His name was Osho

Amerikalı yazar Tom Robbins’ın, ‘Hz. İsa’dan sonra en tehlikeli adam’ olarak nitelendirdiği Bhagwan Shree Rajneesh, nam-ı diğer Osho, ölümünden bu yana 15 yıl geçmesine rağmen güncelliğini hâlâ koruyor. Geride, binlerce konuşmasından derlenmiş 650 kitap, yirmiyi aşkın Meditasyon Merkezi ve doldurulması zor olan bir boşluk bıraktı.

1931 yılında Hindistan’ın Madhya Pradesh kasabasında doğan Rajneesh,çocukluğunun, ‘unutulmaz’ güzelliğini birbirlerine derin bir aşkla bağlı anne ve babasının yarattığı sıcacık aile ortamına bağlar. Yedi yaşındayken  kucağında vefat eden  dedesinin ölümü içsel dünyasında fırtınalar kopartır.

‘Sessizliğinden çok şey öğrendim’ dediği o anda, küçücük çocuk birden büyür. Ve böylece, yirmi bir yaşında aydınlanmasıyla kavuşacağı ‘ölümsüzlüğü’ araştırmaya başlar’

‘Bundan önceki yaşamlarımda kendi üzerimde çalışıyor, yapılabilecek her şeyi yapıyordum, ölesiye çabalıyordum, fakat hiçbir şey olmuyordu’ Sarfettiğim efordu beni engelleyen. İnsan aramazsa ulaşamaz. Ama bir noktada ‘arayış’ın bırakılması gerekir’ İşte o gün arayış bitti. Yepyeni bir enerji doğdu’Her yerde vardı,  hiç bir yerde yoktu’ Ağaçlardaydı, kayalardaydı, gökteydi, güneşteydi, havadaydı.  Ve ben, onun hem çok uzak, hem de çok yakında olduğunu düşünüyordum”

Aydınlanışını takip eden iki yıl içinde felsefe öğrenciliğinden öğretmenliğe terfi ederek Jabalpur Üniversitesi’nde çalışmaya başladı. 1966 yılında istifasını verene dek sürdürdüğü profösörlüğü sırasında seyahatlere  çıkıyordu. Hindistan’ı karış karış gezerek konuşmalar yapıyor,  dinî liderlerle açık oturumlarda kapışmaktan geri kalmıyor, tabuları yıkarak; seks, Ghandi, sosyalizm, ortodoks Hinduizm gibi hassas konuları tartışmaktan çekinmiyordu. Sınıf farkı gözetmeden her insanla buluşuyor; bilgisini, sevgisini, ışığını paylaşmaktan kaçınmıyordu.

‘Kahkahayı ruhaniyete geri getiren’, insanlığı esarete sürüklemiş tüm inanç ve dini doktrinlerinlere karşı, politikacıları olduğu kadar da rahipleri eleştiren, kendi deyimiyle, ‘Spiritually incorrect’ asiliğiyle örnek bir öğretmen oldu Rajneesh.  İnsanlık tarihine ait bütün mistik ve dini öğretileri su gibi ezbere biliyor, engin bilgisi sayesinde akla hayale gelebilecek her soruya verebilecek bir cavap bulabiliyordu.

Spontane hareketleri, bulaşıcı gülüşü, yüzlerce alegorik hikayeyle süslediği ateşli anlatımı ve çağdaş insan için modernize ettiği meditasyon teknikleriyle, kendine dünyanın dört bir yanından gelen, ‘sannyasin’ adını verdiği yüzbinlerce mürit çekti.

İnancı, spiritüel gelişmenin amacı ‘samadhi’, yani aydınlamaydı.  Kendini idrak etme yolunu arşınlayan ‘üstün’ insan, ‘Zorba Buda’ olmalıydı. Buda vari bir ruh hali içinde, ulvî gerçeğe ulaşırken; yaşama sımsıkı sarılan, zevkle her anı yaşayan, tutkuyla seven Zorba’ya benzemeliydi. Böylesi bir kişilik zengin, dengeli ve  mutedildi. Kendini toplumsal koşullanmadan arındırabilmişti.  Hürdü’

Rajneesh son nefesine kadar gelip geçen bütün dinlerin ‘bir’ olduğunu, aralarındaki tezatların zaman, yer ve kültür farklılığından kaynaklandığını savundu.  Ona göre insan, yüksek bir güce tapınmak yerine, kendini keşfetmekle yükümlüydü.  Cennetin kırallığı ancak insanın içinde bulunucak, orada kutsanacak, günlük yaşamla birlikte kutlanacaktı.

Dudaklarından düşmeyen şu sözler, izini bıraktığı zamana silinmemek üzere yazıldı: ‘Dhammam sharanam gacchami. -Hayat çözülmesi gereken bir problem değil, yaşanması gereken bir gizemdir.’
________________________________
* Yazarın bu yazısı Radikal Gazetesi Cumartesi ekinde de yayımlandı.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here