Şiirin fendi Aliye’yi yendi

Aslında Türkiye gündemine bomba gibi düşen, Aliye’yi “Vurun Kahpeye” romanındaki -yanlış hatırlamıyorsam – öğretmen Aliye konumuna getiren olayla ilgili bir yorum yazacaktım.


Hatta sonunu da Sanem Çelik için hazırladığım bomba gibi bir sözle bitirecektim ki; Açık Gazete’nin ilk sayılarında çıkan barışlara çağrı gibi, içinde umudu ve umutsuzluğu taşıyan bir yazı okudum. Bu şiir o yazının tüm anlamlarını içeriyor. (BKZ Açık Gazetenin yayın ilkeleri. Faruk Eskioğlu.)


İşte Aliye yorumum böylece yarınlara kaldı. Yine de sanal Aliye ve gerçek Sanem ben olsaydım ne derdim:


” Ben Aliye değilim.Sanem “im.
Aliye’den bana ne, Sanem’den sana ne!”


Ama üzülüp kahrolmayın.Yakında Aliye’yi yargılayan bir mahkemede buluşacağız. Kafası karışık seyircilerimizin beyinlerindeki karmaşayı çözerek, dizi kahramanlarını Serap Ezgü’nün kayıpları bulan programında arayacağız. 


İNSANLIKTAN SONSUZA AKIŞ: BARIŞ…


Silinir insanlığın belleğinden silinir
Unutmak bir insanlık halidir
Ezer geçer nice yazılı tarihi
Ezer geçer bir dev silindir


Üstelik aynı yollarda,
defalarca dönenir
kendine engelsiz yollar açar
Savaşlar ve kanlı zaferlerle semirir…


Unuttuğu için anlamaz kör bellek
Alt bilinçlerden kabuslara yansır gerçek
”Tarih tekerrürden ibarettir
savaş hep yenilenen çok eski bir cinayettir”…


Sen sanat insanı, sen bilim insanı
Sen bizlerden tanrısalca daha duyarlı
İşte bu nedenle,
üstündür senin insan genlerin
Ve işte bu nedenledir ki barış,
Barış senin görevin…


Çünkü unutuldukça,
her savaş her kıyım
Ne bir limanın kalır,
ne kumsalın ne de ufacık bir kıyın.
Barışların ömrü bir solukluk moladır ki
iklimi soğuk, buz dağları sivri,
Bütün zamanlar
fırtına öncesi geri sayım.


Sen sanat insanı sen bilim insanısın
sen insanlık adına,
masumlar adına!
Gövdenle değil belki, ama aklınla
geleceği ışıklı bakışlarla tarayan
bir projector yahut
bir savaşsavar olmalısın…


Tablona öyle bir renk koy ki ressam
Paris te saint kenarında bile olsan
Kuzeyin ışıksız renklerini
Doğanın değişmez bir hükmü gibi
sonsuzlara taşıyan,
Bir Rambrant tablosuna
Genç ölenlerin anısına
Bir kıvılcımlık ışık getirsin!


Gözyaşları anaların şakaklarında
Ve dünyanın yeni şafaklarında.
işte o ışıkla
damla damla erisin…


Sen besteci
Salzburg ta salaş piyanondan
Bir nota gitmeli tül perdelerden kayarak
Sınırmış vizeymiş dinlemeden
Sadece kendini duyarak.!


Gidip yerleşmelidir aynı anda
Konya bozkırlarında bir çobanın kavalına
Madritli fakir bir öğrencinin,
Tellerini özenle taktığı ispanyol gitarına.
öyle bir tını olmalı ki o,
insanlığa ait ilk ortak hatıra!


Sen yazar!
Bir sözcük yolla sayfalarından süzerek
Dünya diline doğru bir müjde gibi.
Ya da okyanuslarda yüzerek
kıtadan kıtaya rüzgarlarla gelmeli


O rüzgarlar sanki bir okşayış
öldürülmemiş masumların yanaklarında,
Kesilmemiş ağaçların fısıltısında
Kuşların söylediği bir şarkı
hiçbirisi vurulmamış
serseri bir avcının serseri kurşunuyla
yere çakılmamış
İşte o şarkı ,
Barış hep barış!


Öyle bir buluş yap k; sen bilim insanı !
Hainleri, zalimleri gözlerinden tanı
Ele versin onları irin gibi bakışları
Biz almayalım eksik olsun
onların bir nefeslik barışları.


İşte bu nedenlerle
siz sanat insanısınız siz bilimci !
Sizinle yaşayacaktır
hepimizi yaşatacak olan
O yemyeşil, o dost doğa bilinci.


Ve göreceğiz artık
Her masumum yüzünde
O kutsal ifade
Barış ya da tanrının sevinci!
 
                                                                              


 

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.