ÇHD: Yargıda güç savaşı

ÇHD’nin açıklaması aynen şöyle:

“Basit sorulara verilmiş basit cevaplar gerçeğin tamamını ortaya koymaktan uzaktır. Meselenin üç ayrı boyutu, önem ve ciddiyet sırasına göre değerlendirilmelidir.

1.

Devlet Güvenlik Mahkemelerinin “şeklen” ortadan kaldırılması zorunluluğuna, devletin bir cevabı olarak inşa edilen Özel Yetkili Mahkeme’ler, “Özel Yetkilerini” devraldıkları günden bu yana Devlet Güvenlik Mahkemesi geleneğini eksiksiz ve kesintisiz olarak devralmıştır.

Gerek bu mahkemeler, gerekse özel olarak bu mahkemelerin kararlarını incelemekte uzmanlaşmış Yüksek Mahkeme Daireleri, hukuktan uzaklaşmayı, adalet ve hakkaniyetten ayrılmayı, anayasal güvenceleri yok saymayı olağan bir tutum olarak benimsemiş, gerekçe olarak da “Devletin Bekaasını” göstermişlerdir.

Mevcut Yargıtay Başkanı GERÇEKER, yıllarca bu dairelerin başlıcası kabul edilen 9. Ceza Dairesinin başkanlığını yürütmüştür. Hukuk devleti üzerine nutuk atmadan önce bu pratiğini hatırlamalı ve kendisine daha özeleştirel bir rol seçmelidir.

Eğer devletin geleceği ve güvenlik ihtiyacı öyle gerektiriyorsa gözünü kırpmadan hukuktan ayrılabilen bu mahkemelere bugün “DEMOKRASİNİN TEMİNATI” gözüyle bakanlar büyük yanılgı içerisindedirler.

Özel yetkili mahkemeler lağvedilmeli ve siyasal suç iddialarının olağan genel mahkemelerce, anayasal güvenceler ve uluslararası sözleşmelerden kaynaklanan temel haklara saygılı bir iklim içerisinde yargılanabilmesi sağlanmalıdır.

2.

Başsavcı CİHANER’in içine düşürüldüğü durum, savcı SARIKAYA’NIN içerisine düşürüldüğü durum hatırlanarak değerlendirilmelidir. Şemdinli iddianamesinde işaret edilen “gerçek faillerin” beklenenden yüksek rütbeli çıkması nedeniyle meslek hayatı bitirilen bu savcının ipini çeken aynı HSYK’dır.

İddianamesini beğenmediği savcının ipini çekip, beğendiği savcıyı koruma altına alan bir yüksek kurul kimseye ne ciddiyetini ne de samimiyetini anlatamaz. Kaldı ki hukuka inanmak konusunda ne ciddi ne de samimi olmadıkları uzun süredir ortadadır.

3.

CMK 250/3 maddesinin Başsavcı CİHANER’i veya onun durumunda bulunanları kanun karşısında “kayırmak” amacıyla yasaya yerleştirildiği açıktır. Birinci sınıf hâkim ve savcılara tanınan bu ayrıcalık bugüne kadar onları bağımsız ve tarafsız yapmamıştır. Yargısal bir güvence olarak görülebilecek bu maddenin, maalesef bizzat hâkim ve savcılarda yerleşik bulunan, siyasal iktidarların veya devletin ihtiyaçlarının hukukun önde kabul edilmesi alışkanlığına hiçbir faydası olmamıştır.

Yine de madde yürürlükte bulunduğu sürece bu bir güvencedir. Bugün açıkça yok sayılıyor olması siyasal iktidardan güç alan özel yetkili mahkemelerin, meslektaşlarının kesik başlarıyla oynamak da dahil olmak üzere, ne kadar pervasızca hareket edebildiklerini göstermiş olması açısından dikkat çekicidir.

4.

HSYK’nın Başsavcı CİHANER’i tutuklatan savcıların özel yetkilerini kaldırmış olması bir başka vakıadır. Meselenin bir hukuk tartışması değil bir güç savaşı olduğunu herhalde en iyi gösteren bu olmuştur. HSYK adı verilen bu garip kurul lağvedilip yerine hakim ve savcıların mesleki kader ve liyakatlarını bizzat belirleyebilecekleri öz örgütleri hayat geirilmedikçe, yargıdaki yaranın iflah olmayacağı bir kere daha görülmüştür.

Kısaca değerlendirecek olursak;

Bu güç savaşının tarafları olarak görülen Yargıtay, HSYK, Özel Yetkili Savcılık ve Mahkemeler, Siyasi İktidar, Ordu gibi aktörlerin hiçbirisi “hukuk aşığı” değildir. Bunların tamamı, halka, yoksullara, ezilenlere, muhaliflere karşı, temel hak ve özgürlükleri yok sayan onlarca sabıkayla malûldürler.

Bu kayıkçı kavgasının hiçbir tarafı bize “demokrasi ve özgürlük” mücadelesi masalı okumamalıdır.

Önümüzdeki görev, bu oligarşik güç çatışması yatışıncaya kadar, tarafların halka karşı yeni adli alışkanlıklar, yasalar, kararlar, kurullar oluşturulmasını engellemeye çalışmaktır.

Ve Çağdaş Hukukçular Derneği olarak diyoruz ki ;

Dün Erzincan’da yaşananlar herkes için başta hukukçular için öğretici olmalıdır.

Herkes bilmelidir!

Özel Yetkili Ağır Ceza Mahkemeleri ve Terör Kanunları ile yaratılan hukuk bu ülkenin havasına salınan bir zehirdir.

Yıllardan beri bu ülkede, bu zehiri soluyoruz.

Bu ülkede sizler de yaşıyorsunuz.

Kendi soluduğunuz havaya, Kürtler için, Solcular için ve Muhalifler için zehir salarsanız, bu zehir bir gün sizin kanınıza da girer.

Olağanüstü hukuk rejimleri ile bu ülkeyi yıllardır adaletsizliğe mahkum ettiniz.

Erzincan Adliyesindeki arama ve gözaltı nedeniyle ayağa kalkan Yüksek Mahkemenin yargıçları, savcıları ve Sayın HSYK üyeleri bu güne kadar bunca adaletsizlik için ne yaptınız ?

Siz, Sayın Yüksek Mahkeme üyeleri, daha birkaç gün önce Baskın Oran’ın tazminat kararını bozarken “Agos gazetesinde yazıyorsan her şeye müstahaksın” Demediniz mi ?

Bugün bağıranlar, yüzlerce Kürt mahkemeye çıkartılmak için aylarca cezaevlerinde bağırırken neredeydiniz?

Sayın yargıç ve savcılarımız,

Adaletsizlikten kimse muaf değildir.

Gelin bu ülkenin vicdan sahibi tüm hukukçuları ile hep birlikte Terörle Mücadele Kanunu iptal edelim ! Özel Yetkili mahkemeleri kaldıralım !

Bizler Adalet istiyoruz! Sadece kendimiz için değil, herkes için adalet istiyoruz, diye bağıralım.

Var mısınız?”

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.