Şişik egolu yazarlar dönemi (II)

Şişik egolu yazarlar dönemi (II)

0
PAYLAŞ

İyi ki Başbakan Tayyip Erdoğan medyadan şikâyet etti.
Gerçi basından şikayetci olan ne ilk politikacı, ne de son politikacı…
Bırakın tam demokrasinin kusursuz işlediği ülkeleri, bizim gibi yarım-yamalak denenen demokrasilerde, tüm politikacıların, başbakanlarin ve bakanların dikkati daima medyanın üzerindedir.
Başbakanın medya şikayetinin haksızlığını sona bırakayım, şu günlerde hedef tahtasına konan bizim yerli yazar makulesinin ne kadar haklı, ya da haksız onun üzerinde durayım.
Bu kadar yazara gerek var mı, yok mu önce onu irdeleyelim.
Bir önceki yazımda Türkiye’de yayınlanan irili ufaklı ulusal gazetelerde hemen her gün, dönüşümlü veya devamlı yazı yazanların sayısı 600 cıvarında…
İri gazetelerin bazılarında 30-40, çok irilerinde ise 100 yazara kadar ulaşıyor “köşe” olmuş, köşe yazarları sayısı.
Bu tablo hem patronu ilgilendirir, hem de tepe yönetimindeki CEO’ları.
Benim üzerinde duracağım sayısal fazlalık yanında, yazarların çapları, nerden geldikleri, ne yapmak istedikleri ve okuyucuları tarafından ne kadar okundukları meselesi.
Yani gazetelerine sağladıkları artı değer var mıdır?
Traja etkileri nedir?
Ayrıldıkları zaman çalıştığı gazeteler traj kaybeder mi veya çöker mi?
Her köşe yazarının, gazetenin trajı kadar okunduğunu iddia etmesi ne kadar doğrudur?
Bir kere Türk basını, yazılısı ve görseliyle birlikte 1980 sonrası Özal döneminde tam bir karmaş yaşadı. Başlar ayak, ayaklar baş oldu.
Hayatlarında roman, hikaye, haber, araştırma yazmamış, bırakın yazmayı bunları okumamış tanınmış her kişiye köşe tahsis edildi.
Gece sahnede çalışan Türk Muzikisi sanatcısı, gündüzleri köşe yazmaya başladı.
Öğlen podyumda boygösteren mankenlerimiz, sabah gazetede kendilerine tahsis edilen odada köşa yazarı oldu.
Her meslek dalında popüler noktaya ulaşmış kim varsa, gazete köşelerine taşındılar. Gazeteler arasında bu tutum bir yarış haline gelince, 1980 öncesi tek başyazarlı gazetelerin tümü “medya sirki”ne döndü.
Özetle “çakma yazar”lık dönemi başlamış oldu.
Bu ise siyasetcilere yaradı.
Çapsız, vizyonsuz, kültürsüz ne kadar popüler sanatcı ve meslek erbabı varsa köşelerinde her konuda ukalalık yapınca, bunlar medyanın en zayıf halkalarını teşkil ettiler.
Bu medya için çöküş, siyasetci için de yükseliş demekti.
Tabii köşe yazarlığı çöplüğü kısa zamanda yazar mezarlığına dönüşmekten geri kalmadı.
Bir hafta, bir ay veya bir yıl yazı yazana, bir süre sonra rastlanamaz oldu.
Eski çamlar bardak olur ama bizim popüler yazarlarımız (!) bu kez yazılı medyad değil, sanal alemde yani internetteki haber portallarında kendilerine yer buldular. Bir süre sonra da kayboldular.
Bu dönemde bazı gazeteler kapandı, bazıları el değiştirdi, bazı para babaları medya dünyasına girdi ve kaos giderek büyüdü..
Buna bir de çok etkili yazarların gazete değiştirmeleri eklendi. tanık olundu.
Daha yeni gelişmeler de oldu.
Köşelerinin babalarının malı gibi kullanan ve kendilerini Tanrı katında sayan bazı ünlü yazarlar, siyasetcilerin hedef tahtası haline geldiler.
Bunların gazeteden atılması, kovulması, istifa etmesi karşısında çalıştıkları gazetelerın batacağı, ya da çok kötü durımda kalacağı, traj kaybedeceği iddiaları yayıldı basın dünyasında.
Oysa ayrılanlar oldu, kovulanlar oldu.
Bu gazetelere bir şey olmadı.
Kısa zamanda toparlandılar.
Bana göre gazetelerin satışında yazarların lokomotif işlevi gördükleri varsayımı iflas etti.
Gazetelerin haberle sattığı biliniyordu.
İyi haber, doğru ve güvenilir haberin her zaman gazeteye hem itibar sağladığı, hem de trajını arttırdığı dönemler geride kalsa da bu gerçek artık yadsınamaz hale geliyordu.
Şu anda 1970’lı yılların toplam traj rakamlarında kalan 2009 yazılı medyasının, daha fazla satamamasının nedenlerini bilmemek için aptal olmak gerekir diye düşünüyorum.
Neden az satıyorlar ve neden siyasetcilerin hedefi haline geliyorlar?
Siyasetcilerin az konuşması ülkenin yararına mı, zararına mı yol açar?
Yoksa bunu ortaya atan köşe yazarının “siyasetci az konuşursa halkımız daha az gerilir” sözleri bazı noktalarda haklı olduğunu mu gösteriyor? Yoksa tam tersini mi?
(devamı var)

BİR CEVAP BIRAK