal sonucu 48 kişinin öldüğü, 799 kişinin yaralandığı açıklanmıştır.


678 kişi işkence ve kötü muamele iddiası ile başvuruda bulunmuştur.


Toplam 105 olayda siyasi partiler, sendikalar ve dernekler saldırıya uğramıştır. Bunlardan 36’sı polis baskınları olarak gerçekleşmiştir.


Siyasi parti, sendika ve dernek yöneticisi ve üyesi olan 36 kişi saldırıya uğrayarak yaralanmıştır.


138 soruşturma dosyasında sadece düşüncelerini ifade ettikleri için 558 kişi suçlanmıştır. 


Ve tüm bunların üstüne polisin ve askerin istekleri doğrultusunda temel hak ve özgürlüklerin kısıtlanmasına yönelik yeni baskı yasaları hazırlanmaktadır.  


Kontr-gerilla Örgütlenmesinden Ergenekon Davasına 


Devlet içinde mevzilenmiş ekonomik, politik, bürokratik, askeri ve sivil güç odakları arasındaki gerilim ve çatışmanın taraflarının hiç biri demokrasi ve özgürlüklerden yana karaktere sahip değildir. Her biri emekçilerin, yoksulların,  halkların demokrasi, hak ve özgürlük mücadelelerinin baskı altına alınması, şiddetle bastırılması, işkence, haksız gözaltı ve tutuklama, hücre tipi cezaevi gibi araçların sistemli biçimde kullanılması politikalarının ortak uygulayıcısı olmuşlardır. Bu politikaların hukukla ve yasalarla sınırlı kalınarak sürdürülmesi olanaksızdır. Yasal-hukuksal sınırların bittiği yerde kontr-gerillalar, gladyolar, Ergenekonlar öne sürülmektedir. 


Mustafa Suphi ve yoldaşlarının öldürülmesinden, Danıştay, Cumhuriyet gazetesi, Şemdinli olaylarına kadar uzanan tarihsel süreçte yaşanan darbe, provokasyon, cinayet ve katliamlar Türkiye’nin NATO’ya üye olmasından itibaren daha örgütlü, bilinçli ve profesyonel bir yapının eylemleri olarak ortaya çıkmıştır. Gladyo, kontr-gerilla ya da NATO’nun Gizli Orduları olarak da adlandırılan illegal devlet organizasyonlarının Türkiye’deki adı 1950’li yıllarda Seferberlik Tetkik Kurulu, son süreçte Ergenekon olmuştur.  


Mutabakat İddianamesi 


Son yıllarda kontrolden çıkıp kendi başına hareket etmeye başlayan Ergenekon’un tasfiyesi için egemen güçler arasında mutabakat sağlanmış ve operasyonlar başlatılmıştır.  


Onbinlerce sayfalık belge ve doküman ortalığa saçılmasına rağmen, sanıklar -ki sınırlı sayıda ve gözden çıkarılmış kişilerden oluşmaktadır- sadece yasa dışı örgütten ve AKP hükümetine karşı darbe girişiminden yargılanacaklardır. Halen görevde ve hayatta olan ya da olmayan, resmi ya da sivil kişilere, bu kişilerin temsil ettikleri, değişik rütbe ve mevkilerde görev yaptıkları kurumlara yönelik bağlantılar kurulmayarak ve bu bağlantılar üzerinden sonuna kadar gidilmeyerek kontr-gerilla politika ve icraatlarının gelenekselleşmiş devlet politikası olduğu gerçeği gizlenmek istenmiştir. Sonuna kadar gidildiğinde, sağlanan mutabakatın tarafları ve onların öncülleriyle yüz yüze gelme olasılığı neredeyse kesin gibidir.  


Sayısız provokasyon ve cinayet bataklığından devleti ve kurumları temize çıkarmak için Ergenekon çetesinin MİT’le ve TSK ile ilgisinin bulunup bulunmadığı Savcılıkça MİT Müsteşarlığına ve Genel Kurmay Başkanlığı’na müzekkereler yazılarak sorulmuştur. Bu kurumların “ilginin olmadığı” yönündeki cevapları yeterli kabul edilmiştir.  


Diğer yandan, sola ve devrimcilere çamur atma oyunu devletin bilinen dezenformasyon ve manipülasyon politikasının devamı olarak iddianamede yer bulmuştur. 


2500 sayfalık iddianamenin içinde sayısız katliam, provokasyon, yargısız infaz, kayıp, işkence ve kan sıçratma oyunları “saklı”dır.  


Bu iddianamede; 1955  6-7 Eylül olayları / darbeler, darbe teşebbüsleri / Kürt halkına karşı kirli savaş yöntemleri ve suikastlar / Kürt-Türk, alevi-sünni, dinci-laik vb. etnik ve dinsel farklılıkları kışkırtıp birbirlerini kırmaları için yazılan senaryolar, uygulanan provokasyonlar ve muhalif hareketlere yönelik saldırılar / 1977 1 Mayıs katliamı / Maraş (1978), Çorum (1980), Sivas (1993), Gazi katliamları (1995) /  Danıştay saldırısı / Mersin’de bayrak provokasyonu / Linç girişimleri / Laik-Kemalist aydınlara, gazeteci ve sendikacılara yönelik provokatif cinayetler /  Avrupa ve Kafkaslar’da gerçekleştirilen cinayetler ve bütün kanlı sürecin hükümetler, ordu, polis, JİTEM, MİT, Özel Harp Dairesi, valiler, mahkemeler, cezaevleri, itirafçılar, ordu kışlalarında eğitilen Hizbullahçılar, korucular, mafya çeteleri eliyle nasıl icra edildiğinin, yeri geldiğinde kendi uşaklarını bile tereddüt etmeden harcayabilen, hükümetler kurup hükümetler deviren bir rejimin tarihsel kodları “saklı”dır. 


 “Yasadışı örgütlenme” ve “AKP hükümetine karşı darbe girişimi” ile sınırlanan iddianamede yer verilmeyen, böylece kontr-gerilla örgütlemesinin “faili meçhule” terk edilen suçları ve bu iddianamede tespit edilen ve tespit edilmelerinden imtina edilen suç failleri ortaya çıkarılıp cezalandırılmadıkça gerçek bir yargılamadan söz edilemeyecektir.   


Ergenekon denilen devlet/egemen sınıf çetesi hakkında açılan davanın ilk duruşma gününde, acılarımızı kendi iktidar çatışmalarına malzeme yapanların ve halkın yaraları üzerinden hesap görenlerin karşısında,  gerçek demokratikleşme için öncelikle ;


 – Kontr-gerilla ve özel harp dairesinin dağıtılması, işledikleri tüm suçlar sebebiyle tüm faillerinin açığa çıkarılarak cezalandırılmaları,


 – MGK’nın kaldırılması,


 – Adalet Bakanlığı ve yürütmenin yargı üzerindeki denetim, kontrol ve vesayetinin kaldırılması ve yargının bağımsız örgütlenmesinin sağlanması,


 – temel hak ve özgürlükler üzerindeki polis devleti uygulamalarına cevaz veren ve kontr-gerilla yapılanmalarını besleyen sınırlamaların kaldırılması,


– halkın kendini ifade ve siyaset yapma araçlarının bastırılmaması ve geliştirilmesi, düşünceyi ifade özgürlüğü üzerindeki sınırlamaların kaldırılması gerektiğini hatırlatıyoruz.



 

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.