Herodot seyretseydi…*

En iyisi bozulunca, en kötüsü olurmuş!

Latince bir deyişi becerebildiğim kadarıyla çevirdim: “Corrupto optimi pessima…”

Durduk yerde bu söze müracaat niye? Şunu söylemek istiyoruz:

Bodrum en iyisidir ya, onu bozarsanız, ondan en kötüsü çıkar…

Bodrum’u Hollywood sinemacıları, film yapımcıları bir film yapıp öyle bozmuşlar ki ondan daha kötüsü ‘film icabı’ da olsa, mümkün olamazdı; aferin onlara…

NBC televizyonlarında mini dizi olarak gösterilen ve sanıyorum sinema filmi versiyonu da olan, Son Haçlı Şovalyesi ( The Last Templar) isimli film, kasabamızı bir yabani çöl ikliminde gösterince, başta Bodrumlu’lar olmak üzere, ülkemizde herkesi üzdü. Araya Kürt açılımı, Ermeni saçılımı gibi meseleler girdi de pek üzerinde durulmadı; bir tek Reis beyimiz, Bay Mehmet Kocadon zehir zemberek bir dille kınadı olan biteni… Filmde deve kervanları oradan buraya gidiyor, fesli, sarıklı, Bedevi kılıklı adamlar kızgın bir güneş altında yalap şap dolaşıyor; ortalıkta bir kobra yılanı oynatan yok, belki de vardır, ben görmedim.

Basına, “Bu film ekibini de ilçemizde konuk etmekten, Bodrum’u doğru tanıtmaktan gurur duyarız”, dedi Kocadon, gelselerdi onlara her türlü kolaylığı göstermiş olacaklarını ilave etti. Kocadon, “Ayrıca Amerika’da yaşayan rahmetli Ahmet Ertegün’ün eşi Mika Ertegün de Bodrum’un gönüllü turizm elçisidir. Ona da danışabilirlerdi. Bu yanlışlığın düzeltilmesi için uluslararası platformda ne gerekiyorsa yapacağız” diye konuştu. Bodrum Otelciler Derneği sözcüsü Bay Ülkay Atmaca da verdi veriştirdi

Niye kızıyorsunuz?

Hemen dilinize, ‘Türkiye’nin imajına zarar’ lakırdıları peleseng oluyor.

Türkiye’nin imajı bir filmle bozulmaz, efendiler… Zaten biz onu bozmak için elimizden geleni yaptığımız hâlde, hâlâ bozulmuyorsa, akl-ı selim insanlar Türkiye’ye gereken değeri veriyorlarsa, merak etmeyin bir film yüzünden asla bozulmaz.

Bana kalırsa, buna kızmamalı; daha doğrusu böyle film gibi şeyleri parmağa dolamamalı. Adı üzerinde bu bir film, bir kurgusal hikâye, bir masal, bir göz yanıltma sanatı… Siz beğenmeyebilirsiniz, ama beğeneni vardır, öyle görmek isteyeni vardır. Üstelik, ABD’deki sinema kritikleri, bu filme 5 üzerinden 5 puan vermişler; demek Bodrum’u böyle göstermelerinin ötesinde fena da değilmiş. Yapımcının, yönetmenin, dahası filmin alındığı romanın yazarı Raymond Khoury’nin görmek istediği Bodrum bu olabilir. Siz de Yeşilçam’a söyleyin, onlardan bir New York hikâyesi çekmelerini isteyin, bakalım ne yapacaklar? Ağzı açık ayran budalası gibi New York’u yere göğe sığdırmayacaklarına ben eminim…

New York’u yerin dibine batıran filmleri yine onlar yaparlar, NY. Belediye Başkanı Mr. Michael Bloomberg de kalkıp buna söylenmez, patlamış mısırı ve kolasını alıp macerayı seyre gider… Üstüne de Alaska-Frigo yer…

Biz de protesto ederiz.

Bana kalırsa, bu film en kısa sürede Bodrum’a gelmeli, sinemalarda gösterilmelidir.

Bodrumlu oraya gidip seyrettiklerine kahkahayı basmalıdır.

Bunu da dünya tv’lerine gazetemizin televizyonu, Kent TV haber servisi yapmalıdır.

Herodot gibi bir masal anlatıcısını yetiştirmiş Bodrum’un böyle masallara karnı tok olmalıdır. Kızmayınız o nedenle…

Madem Latince bir sözle açtık, yine öyle bitirelim: “Parturiunt montes, nascetur ridiculus mus!” Tapınak şovalyesi dilinde deniyor ki, “Dağ doğura doğura, fare doğurdu…”

Bu film de Bodrum’a fare kadar gelir…

Filmi OASİS sinemasında Reis Beyle yanyana izlemeye ben hazırım!

Kameraman arkadaşımız, muhabir Gökhan Akgözlü, çıkışta kapıda olacaktır; Reis Bey yanıtlamaya hazır olunuz…

*Bu yazı GazeteKent’te de yayınlanmıştır.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.