ÇHD’den mum gibi yapacak savcıya eleştiri

ÇHD Genel Sekreteri Selçuk Kozağaçlı, basına ve kamuoyuna başlığıyla yaptığı açıklamada aynen şunları söyledi: 


Ankara Cumhuriyet Savcılarından S.D’nin “özel bir sohbet” sırasında kaydedildiği öne sürülen konuşmasını gerçek bir dehşet duygusu ile dinledik. Adı geçen savcının, bütün belirgin ayrıntılara, aksana ve ses rengine rağmen; rızası dışında kaydedildiği anlaşılan böyle bir konuşmayı hiç yapmamış olduğunu yeterli ve tatmin edici bir biçimde ispatlayabilmesini dileriz.


Ancak kendisinin de dahil olduğu ve Devlet Güvenlik Mahkemelerinden bu yana sürdürülen Özel Yetkili Mahkeme pratiğinin “hukuka aykırı elde edilmiş deliller karşısında kendisini aklayabilme” yönünde pek umut verici bir birikime sahip olmadığı hatırlatılmalıdır. Hukukun herkese bir gün lazım olabileceği ana fikri; belki de değerini bu gibi ironilerde bulmaktadır.


“Beni oraya verecekler, bizim H.Ş.’yi de verecekler, üç ayda Diyarbakır’ı mum gibi yapmazsam” cümlesi; eğer gerçeklik değeri taşıyorsa, her iki ismin halen birlikte faaliyet yürüttüğü Ankara yargı çevresi açısından ayrıca endişe vericidir. Aynı zamanda sorgu hakimliği görevi de yürüten bir mahkeme üyesi ile bir savcının birlikte bir şehri “mum” etmeyi hayal etmeleri, fantezi değeri bir yana bırakıldığında bile, hukuk düzeni ile akraba olmayan bir bakış açısını ve hevesi ortaya koymaktadır.


Muhtemel bir Diyarbakır görevi için tarif edilen “Olayları tavan yaptırırım” teklifi, bugüne kadar yaşadığımız uygulama ve acı deneyim nedeniyle ciddiye alınmalıdır. Nasıl birileri ihtiyaç olduğunu düşündüğü için “Şemdinli bombalaması” meydana geldiyse, nasıl birileri hakim savcı lojmanları civarına “birkaç bomba attırıp” onlara işin ciddiyetini anlatıyorsa, birilerinin de “Olayları tavan yaptırıp” sonra da “Muma çevirme” yoluyla mesleki kariyer yapmaya heveslenmesine şaşırılmamalıdır.  


“Ben karşımda devlet göremiyorum, ben devlet olarak sizi biliyorum, biraz MİT’i biliyorum, biraz Jandarma’yı biliyorum, işinize gelirse…” ifadelerinin bir Cumhuriyet Savcısı’na ait olduğuna inanmak hepimiz için güçtür. Ancak en küçük bir doğruluk payı var ise bile, bu gibi fikirlerin sahiplerine, demokratik bir hukuk devletine inancı olan herkesin aynı cevabı vermesi gerekiyor; Hayır Savcı bey “işimize gelmiyor”. İdare hukukunda size öğretilmiş olması gereken ve “biraz da onu bilseniz” hepimizin rahatlayacağı “devlet teşkilat şeması” ile bu kadar sorunumuz varken, sizin icadınız bu yeni devletin –her kim veya kimlerse- faaliyetlerinin muhatabı olmayı istemiyoruz. 


“Ben devlet olarak sizi bilirim” diye biat edilmiş kimliği meçhul kişinin, aynı zamanda, kendisine bu kadar açık kalplilikle güvenmiş ve “abi” diyecek kadar yakınlık duyan bir Cumhuriyet Savcısıyla özel konuşmasını kaydedip, uygun zamanda medyaya servis yapan kişi olması; sadece savcının “ağabey” seçmedeki hatası veya öznel trajedisi olarak görülmemelidir. Eğer yetkilerini anayasadan almayan kişilere, açık çekle “devlet” unvanı verirseniz, yarın, birlikte yaptığınız iş her neyse, bunun bittiğine karar veren o devletin, sizi gözden çıkarmasına da itirazınız olamaz.  


İddia doğruysa; konuşan kişinin “Adli Kolluk” sıfatıyla yardımcıları olan Ankara Valiliği İl Emniyet Müdürlüğü personeli hakkında, “saunasından” “ayakkabıcısına” zarfından, yer ve yöntemine kadar engin bir bilgi ve mazbut insanlar için gereksiz ayrıntı ile tarif ettiği rüşvet/haraç çarkı, elbette ilgili bakanlık tarafından soruşturulacaktır. Dikkat çekici olan, konuşmacının görevi gereği müdahale etmesi zorunlu bu yozlaşmayı hiçbir rahatsızlık duymadan neşeyle tarif ediyor olmasıdır.


Elbet ilgililerinin açıklamaları ve soruşturmalar tamamlanınca birçok kişi ve kurum açısından sövme, hakaret, suç atfı, tehdit ve anayasal düzenin ilgası anlamını taşıyan bu konuşmalar ve konuşmacılar hakkında hukuksal değerlendirme yapılabilecektir.  


Hukukçular olarak bu kadar açıkça yok sayılmayı hak etmiyoruz. Bu örnekte görüldüğü gibi bütünüyle çürümüş izlenimi verdiğinde dahi; yargının kendi iç dinamikleri ile temizlenebileceğine inanmak istiyoruz. YAR-SAV başta olmak üzere hakim ve savcıların bir araya geldikleri her platformun bu çürümeye karşı mücadele etmesi gerektiğine inanıyoruz.


Öncelikle ismi geçen yargı mensuplarının böyle bir seviyesizlik ve çarpık zihin ile hiçbir ilişkileri olmadığını bizlere açıkça gösterebilmesini umuyor ve buna ihtiyaç duyuyoruz. Ancak aksi durumda, başta Adalet Bakanlığı ve Hakimler Savcılar Yüksek Kurulu olmak üzere tüm hukuk kurum ve örgütlerini bu çürümeye son vermek üzere göreve çağırıyoruz. 

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.