Hukukun anlamı ve önemi

PAYLAŞ

Hukuku hukuk olmaktan çıkaran şey adaleti gerçekleştirme süresinin uzunluğudur. Hukukun gerçekleştirmeye çalıştığı adalet çok zaman geç gelir ve geç gelen adalet adalet değildir. Bir suçun kurbanı olmuş kişi bu kurban olma durumunun cezayla dengelenmesini bekler. Gerçekte erken adalet caninin de kurbanın da yararınadır. Zaman geçer, cani de kurban da yaşadıklarını neredeyse unuturlar. İkisi de kararı yadırgayacaktır. Bilincin hızla dönüşen koşulları o günkü benden daha başka bir ben olma durumunu getirir. Birey özellikle sürekli değişen yaşam koşullarında bilincini daha başka bir yönde geliştirmeye başlar. Yaşam koşulları çokça değişmediği zaman bile bilinç kendi olağan dönüşümünü yapacaktır. Zaten cezanın anlamı da burada belirir: ceza bir intikam düzeneği değil bir onarma düzeneğidir. Oysa çok zaman hukukun intikam duygusuyla davrandığını ve kötüler için örnek oluşturmaya çalıştığını görürüz. Hukuk ister ki insanlar adam öldürenin başına neler geldiğini görerek korksunlar. Korku yaratmayı amaçlayan bir hukukun adaleti gerçekleştirebileceğini düşünmek saflık olur. Çünkü korku insanın bilincini bozar ve ruhunda derin izler bırakır. Korkunun bir iyileştirme aracı olduğunu düşünmek çocukluktur. “Korku bencilliği yoketmez, artırır” der George Sand.

Hukuk çok zaman insanların yaşam koşullarını ve ruhsal durumlarını göz önünde tutmadan yargılar verir. Bu noktada yargıcın bilinç düzeni de önemlidir. Doğru yargı verecek bilincin insanı yakından tanıyan bir bilinç olabileceği kesindir. Her alanda olduğu gibi hukuk alanında da eksik bilinç ahlaki sorunlar yaratır. “Bu adam deli midir?” ya da “Bu adam faruk ve mümeyyiz midir?” araştırması bireyi açıklamaya yetmez. Adli tıptan alınmış “Bu adam akıllıdır” ya da “Bu adam yarım akıllıdır” belgesi pek bir şeyi karşılamaz. Şiddet görmüş ve bilinç düzeniyle birlikte tüm duygusal yaşamı altüst olmuş birinin ruhsal sorunları hukuku ilgilendirir mi? Açlığının giderilmesi karşısında onursuz bir yaşam sürmeye alıştırılmış birinin arkadaşının cüzdanını çarpması ya da bakkaldan peynir çalması hukukun gözünde basit bir suç oluşturmanın ötesinde bir anlam taşır mı? Hukuk insan öldürmeye kadar varan uygulamalarında öncelikle toplumun düzenini öngörür, daha doğrusu sorunlarını çözememiş insanların sorunlarını çözmelerine yardımcı olmak yerine onların sorunlarını dondurmalarını ister, onlardan sorunları da olsa doğru durmalarını ya da insana yaraşır davranmalarını bekler. Sorun çözmeyen bir hukuka hukuk diyebilir miyiz? Hukukun temel amacı dikensiz bir yaşam düzenidir, patırtısız gürültüsüz bir düzendir, kölenin köleliğini efendinin efendiliğini bildiği bir ortak düzendir. Hukukun en çok sevdiği şey çelişkileri ve çeşitlilikleri yok gibi göstermektir.

Hukuk bir toplumsal sözleşme düzenini öngörür. Toplumsal sözleşme her zaman çok kötü yapılmış bir sözleşmedir. Çünkü o benim yaptığım bir sözleşme değildir, benim adıma birilerinin yaptığı bir sözleşmedir, bir sözde sözleşmedir.  Sanki haberim olmadan o sözleşmenin altına imzamı koymuşlardır. Her şey baştan sona biçimsel bir düzen kavrayışına indirgenmiştir: yapılabilir şeyler vardır, bir de yapılamaz şeyler vardır. Hukuk denince aklımıza yaptırımlar ve yasaklar gelecektir. Hukuk kurulu düzenin kükremeye hazır bekçisidir. Gerçekte hukuk bireylerarası ilişkileri düzenler gibi yaparken bireylerin arasına soğuk duvarlar koyar, o yetmiyormuş gibi her bireyi devlette anlatımını bulan ortak düzen adına zorunlu davranışlarda bulunmaya zorlar. Her toplumda egemenler hukuku kendi çıkarlarına göre düzenlerler. Bu yüzden dünyada hukuk değil hukuklar vardır, birbirine uymaz hukuklar vardır. İnsanlık en kötü uygulamaları da hukuk yoluyla gerçekleştirmiştir. Öte yandan hukuk her zaman görenekler üzerine temellendiği için bir toplumun kötü özelliklerini de yürürlüğe koymaktan geri durmaz. “Namus” cinayetleri için öngörülmüş olan ceza indirimi gerçekte bir görü zayıflığının açık belirtisidir, namus cinayetinin kendisi kadar ağır bir uygulamadır. Ya da fahişeye tecavüzün çok büyük bir suç sayılmaması yüz kızartıcı bir durumdur. Bütün bunlar bize hukukun gereksizliğini değil önemini duyurur. Hukuk düzenini bir yapay sözleşme düzeni olmaktan çıkarmak ve yaşamın gereklerine, insan olmanın koşullarına uygulamak bir zorunluluktur. Bunun için insanı tanıyan insanların hukuku en verimli ve en olumlu biçimde temellendirebilmek için bir araya gelmeleri gerekir. Hukuku basit bir kurallar dizgesi olmaktan çıkarıp yaşamın gereklerine göre düzenlenmiş bir adalet düzeneği kılmak gerekir. Bunu yapamadığımız zaman hukuk yalnızca bir cezalandırma düzeneği olarak kalacaktır

CEVAP VER